top of page
1/1076

Münzevi Bir Fikir İşçisi: Cemil Meriç

Nurten B. AKSOY

13.06.2018

*

"Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım; karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?" CEMİL MERİÇ


Başta dil, tarih, edebiyat, felsefe ve sosyoloji olmak üzere sosyal bilimlerin birçok alanında araştırma yapmış ve yazılar kaleme almış; kendini, “yazar ve hocayım, başlıca işim düşünmek ve düşündüklerimi cemiyete sunmaktır” diye anlatan, yaşamını Türk irfanına adayan "münzevi bir fikir işçisidir” Cemil Meriç.


1916’da Reyhaniye’de (bugünkü Reyhanlı) dünyaya gelen Cemil Meriç Balkan Savaşları sırasında Dimetoka’dan göçmüş bir ailenin çocuğudur. Yedi yaşına kadar Antakya’da yaşayan Cemil Meriç, babasının memuriyetten ayrılması üzerine ailesi ile birlikte Reyhanlı’ya döner. Burada ilkokulu bitirdikten sonra yeniden Antakya’ya gider ve Fransız idaresindeki şehirde, Fransız eğitim sistemi uygulanan Antakya Sultânisi’nde okur. Bu okulda iken gözlerinin altı derece miyop olduğu anlaşılır.


İlk yazısı olan “Geç Kalmış Bir Muhasebe” başlıklı makalesi yerel Yeni Gün gazetesinde yayımlanır. On ikinci sınıftayken milliyetçi tutumu, yayımlanan bir yazısı ve bu yazıda bazı hocalarını eleştirmesi yüzünden lise diplomasını alamadan okulu terk etmek zorunda kalır.


Lise öğrenimine devam etmek üzere İstanbul'a gider. Bu sırada Nazım Hikmet ve Kerim Sadi başta olmak üzere dönemin solcu aydınlarıyla tanışır. Liseyi bitirince geçim sıkıntısı nedeniyle 1937’de İskenderun’a döner. Haymaseki köyünde dokuz ay kadar ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra aynı yıl İskenderun’da Tercüme Bürosu’na başkan yardımcısı olur. 1938’de Batı Ayrancı Köyünde ilkokul öğretmenliği, Türk Hava Kurumunda sekreterlik, belediyede kâtiplik gibi geçici işlerde çalışır.


1939 Nisan ayında Hatay Hükümetini devirmek iddiasıyla tutuklanıp Antakya’ya götürülür ve idam talebiyle yargılanır; iki ay sonra beraat eder. 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokuluna burslu olarak kabul edilir, iki yıl bu kurumda öğrenim görür. 1941'den başlayarak İnsan, Yücel, Gün, Ayın Bibliyografyası dergilerinde yazıları yayımlamaya başlar.

1942’de Elazığ Lisesi Fransızca öğretmenliğine atanır; Bu arada öğretmen Fevziye Menteşeoğlu ile tanışıp evlenir. Her iki gözündeki yüksek miyoptan ötürü askerlikten muaf tutulan Meriç, ilk çeviri kitabı olan Balzac’ın “Altın Gözlü Kız” romanını 1943’te yayımlar.

Eşinin tayininin Elazığ’a çıkmaması ve çiftin bu şehirde iki çocuk kaybedip, eşinin ancak İstanbul’da doğum yapabileceğinin anlaşılması üzerine 1945 yılında Elazığ’daki öğretmenlik görevinden istifa edip İstanbul’a gider. 1945’te oğlu Mahmut Ali, ertesi yıl ise kızı Ümit dünyaya gelir.


1946’da İstanbul Üniversitesi’nde Fransızca okutman olarak göreve başlayan Meriç, 1974’te emekli oluncaya kadar Fransızca okutmanlığını sürdürür. Bu arada bir yıl kadar Yirminci Asır dergisinde yazılarını yayımlar. 1948 yılında Victor Hugo’nun Hernani adlı piyesini manzum olarak tercüme eder. Işık Lisesi’de Fransızca öğretmenliği yapar.


