top of page
1/1082

SİS DAĞILMALI

İçinde bulunduğumuz şubat ayında baharı müjdeleyen cemrenin sırayla havaya, suya ve toprağa düşmesi bekleniyor. Doğanın cemre fırçasıyla kendini dışa vuran güzellikleri biraz da olsun içimizi ferahlatır düşüncesi yolun başında saldırıya uğruyor maalesef.


Farkında olmadan aynı sokaklarda bulunduğumuz kötülük bizim uykularımızdan şoklarla uyanmamıza ve uyuma güçlüğü çektiğimize sebep oluyor. Kaçamıyoruz, çünkü kaçacak yer yok. Kaçmamalıyız da zaten. Oturup gereğini yapmalıyız birlikte olacaklarımızla. Karşı koymak kayıplarımızı mutlaka azaltacaktır.


İnsanlık olarak iki yıldır suçlu suçsuz hepimizin yakamıza yapışmış olan Covit-19 salgını ve ardı sıra ortaya çıkan varyantları yaşamımızın aslında ne kadar kısa olduğunu hepimize gösterdi. Birçoğumuz bu amansız salgında yakınlarımızı, tanıdıklarımızı ya da bildiklerimizi kaybettik. Kayıplar o kadar hızlı ki, birinin yasını tutamadan bir başka can’ın kaybını duyar olduk. Uzun bir süre iççice olacağımız salgının hepimize öğrettikleri olduğunu düşünüyoruz.


Ekolojinin hassasiyetlerinin yaşamın hassasiyetleri olduğunu acı şekilde herkes farkına varıyor. Sadece insanla var olmadığımızı, tüm canlı çeşitleriyle yaşam sarmalı içinde, döngüsel bir yaşam yolculuğunda olduğumuz şimdilerde daha iyi kavranıyordur. Ancak, yaşantılarıyla uzun bir oluş sürecinde olan insan bazen olmuyor da. Olmayan insan başkalarının yaşamına müdahale edecek hatta kast edecek kadar tehlikeli bir yerde de olabiliyor. Elbette ki, insanın sosyo psikolojik gelişim sürecini etkileyen sayısız argüman mevcut. İnsanı olduran, genetik bir sebepten bağımsız, içinde yaşadığı sosyo kültürel yaşamdır. Sosyo kültürel yaşam da mevcuttaki ideolojinin sarmalıdır. Onun için yaşantılarımız ve tüm sonuçları politiktir. Aynı toplumsal koşullarda yaşayan aklı yerinde bireylerin kötülükleri veya iyilikleri o toplumu oluşturanların tümünün bir şekilde müşterekleridir. Bu bağlamda aynı havayı teneffüs ettiklerimizin yapıp ettikleri bir şekilde bizi de ortaklaştırıyor. Her canlıya karşı yoğun bir empatiyle eşitlik ve adaletin yanında durarak ancak iyiliği güçlendiririz. Kötülüklere karşı etkisiz, duyarsız kalmak, kötülüğe karşı örgütlenmemek işlenecek suçlara negatif destek olmak anlamına gelecektir.


Yaşadığımız korkunç salgın döneminde bile gerek sağlık bilimi gerekse de yaşam hakkı açılarından alınması gereken önlemlerin ciddiyetle alınmaması ülkemizde ve diğer bazı ülkelerde sayısız trajedilerin yaşanmasına sebep oluyor. Bu trajedilerin başında kadın cinayetleri, sağlık haklarına erişim sorunu, savaş ve çatışmalı coğrafyalar, hayat pahalılığı, işsizlik ve açlık tehlikesi gelmektedir.


Sisle sarılı olsa da döndüğümüz her yan cemrenin illaki havaya, suya ve toprağa dokunacak gerçeği bu dönem için az da olsa vicdan sahiplerini teselli eder mi acaba? Kalbimiz yitip gidenlerle, zaman ve mekândan bağımsız, sızlasa da beklenti işte, diye düşünüyor insan. Ama hayat düşten, düşünceden çok daha hızlı ilerliyor.


Şubat 2022 ‘nin son haftasında dört kadın cinayeti ile karşı karşıya kalıyoruz yeniden. Bir önceki ay ise 26 kadın cinayeti işlenmiş bir ülkede kendimize gelmeye çalışıyoruz. Bu cinayetlerden biri on altı yaşında gencecik bir kız çocuğu. On altı yaşında Sıla Şentürk. Mutlu olmanın hayali ile dünyayı hayatı, dünyayı tanımaya çalışırken vahşice öldürüldü. Hayalleri toprağa gömüldü. Toprak bir tel saçını bile incitmesin…Patriyarka, ataerkil baskın ve zorba kültürün kutsanmış erkekliği kadın cinayetleriyle iktidarını güçlendirdiği mesutluk içinde. Ve yine ahlar vahlar … Oysaki örgütlenip siper olmak gerekir tüm kötülüklere. Örgütlenip eşit ve özgür hayatı kurana dek sokaklarda kalmak gerekir hep birlikte. Yoksa sokaklar sokağa sürülen katillerin kötülük ektiği tarlaları olur. İstanbul Sözleşmesinin yeniden yürürlüğe girmesi başta olmak üzere kadına yönelik her türden faşizan saldırıya karşı her türlü yasal tedbirin alınması için daha çok olup daha güçlü ses çıkarmalıyız. Kadın katilleri asla eli kolu sallayıp gezememelidir. Kadın katillerine ve çocuk istismarcılarına kesinlikle af çıkarılmamalıdır. Nafakanın kısıtlanması, 6284 sayılı yasanın’ın kırpılmasından vazgeçilmelidir. Katilleri yaratan ataerkil yaşam tarzı ile her aşamada mücadele etmeliyiz.


Ah, bir de “gecelerinde aç yatılmayan, gündüzlerinde sömürülmeyen” bir ülke ve Dünya için özgürlük mücadelesinde nice cemreler olmuş sevgili Saynur Çetiner ve Karadeniz’in hırçın devrimcisi Seçkin Kır erken bahar çekip gittiler aramızdan şubatta. Cemreyi beklerken ardı ardına erkenden giden şairler, İsmail Mert Başat, Güngör Tekçe, Salih Bolat ve Sina Akyol gibi.

Cemreyi beklerken son kötü haber Kocaeli’den geldi. Kocaeli SES Gazetesi sahibi gazeteci Güngör Arslan gazetenin bürosunda silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Güngör Arslan yereldeki yolsuzlukları araştıran ve yazan bir gazeteci diye biliniyordu. Basının özgür olmadığı yerde özgürlükten bahsedilemez.


Neden erken ölür kadınlar, şairler, yazarlar, gazeteciler ve devrimciler? Erken uyandıkları için mi? Emekleri, değerleri, şiirleri, romanları, haberleri ve kavgaları çoktan söylediği için mi; ne söyleyecekse düne, bugüne, yarına ve aşka dair…

Biz kalanların yükü daha da ağırlaşıyor. Yükümüzü hafifletmek için hayatı kucaklar gibi kucaklayalım birbirimizi ve savaş açalım öldüren ne varsa kadını, çocuğu, ağacı, börtü böceği, yarını ve onurumuzu.


Cemre cesaretle düşecek havaya, suya ve toprağa. Biz kendimizden haber verelim …






Etiketler:

54 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2
35cf9ce6e5cc2233f62b47f378d28b4e.jpg

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı