top of page
1/2

On Binlerin Dönüşü ve Trabzon

Güncelleme tarihi: 6 Oca 2022


ANABASİS / Xenophon

Trapesus’a varış şu cümlelerle başlıyor: Buradan sonra, iki günde yedi parasang yol giderek Trapezus’tan denize vardılar. Burası Sinope’nin kolonisi idi. Pontos Eukseinos kenarında ve Kohlar’ın memleketinde kurulmuştu. Helenler burada, Kohlar’ın köylerinde 30 gün dinlendiler. Ve buradan Kohlar’ın memleketini yağmaladılar. Trapesuslular onlara satılık yiyecek arz ettiler. Onları şehre aldılar ve sığır, un, şarap gibi hediyeler verdiler. Komşularla dostluk ahdetmeleri için aracılık yaptılar. Bunlardan da dostluk hediyesi olarak sığırlar geldi.(Anabasis s 151)


Bölgemizle ilgili bilinen bu en eski yazılı kaynakta orijinal anlamıyla ifade bulmuş olan PONTOS kavramı günümüz yorumlarına açıklık getirecek nitelikte olması bakımından oldukça önemlidir. Her nedense, bugün, Pontos denince Rum, Rum denince de akla Egenin karşı kıyısı gelmektedir. Eğer biraz dikkat edilecek olursa, bu kavramdan böyle bir anlam çıkmamaktadır. Zira, Xenophon, kurucularını belirtmeden, açık ve net bir ifadeyle; ‘Trapesus Kohların memleketinde ve Pontos Eukseinos kenarında’, yani, ‘Karadeniz kenarında kurulmuş bir şehirdir ‘demektedir.


Pontos sözü Karadeniz’in mitolojik adıdır. Coğrafi bir kavramdır ve tek başına Karadeniz anlamına gelir. Zamanla, Sinop’tan Karadeniz’in doğusundaki kıvrımın ortalarına kadar olan sahanın siyasi adı olmuştur. Helence değildir. Helenler bu mitolojik Pontos adına Eukseinos sözünü eklemek suretiyle Karadeniz’i PONTOS EUKSEİNOS olarak ifade etmişlerdir. Eukseinos sözü misafirperver anlamına gelir. Bu, kimilerince Karadeniz’in, kimilerince de yerel kavimlerin haşin karakterini anlatmak için kullanılmış ironik bir ifadedir.


Bu paragrafta üzerinde durulması gereken bir diğer husus, Burası Sinope’nin kolonisi idi ifadesidir. Sinope merkez olmak üzere Amisos, Kotyora, Kerasus ve Trapesus Sinope’ye bağlı birer kolonidirler. Koloni kurma faaliyetleri ilk M.Ö. 750-650 yıları arsında başlamış, ancak sınırlı sayıda kalmıştır. Koloni kurma çalışmalarının ikinci evresi M.Ö.650-550 yılları arasıdır. Bu dönemde onlarla, belki de yüzlerle ifade edilecek sayıda koloni kurulmuştur. Küçük küçük şehirler, şehir devletleri ve milletler Akdeniz’in dört bir yanında, Sicilya, Kıbrıs, Rodos, Girit başta olmak üzere birçok adada; Adriyatik ve Ege Denizi kıyılarında, Tekirdağ, Marmara, Karadeniz sahillerinde, Azak Denizinin iç ve en uc noktalarında sayısız koloni kurmuşlardır. Trabzon da, kısaca özetlenen bu muazzam geniş coğrafyada kurulmuş olan yüzlerce koloniden biridir. Onu, İtalya, Fransa, İspanya, Libya, Mısır, Suriye ve Karadeniz sahillerinde kurulu diğer kolonilerden farklı kılan her hangi bir özelliği ve ayrıcalığı yoktur.


Henüz Helen birliğinin kurulmamış olduğu bu dönemlerde en büyüğü dört beş bin kişiden oluşan bir kent devletinin veya bir toplumun denizaşırı uzak yerleri iskân edip oralarda yeni şehirler kurması; tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayacak iş gücünü oraya aktarması, ticaret ve denizcilik faaliyetlerini gereği gibi yürütebilmesi için eleman ayırması, orada güvenliği sağlayacak bir güç oluşturması, sayısal olarak, akla ve mantığa çok da uygun bir görüş değildir. Sadece Miletliler’in 90 kolonisi olduğu bilinmektedir. Milet, Menderes ırmağı ağzında kurulmuş bir Anadolu kentidir. Tüm Miletliler; yaşlı-genç, kadın-çocuk bu 90 koloniye paylaştırılacak olsa koloni başına ancak 30-40 kişi düşer.


Koloniler, sanılmakta olduğu gibi denizaşırı ülkelerden gelip iskân edilen yerler değil, aksine, yerleşik nüfusu yoğun ve ekonomik potansiyeli yüksek olan yerlerde, yerel egemenlerin vergi karşılığı, uzak diyarlardan gelmiş gemici ve tüccarlara tanıdığı imtiyaz sonucu kurulmuş bir ticari sistemin adıdır. Tek cümleyle, kolonilerin kuruluş nedeni, siyasi hâkimiyet değil, ticari faaliyettir.


Kitabın sondan ikinci paragrafının sonlarında, Büyük Kralın (ki bu Pers İmparatorudur) şehirlerinden geçmiş olduğumuz valilerin adları şunlardır(s 277) diyor. Bunlardan bir tanesi de Kapadokya’da Mitradet’dir. Bu Mitradetler, bu tespitin yapıldığı tarihten yaklaşık 100 yıl sonra, Pontos Krallığını kuracaklardır. Belli ki Mitradetler bu bölgenin yerli ve saygın bir ailesidirler. Komana, Pontos Krallığının, özellikle ekonomik anlamda, önemli bir şehridir ifadesi, daha önce Pers asilzadesi olarak verilen Mitradetler’in Kuman asıllı oldukları varsayımını akla getirmektedir. Tokat şehrinin dokuz kilometre yakınında ve halen arkeolojik çalışmaların sürdürülmekte olduğu Komana’nın antik bir Kuman şehri olduğu belirlenmiştir.


Mitradet’in valisi olduğu bölge Pers İmparatorluğunun 19. Satraplığıdır. Bilindiği üzere Pers İmparatorluğu satraplık düzeni ile yönetilirdi. Satraplık bir çeşit eyalet, Satraplar da genişletilmiş yetkilere sahip bir çeşit eyalet valisidir. İskender’in meşhur Asya seferi esnasında bu satraplık anlaşma yolu ile İskender hâkimiyetini kabul etmiş ve İskender orduları bu bölgede Sinop’tan doğuya geçmemiştir. İskender’in ölümünü takibeden dönemde muazzam imparatorluğu generalleri arasında paylaşılırken Mitradet Hanedanından olan Satrap, Kapadokya’nın bir bölümünü de içerisine alan bu sahada Pontos Krallığını kurmuştur(M Ö 298-63). İlk başkentleri Amasya’dır. Amasya vadisindeki kaya mezarları ilk dört Pontos Kralına aittir. Daha sonra, Sinop fethedilince başkent oraya taşınmıştır.


Pontos Kralı V1. Mitraded’in Anadolu’yu işgal etmeye kalkışan Romalılara karşı verdiği kanlı ve çetin mücadele insanlık tarihinin mühim hadiselerindendir. Roma’yı can düşmanı bilmiş, onlarla yaptığı uzun süreli savaşlarda müşkül duruma düşmüş ve damadı olan Ermeni kralına sığınmak zorunda kalmıştır. Giresun yakınlarında bir kaleye sakladığı ailesinin, Romalıların eline geçmemesi için, ölüm şeklini kendileri seçmek üzere katledilmelerini emretmiş olması tarihin en trajik hadiselerinden biridir. Ne acıdır ki, bugün hala bunlara, aslen Romalı anlamına gelen Rum demeye devam edilmektedir.


Mahmut Goloğlu’nun Pontos Krallığı ile ilgili