1954 yılının bahar aylarında bir kaza sonucu gözlerini tamamen yitirince birkaç başarısız göz ameliyatının ardından, 1955’te vapurla tek başına Marsilya’ya, oradan Paris’e gider. Altı aylık tedavi başarılı sonuç vermeyince yurda döner. Görme yetisini tamamen yitirdiğinden dolayı bir süre bunalıma girse de çevresindekilerin yardımıyla yeniden okuyup yazmaya başlar. Ancak görme yetisini yitirdikten sonra Cemil Meriç'in yazarlık hayatının en üretken çağı başlar. Çevresindekilere okuttuğu Fransızca ve İngilizce metinleri sözlü olarak çevirir ve bunları yardımcılarına yazdırır. Basılmamış olan bir Fransızca grameri hazırlar. Dikte etmek suretiyle makaleler yazmaya devam eder. 1963 yılından itibaren Edebiyat Fakültesi’nin Sosyoloji bölümünde sosyoloji ve kültür tarihi dersleri verir; bu dersleri emekliliğine kadar sürdürür.


Aralıklarla yirmi yıl yazmayı sürdürdüğü günlüklerine 1963 yılında başlar. İlk telif kitabı “Hint Edebiyatı” 1964’te yayımlanır. Bir dünya edebiyatı yazma düşüncesiyle yola çıkan Meriç, İran edebiyatı ile işe başlar, ama sonra Hint edebiyatına yönelir. Doğu medeniyetlerine karşı olan önyargıları yıkmayı amaçlayan ve dört yıllık bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkan eseri, “Bir Dünyanın Eşiğinde” başlığıyla iki kez daha basılır.


Hint Edebiyatı’ndan sonra Batı düşüncesine yönelir ve bu düşünce tarzının önemli bir yönünü aydınlatmayı amaçlar. Bu düşünceyle sosyalizmin temelini atan ve sosyolojinin kurucusu olan Saint Simon hakkında bir eser kaleme alır; ancak basacak yayınevi bulmakta zorlanır. Eser, ancak 1967 yılında basılır.


1965-1973 yılları arasında çeşitli dergilerde yazıları ve çevirileri yayımlanan Cemil Meriç, Hisar dergisinde “Fildişi Kuleden” başlığı ile sürekli denemeler yazar. İstanbul Üniversitesi Fransızca okutmanlığından emekli olduktan sonra yılların birikimini kitaplaştırmaya girişir. O yıl, Türkiye Milli Kültür Vakfı’ndan fikir dalında ödül alır. "Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülâkata bu kitabı yazmak için geldim"; dediği ve onun çeşitli fikir, kültür ve edebiyat meselelerine dair aforizmalarından oluşan “Bu Ülke” adlı kitabı 1976’da yayınlanır.

Medeniyet kavramını tartıştığı “Umran’dan Uygarlığa” adlı eseri de aynı yıl yayımlanır. 1978-1984 yıllarında çoğu Kubbealtı Cemiyetinde olmak üzere konferanslar veren Meriç'in, 1980’de bir edebiyat ve düşünce tarihi niteliği taşıyan "Kırk Ambar" adlı eseri Türkiye Milli Kültür Vakfı Ödülüne layık görülür.


HÜZÜNLÜ GURBET


Güz mevsiminin ortasındayız

Dağların tepelerinde kar var

Kar bir yük gibi binmiş dağlara

Benim hüzünle yüklendiğim gibi

adeta

Dağ nice yükler kaldırır daha

Oysa ben

Diyar-ı gurbette

Küçük bir han odasında

Mum ışığının altında

Bilmem daha ne kadar yük

kaldırabilirim

Bilmem daha ne kadar

dayanabilirim gurbete

Hüzünlü gurbete

Karlar eridiğinde mi kavuşurum

acaba

Geride bıraktığım ahbaba

Kader güldürür benim de

yüzümü elbet

Biter elbet bu hüzünlü gurbet

CEMİL MERİÇ

75 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GÜNAYDIN

1/2