top of page
1/1093

ZELİŞ

Güncelleme tarihi: 11 Oca 2022


Lafı döndürüp dolaştırıp, oraya sürüyorum. Zeliş’in yüzüne utangaç bir kırmızılık oturup kalkıyor. Her sözümden bir anlam çıkarmaya çalışıyor. Kuşkuyla bakıyor yüzüme. Yakalıyorum gözlerini ve kaçırdıklarını... Hoşuma gidiyor bu oyun. O belki sıkılıyor, belki sıkılmış gibi yapıyor.

Heyecanlanıyorum, nefesi eskisi gibi ılık naneli... Güldükçe yüzünde çiçekler açıyor. Öyle özlemişim ki onu.

Diğer çocuklar farkında değil bu oyunun. Konuşmalarımızda, bademlerin altı sözcükleri geçince birbirimize bakıyoruz Zeliş’le. Küçük bir kelebek konuyor elime. Çocuklara gösteriyorum; göremiyorlar... Zeliş görüyor. Ben de görüyorum.

-Ne zaman gideceksin Zeliş abla? Diye soruyor çocuklar.

Zeliş’in gözleri gözlerimde.

Bayram biter bitmez.

-Keşke bayram hiç bitmese diyorum. Çocuklar anladıkları için mi, komiklik olsun diye mi gülüşüyorlar bilemiyorum

-Elin elimde diyor Zeliş. Yanındaki kız çocuğuyla bir oyuna başlıyor.

-Elin elimde diyorum. Elimi de götür ne olur giderken diyorum.

Çocukların hoşuna gidiyor kahkahayla gülüşüyorlar. Zeliş’le ben gülemiyoruz. Dışarıda bir gürültü kopuyor, sonra kahkahalar... Birileri daha katılıyor olmalıydı geceye. Rakı sofrası bahçede. Çocuklar dışarıya fırlıyor. Pencerede fesleğenler, yaprağı güzeller, begonyalar... Gözlerime değiyor Zeliş. Gülümsüyor. Yüreğim büyüyor.

-Özledin mi beni?

-Hem de çok.

-Hiç arayıp sormadın ama.

-Aradım.

-Ne zaman?

-Yatılıya başladığımdan beri.

-Yalancı.

-İnan.

-Biraz önce bir şey demiştin.

Yüreğim çarpıyor, çıkıverecek yerinden.

-Ne demiştim?

-Elimi de götür demiştin.

-Evet, öyle dedim.

-Elini değil, seni de götürmüştüm giderken.

Gözlerini kaçırdı. Yanakları kızardı. Zeliş’in babası bir türküye başladı. Dışarıdaki muhabbet iyi olmalıydı. Zeliş’in yanına oturdum.

-Zeliş.

-Efendim.

Gözleri yerdeydi.

-Seni bir türlü unutamadım.

Gerisini getiremedim. Titriyordum. Zeliş başını yerden kaldırdı, yüzüme baktı. Kısa bir sessizlik yaşadık. İkimiz de Zeliş’in babasının söylediği türküye tutunduk.

-Sözlediler beni duydun mu?

-Duydum.

-Kimden duydun?

-Anam söyledi. Yüreğimin bir parçası da koptu sandım.

-Gerçek mi?

-Gerçek.

-Bilmiyor musun?

Omuz silkti yüzüme baktı.

-Niye istetmedin öyleyse?

-İstettim.

-İstettin mi, ne zaman?

-Bilmem.

-Yalancı. Hani beni çok sevdiğini söylerdin?

-Nerede?

-Bademlerin altında.

Utandı. Yüzünde pembe halkalar dalgalandı. Gözlerini kırpıştırdı. Elini avuçlarımın arasına aldım. Yüreği avuçlarımda tezikmiş bir serçe telaşıyla atıyordu.

-Ne derdim orada?

Omuz silkti.

-Bilmem.

Elini çekip kurtarmak istedi. Bırakmadım. Zeliş’in anasıyla, ablam da katıldı türküye.

-Seni öperdim orada.

-Bırak elimi, ben sözlü bir kızım.

-Olsun, ilk sözlün ben değil miyim?

-Bırak aptal!

Güldüm...

-Sen benim hala Zeliş’imsin.

-Zeliş deme bana.

-Niye?

-Bırak birisi gelecek.

-Gelsin bilmeyen mi var sanki?

-Öyleyse niçin almıyorsun beni?

Ah öyle sevindim ki, demek hala beni seviyordu. Zeliş’im benim.

-Hıı ne için almıyorsun beni?

-Ah Zeliş’im, öyle acı çekiyorum ki... Okul, babam, sen... Biraz daha dayanabilseydin.

-Sen istersen...

Ablam içeri giriverdi.

-Ne yapıyorsunuz siz? Bırak bakayım kızı!

Zeliş yanımdan kalktı, pencerenin önüne geçti.

-Kaçırdın kızı deli oğlan.

-Abla Zeliş gitmesin, onunla...

-Kız sözlendi akıllım. Hem senin okulun...

-Bırakırım okulu ne olacak.

-Bak baban duymasın bunu!

-Dur anacım.

Zeliş’i kenara çekti. Pencerenin önündeki dolaptan, üç bardak aldı. Çıkarken;

-Bir yıl daha bekleyemedin; bak Mustafa rütbe takacak iki ay sonra işte. Anana da aşk olsun doğrusu! Bekleyemedi dokuz ay.

Zeliş penceredeki fesleğenin yapraklarını avuçluyordu. Başı önündeydi. Birbirimizden kaçırdığımız bakışlarla içinden neler geçiriyordu kim bilir. Kibar, alçak gönüllü, içtendi. Çok da güzeldi.

-Küsüyor musun bana?

-Hayır, sen istememişsin ki? Ablam anlattı zorla nişanlamışlar seni.

-Peki sen?

-Küsüyorum tabi.

Elini tuttum. Karşı koymadı. Yanağına bir öpücük kondurdum.

-Bırak giderim bak.

Elinden tutup kendime doğru çektim.

-Niye anana beni sevdiğini söylemedin?

-Söyledim ama o akraba çocuğu dinlemediler beni. Sen de inanmadın. Mesajlarıma yanıt vermedin. Telefonunu açmadın. Yalan mı? Bayramlarda yolunu değiştirdin.

-Ben… Ben yanılmışım kendi isteğinle sandım. Çok kırılmıştım.

-Beni dinleseydin…

Kalktım pencereyi açtım. Odaya yıldızlı, hüzne dalgın, anasonlu bir akşam doldu.

-Şu yıldızları görüyor musun?

-Hangilerini?

-Gel dışarıya çıkalım.

Aşağıda kentin ve lunaparkın ışıkları parıldıyordu. Rakı sofrasını saran dostluk, çevresindekileri birbirine sımsıkı bağlamış, Zeliş’in babasının bağlamasıyla çalıp söylediği türkülerle herkes halinden memnun görünüyordu. Çocuklar dışarıya sarkıtılan seyyar bir ampulün ışığında oynuyordu. Zeliş’le bahçeden çıkıp yürüdük.

-Nereye gidiyoruz?

-Bademlerin altına.

-Ben gelmiyorum, saçmalayacaksın yine.

-Saçmalıyor muyum?

-Evet.

-Ama geliyorsun.

-Yıldızları soruyordun, unuttun mu?

-Unutmadım.

-Şu cezve gibi olan yıldız grubu var ya?

-Bizimkiler mi?

-Evet, büyük ayıymış o.

-Büyükayı mı? Ne tuhaf.

-Öyle.

-Bak, şöyle; serçe parmağınla işaret parmağını, bir ölçü yap, cezvenin en alt köşesinden, sağa doğru bir doğru çiz. Dört ölçekte.

-Nasıl yani?

-Ver elini.

-Vermem.

-Niye?

-Yine beni kandırır öpersin.

-Hyır, hayır bak şöyle.

-Bir, iki, üç, dört, o; küçük ayı.

-Hangisi?

-O parlayan.

-Nerden öğrendin bunu?

-Okuldan.

-Okulda yıldızları mı öğretiyorlar.

-Evet yıldızları.

-Yerden de yedi karış yukarıdadır o.

-Ya?

-Tabi.

Küçük Mıstık arkamızdan bağırıyor:

-Zeliş ablaaaa, annen seni çağırıyor. Hemen gelecekmişsin.

Zeliş yüzüme baktı. Eli elimi sımsıkı sardı. Gözlerini kırpıştırdı.

-Çocukken çağırmazlardı değil mi?" dedi.

Uzandı, yanağıma bir öpücük kondurdu. Yüreğime taşıyamadığım kadar dolan hüzün ince bir sızıyla tüm vücuduma yayıldı. Onu tekrar yitirmeye dayanamayacağımı anladım. Gitmesine dayanamadım.


-Zeliş.


Döndü, gözleri doluydu.


-Efendim.

-Benimle gelir misin?

-Ah, evet evet, dedi.


Titriyordu. Badem ağaçlarının arasından yürüdük. Ne okul, ne ailem… Zeliş’im benim, Zeliş’im. El ele tutuşup koştuk…

34 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

KAR