top of page
1/2

NEŞET ERTAŞ

Güncelleme tarihi: 26 Eyl 2022

Halkın sanatçısı, halkın dertlerini dert edinendir. Halk ozanımız Neşet Ertaş, halkın sanatçı olma ünvanını sazının tellerine her vuruşunda ve yüreğindekilerini koparıp türkülere döküşünde göstermiştir. 1938 yılında Kırşehir'e bağlı Çiçekdağı'nın Kırtıllar köyünde doğmuş olan büyük halk ozanı Neşet Ertaş’ı 25 Eylül 2012 yılında hastalığından dolayı kaybettik. “Bozkırın Tezenesi” adıyla da bilinen ozan Türkmen-Abdallık kültürünün ve müzik geleneğinin en önemli ve belki de son temsilcilerindendir.

Çocukluk hayatı İç Anadolu’nun Kırşehir,Yozgat ve Kırıkkale gibi kentlerinin köy ve kasabalarında yoksulluk içinde geçmiştir. Neşet Ertaş hiç okula gidememiştir. Kendisi gibi Abdallık geleneğinin çok değer verilen halk ozanı olan babası Muharrem Ertaş’ın her aşamadaki desteği ile önce keman, sonra cümbüş ve bağlama çalmayı öğrenmiştir.


Babası Muharrem Ertaş ile Orta Anadolu’nun yüzlerce köy ve kasaba düğünlerinde en çok talep edilenleri olmuştur. Yöre halkı onları kendi sesi ve nefesi olarak görmüş ve bağırlarına basmıştır. Muharrem ve Neşet Ertaş’ın bozlakları her gittikleri yerde yöre halkının yaralarına merhem olmuştur. Türküleri de yarını, umudu aşılamış, birbirine küsleri bile omuz omuza halaylara durdurmuştur.


Hangi yaşta olursa olsun dönemin yöre insanın “aşk, sevme, sevdalanma” süreçlerindeki içe kapanıklığını, mahcubiyetini “Bizim oralarda seni seviyorum denmez, gurban olurum sana denir”, diye açıklaması sevgi olgusunun ifade edilenden çok daha derin bir anlamla anıldığının ifadesidir aslında. Ertaş, sazı ve sözüyle hep bu içtenlikle söylememiştir, bozlaklarını ve türkülerini.

Neşet Ertaş "Sanatımın yüzde doksanını babama borçluyum. Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız." derken sadece bir ahde vefa ifadesinde bulunmuyor, devraldığı tarihsel geleneğin yaratıcı ve sürdürücülerini de tarihe kaydediyordu.


1960’lı yıllara kadar başta babasından öğrendiği türküler ve bozlaklarla beraber Orta Anadolu türkülerini plaklarla kayıt altına aldırdı. TRT Ankara Radyosunda türküleri çalmaya başladı. 60’lı yıllardan itibaren kendi yazdığı şiirleri türküye döküp seslendirdi; plaklarını yaptırdı. O yıllardan itibaren birçok halk ozanı ve halk müziği sanatçısı onun türkülerini seslendirmeye başladı. 1979-2003 yılları arasında yaşamını Almanya’da sürdürdü. Orada da onlarca plak yaptı, sayısız konserler verdi. Ülkeye döndüğünde daha zengin bir repertuvarla türkü severlerin gönlünde yeniden taht kurdu.


2002 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından kendisine verilmesi uygun görülen “Devlet Sanatçılığıunvanını kabul etmedi. Devlet sanatçılığı unvanını reddetmesi hakkında şu tarihi sözleri söylemiştir:“ Devlet sanatçılığını bana teklif ettiler. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından verilen üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım."


Neşet Ertaş’ın ünü halk müziğine ve dolayısıyla halk kültürüne önemli katkılarından dolayı ülke dışına da taştı. 2009 yılında Unesco tarafından Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında “Yaşayan İnsan Hazinesi” olarak kabul edildi. 25 Nisan 2011 tarihinde de İstanbul Teknik Üniversitesi Konseyi tarafından Ertaş’a “Fahri Doktor” ünvanı verildi. Neşet Ertaş’ın saz çalma tavrı ve tekniği, sesini kullanma ve bunların yanında şiirlerinin edebî ve estetik değeri, repertuvarı, üniversite ve konservatuvarlarda ders ve tez konusu oldu.


Bu bağlamda, Pir Sultanlar geleneğini sürdürerek coğrafyamızın hüznünü ve coşkusunu sazı ve sesiyle dağların arkalarına da duyuran büyük halk ozanı Neşet Ertaş’ı saygı ve özlemle anıyorum.



21 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments