Mavi Şehirde Sonbahar


Mavi ile yeşilin kucaklaştığı, Akdeniz’in en güzel şehri Antalya sonbaharda bir başka güzeldir. O yeşil ve maviye bir de sarının, kızılın türlü tonları eklendiğinde eşsiz bir manzara kucaklar sizi. Yaz mevsiminin boğucu sıcağında mavi sularında serinlediğiniz Antalya, sonbaharda da denize girebileceğiniz, ören yerlerini gezebileceğiniz; ormanlarında, gürül gürül akan şelalelerinde nefes alabileceğiniz en güzel şehirlerimizden biridir.

Yaz sıcağına dayanamadığım için yirmi bir yıl yaşadığım bu şehre ya ilkbaharda ya da sonbaharda giderim genellikle. Ekim ayının ortalarında, daha çok denize girmek için gittiğim Antalya’da hafta sonu tatilini değerlendirmek adına belli bir hedef belirlemeden bir kültür gezisi yapmaya karar verdik çoluk çocuk ve arabamıza atlayıp batıya doğru yola koyulduk.


Gri bulutların arasından göz kırpan güneş eşliğinde, ilk durak olarak Antalya’nın en önemli antik kentlerinden biri olan, Kemer ilçesine bağlı Phasilis’e vardık. Amacımız hem bu tarihi şehri gezmek hem de o masmavi sularda biraz yüzmekti ama çiseleyen yağmuru görünce denize girmekten vazgeçip antik şehrin kalıntılar arasında dolaşmaya

başladık.

Uzun yıllar Likya'nın doğu kıyısının en önemli liman özelliğini koruyan Phaselis İ.Ö. VII. yüzyılda Rodoslular tarafından kurulmuş bir şehir. Hala dimdik ayakta duran ve şehri çevreleyen su kemerlerinin yanından geçerek şehrin ana caddesinde yürümeye başlıyoruz. İki yanında gezinti yolları ve dükkânlar bulunan bu caddenin yakınında hamamlar, agora ve tiyatro gibi yapılar bulunuyor. Bu yapıların tarihinin İ.Ö. I. ve II. yüzyıla kadar uzandığı ileri sürülmekte.





Antik yolu bitirdiğimizde çam ağaçlarının altında uzanan kumsal ve masmavi deniz tüm ihtişamıyla karşıladı bizi. Sahilde çadırlarını kurmuş kampçıları, minicik bebekleriyle kalıntılar arasında gezen turistleri izleyip manzaranın ihtişamını seyrettikten sonra arabamıza doğru ilerlerken taşların ve çam yapraklarının arasında gözüme çarpan pembe-beyaz çiçekleri merak ederek baktığımda bunların dünya kadar para verip aldığımız o güzelim siklamenlerin minyatürleri olduğunu anladım. Birkaç metre ötede ise bu çiçeklerin pembe bir halı gibi bütün yamaçları kapladığını gördük şaşkınlık ve hayranlıkla. Bu görsel şöleni seyrederek Phasilis’e veda edip yeniden yola koyulduk.


İkinci durağımız biraz daha batıda Kumluca ilçesine bağlı, bir başka antik belde olan Olimpos’tu. Her yıl sayısız turiste ev sahipliği yapan Olimpos yalnızca bir antik kent değil, aynı zamanda tatil yapabileceğiniz ve çok sayıda konaklama imkanının olduğu bir tatil bölgesi.


Bu antik kentin kuruluş tarihi hakkında kesinleşmiş bir bilgi bulunmasa da İ.Ö 167-168 tarihinde Likyalılar tarafından basılan özel sikkelerde, Olimpos isminin sık sık yer aldığını belirtmek gerekiyor. Likya döneminde 3 oy hakkına sahip olan 6 şehir arasında yer alan bu antik kentin, o dönemin yönetiminde önemli bir yere sahip olduğu ve mimari açıdan Roma dönemi ve Helenistik kültürü en iyi şekilde yansıttığı söylenebilir.


Bu tarihi bilgileri okuduktan sonra artık şehri gezebiliriz. Antalya-Kumluca karayolundan ayrılıp aşağıya doğru inmeye başladığımızda yolun kenarında önce Olimpos'la özdeşleşmiş "Ağaç evler" karşılıyor bizi. Sonbaharın hüznünü yansıtırcasına buradaki turistik mekanların çoğu kepenk kapamış. Karnımızın çok acıkmasına rağmen burada yemek yiyebileceğimiz düzgün bir yer bulamıyoruz ve açık bulduğumuz bir bakkaldan aldığımız bisküvilerle karnımızı doyuruyoruz.


Yolun bitiminde dağların arasındaki vadide tüm görkemiyle Olimpos antik kenti karşıladı bizi.Kentin ortasında dağların yamacından süzülerek denize kavuşmaya çalışan, içinde ördeklerin yüzdüğü bir akarsu ve ahşaptan yapılmış küçük bir köprü var. Antik Kent içinde bulunan çok sayıda tapınak, tiyatro, çokgen örgülü duvar ve heykel kaidelerin arasından geçerek Caretta carettaların yumurtlama alanı olan sahile ulaşıyoruz. Burada denize giren, fotoğraf çeken, eşşiz güzellikteki manzarayı seyredenlerin arasına katılarak biraz dinleniyoruz ve yavaş yavaş dönüş yoluna geçiyoruz Akşamüstü serinliğin çökmesine rağmen, bu kadar yolu geldikten sonra ADRASAN'ı görmeden dönmek olmaz diyerek Olimpos'un yanıbaşında bulunan bir başka cennet koya doğru yol almaya başladık. Zaten 5- 10 dakika sonra vardığımız bu şirin beldede dağların suya akseden rengiyle maviden yeşile dönen pırıl pırıl bir deniz karşıladı bizi.


Dünyaca ünlü Likya Yürüyüş Yolu üzerinde yer alan güzel duraklarından biri olan Adrasan, Yine Likya yürüyüş yolunun önemli noktaları olan Gelidonya Feneri, Çıralı ve Yanartaş ile de komşu. Minik çay bahçeleri ve pansiyonların sıralandığı Adrasan koyunun en güzel yanı, doğal yapısının bozulmamış ve kocaman otellerle dolmamış olması.


Karnımızı doyurmak için bulduğumuz bir çay bahçesinde bir yandan gözlemelerimizi yerken bir yandan da karavanlarıyla sahilde konaklayan ve "ikinci baharlarını" yaşayan gençleri (!) gıptayla izledik. Ve burada, bir başka sonbaharda mutlaka birkaç günlük bir tatil yapmamız gerektiğini düşünerek Adrasan'a veda ettik.

Dönüş yolunda, iyice çöken akşam kızıllığında dağlar daha bir ihtişamlı, deniz bir başka güzel, biz ise hayli yorgunduk ama Antalya her mevsim bir başka güzeldi...



Fotoğraflar: Nurten B. AKSOY

4 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA