• Niyazi UYAR

MÜDÜR VEKİLİ HÜLYA



O gün derse geç kalmıştı Emel, hiç kimseye bir şey söylemeden, görünmeden doğru sınıfa yöneldi. Sınıfın kapısını açtı, içeride kimse yoktu. Müdür vekili Hülya öğrencileri kütüphaneye almış olmalı, öğrencilere de:

-Açın kitapları, çalışın, ses çıkaranın canına okurum, anlaşıldı mı? Hey oğlum sana diyorum, anlaşıldı mı?


Yeni öğretim yılının ilk haftasıydı. Saçları uzun olan, kulağında küpe olan, üstünde kot pantolon olan, ojeli, rujlu olan öğrencileri evlerine göndermişti.

-Ben açılış konuşmamda uyardım hepinizi, kurallara uyamayanları okula almam dedim. Siz beni sallamadınız, Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz, benim kurallarım kanundur, benim kurallarıma uymayacak adam daha anasından doğmadı. Siz kim oluyorsunuz, siz dünkü çocuksunuz be, ben kanun adamıyım kanun, kimseyi takmam ben!


Müdür vekili Hülya’nın kıyafet nedeniyle evlerine gönderdiği öğrenciler genellikle son sınıf öğrencileriydi. Öğrenciler kendi aralarında:

-Oğlum ya biz okula mı geldik, askere mi geldik?

-Oğlum burası Hülya’nın toplama kampı!

-Ben ona tükürdüğünü yalatmazsam benim adım Egemen değil, göreceksiniz!

-Göreceksiniz Hülya yarın kontrolden vazgeçecek, Hülya beni tanımıyor!

-Kocasıyla kavga etmiştir, bugün ondan tersliği üstünde, yarın … … herkesi içeri alacak, yapamayacağı şey için kendini yoruyor, beyinsiz kadın!


Zafer kazanmış, Gestapo komutanı özentili, Müdür Vekili Hülya kuruntulu kuruntulu okulun bahçesini turlarken çalışanlar onun gözüne görünmemek için iğne deliği olsa girer! Müdür Vekili Hülya’nın her daim telefonu elindedir. Herkes ona bir telefon mesafesindedir. O an kim aklından geçerse arar, kızılacak bir şey varsa bir güzel paylar. Onun gözüne görünmemek demek “deve kuşu misali başını kuma sokmak demektir!” Çalışanların, öğretmenlerin tanışır tanışmaz ilk iş telefon numaralarını kaydetmektir!

-Alo Temel, çöp sepetlerini niye boşaltmadın, yerler neden kirli, paspas atmadın mı?

- …

-Sürdüreceğim hepinizi göreceksiniz, Allah’ın cezaları, benim kim olduğumu bilmiyorsunuz anlaşılan, öğreteceğim Hülya kimmiş, bu okulda herkes öğrenecek, herkes öğrenecek, herkes Hülya’yı tanıyacak!

Okul bahçesindeki ağaçlar, heybetlidir, heybetli olduğu kadar da tarihidir de.

“Bu ağaçlar kesilmeli, bahçe dümdüz olmalı. Bu ağaçların okulda olması yanlış. Ağacın yeri parktır, dağ başıdır!”

Böyle diyordu Hülya.

-On sefer yazdım Orman müdürlüğüne, kesin bu ağaçları dedim, hiçbir yazıma cevap alamadığım gibi telefonlarıma da çıkmaz oldular, kendilerini bi bok oldum zannediyor Allah’ın cezaları!”

Gören bilen de Hülya’yı inançlı biri zanneder. Sabah akşam Allah kelamını ağzından düşürmez, kafasına uygun biri ile karşılaştı mı?

-Bu akşam ben bi “Ayetel Kürsi “ okuyayım da işlerimiz rast gitsin!

Hülya’nın öfkesi, erkeklerden çok kadınlaradır. Hele hele güzel kadınları hiçbir zaman sevmemiştir. Zeynep, Emel, Ayşe, Sevim, Özlem… En çok onlardan nefret eder. Onun kara kuru cemali, her daim nefret dolu bakışları, vıy, vıy, vıy da vıy konuşması… Sevimsizliğini çoğaltmaktadır. O, uğraşacak birilerini kavga edecek birilerini mutlak bulur; hiç bulamazsa, aynaya bakıp kendisi ile kavga eder.

-Ben güzel değil miyim şimdi, neyim var, kadın gibi kadınım işte? O sürtük Ayşe’den on kat daha güzelim!

Hizmetli, öğrenci, memur, öğretmen hiçbir Allah’ın kulu severek işine gelmez! Hepsinin ayakları geri geri gitmektedir. Günün en verimli saatleri işkence altında geçmektedir adeta. Tanrı, bu dünyada imtihan ediyor sanki onları(!) Canlarına tak etmiştir.


Ayşe Öğretmen gece çok kötü hastalanmış. Kaç gündür hasta hasta okula gitmektedir. Hülya’dan tırstığı için doktora gitmemiş, hasta hasta okula gelmiştir. Evde bulunan ilaçlardan içmiş, hiçbiri iyi gelmemiş, iyi gelmediği gibi İyileşeceğine hastalığı daha da artmıştır.

Okuldan çıktıktan sonra eve zor varmış. Eve varır varmaz da koridora yığılıp kalmıştır. Kaç gündür midesine bir kırık bir şey gitmemiştir!

-Ayşe, kızım Ayşe duyuyor musun?

Cevap yok!

-Ayşe, Ayşe kızım, Ayşe kızım!

-Ambulans çağır ne duruyorsun?

Diye sesini yükseltir Aynur Hanım.


Aynur Hanım. Sessiz, sakin, sakin olduğu kadar da hanımefendi, tam bir Anadolu kadınıdır,” ağzı var dili yok,” deyimi ona dair söylenmiştir sanki!

Ege Üniversitesi Acil’de ilk müdahaleyi yapar doktorlar.

Sonra dâhiliye yoğun bakım ünitesinde yoğun bir tedavi görür Ayşe!

Koma halindeyken:

-Hülya, Hülya, Hülya diye boyuna sayıklar.

Doktorlar, Aynur Hanım’a:

-Hülya kimdir hanımefendi, kızınız durmadan Hülya diye sayıklıyor? Hülya diye biri sanki kızınıza hayatı zehir ediyor!

Ayşe’nin babası, Hülya Hanım’a Ayşe’nin telefonundan mesaj yazarak durumu bildirdiğinde,

Hülya hemen aramış.

-Alo, alo, alo, alo, alo!

Ayşe’nin babası telefonu açmış, fakat ses vermemiştir.

-Alo, alo, alo!


Karşı taraftan ses alamayan Hülya telefonu kapatıp Allah belanızı versin terbiyesizler, yalancı herifler, hastaymış, ne hastası numara yapıyor şımarık kadın, hastaymış; ben de inandım, diye esip gürlemiştir.

Ayşe günlerdir, ayaklarını sürüye sürüye, hasta hasta okula gitmiş, babasının, “gel kızım bir doktora gidelim sözlerine kulak asmamıştır. Ayşe hastadır, Hülya ile yüz göz olmamak için o halde okula gitmiş, derslere girmiştir.


Hülya bu, ölsen bile izin vermez, doktora sevk etmez. Eskiler der ya,”ölüden bile medet umar!”

Doktorlar Ayşe’ye yirmi gün iş göremez raporu yazıp taburcu ederler. Bundan sonra asıl görev Aynur Hanım'a düşer. Aynur Hanım da anneliğin ağırlığı ve iş bilirliği ile kızını tabiri caizse “ayaklandırır!” Aynur Hanım, kızının iyileşmesi için durmadan dua ederken öte taraftan kızının okulda yaşadıklarını düşünmeye başlar. Hülya denilen bu kadın, kızına okulda ne yapmaktadır, nasıl davranmaktadır. Ayşe ara ara okulda yaşadıklarını üstün körü de olsa anlatmıştır annesine! Anlattıkları, anlatmadıklarının yanında devede kulaktır. Bu kadarına bile Aynur Hanım:

-Bir öğretmen, bir eğitimci böyle şeyler yapar mı,” deyip kızının abarttığını bile düşündüğü olmuştur.

Hele doktorların hastanede “bu Hülya kim, kızınız durmadan Hülya diye sayıklıyor,” demeleri taşları yerine oturtmuştur! Aynur Hanım, düşündükçe çıkmaza girer, düşündükçe aklını kaybedecekmiş gibi olur; demek ki bu kadın Ayşe’ye hayatı zehir etmektedir, bir ananın doğurduğu, kendi doğurduğunu yaşamaktan bıktırmıştır. Bir ananın buna rıza göstermesi… Sen doğur, emzir, gecelerce uykusuz kal, yeme, yedir, giyme giydir, gözünden bile sakın; şimdi bir başka ananın doğurduğu, evladının canına kastetsin!

Aynur Hanım, ertesi gün erkenden kalkar, evde kimseye bir şey söylemeden okulun yolunu tutar.

Aynur Hanım, okulun önünde bulunan duvara yaslanarak beklemeye başlar. On dakika, yirmi dakika, yarım saat bekler… Birden az öteden Müdür vekili Hülya’nın“tıkıdık, tıkıdık,” yüksek dağları ben yarattım, alçakları kim yarattı,dedirten kibirli yürüyüşü ile yaklaştığını görür.

Aynur Hanım, onu uzaktan tanımaktadır, oturup sohbet etmişliği yoktur, bir sefer görmüştür topu topu! Gelen kadın tastamam odur.


Cins cins, model model araçlar, onun karşıdan karşıya geçmesine izin vermez vızır vızır! Model model araçları görünce zamane gençliğinin sembol ismi Çetin Altan’ın “içinizi çekmeden silin arabaların camlarını,” şiiri bir mıh gibi gelip çakılır beynine. Cins cins, model model kredi ile borçla alınan arabalar.

Tıkdık tıkıdık gelen Hülya, sanki çenesinin altında bir dirgen varmış gibi insanlara tepeden bakar.

-Günaydın Hülya Hanım!

-Günaydın buyurun!

-Sen buyurun demeyi bilir misin Hülya Hanım?

Hülya Hanım derken sesin etkisi ok deler sokağın gürültüsünü.

-Sen bana böyle konuşamazsın, sen kimsin bakalım, sabah sabah çıktın karşıma?

-Konuşamaz mıyım, nedenmiş o, sen altın …dan, sırmalı …ten mi düştün?

Terbiyeni takın, ben okul müdürüyüm, benimle konuşmaktan men ederim seni!

-Okul müdürüymüş, şeyimin kenarı, okul müdürüymüş!

-Terbiyeni takın kadın deyip avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar. Sözcükler, yarım ağzından çöplen dudaklarından yarım yamalak çıkar.

-Terbiyeni takın, öyle mi, terbiye ha, bunu diyen sensin, terbiyesiz kadın, terbiye ha!

Al sana deyip Allah ne verdiyse öyle yapıştırır ki tokadı, Hülya serilip gider yere. Aynur Hanım, Hülya’ya göre daha kuvvetli, daha iricedir. Öyle olmasa bile Aynur Hanım onca öfkeyi içinde büyütmüş, öfkesi ile intikamı dağ gibi olmuştur. Değil Hülya üst üste on tane Hülya’yı yere serecek güç toplamıştır.

-Terbiyesiz ha, al sana, al sana deyip durmadan tekmeler. Öfkesi o kadar büyüktür ki ne kadar vursa az vurdum sanıp daha kuvvetli indirir tekmeleri. Bu esnada hiçbir Allah’ın kulu onları ayırmaya yeltenmez, Aynur Hanım’ın öfkesinden korkarlar. Aynur Hanım birden Hülya’nın üstüne çıkıp üzüm gibi çiğner. Sonra eğilip saçlarından tutuğu gibi sürümeye başlar, ta okulun önünden kavşağa kadar sürükler. Sonra ayağa kaldırıp tokatlamaya başlar. Vurdukça vurur. Yorulduğunu hissedip bir kenara oturup dinlenmeye başlar. Bu sırada hiç kimse siz ne yapıyorsunuz dememiştir daha! Hülya yere kapaklanmış vaziyette ölü gibi boylu boyunca yatarken Aynur Hanım da kaldırma oturmuş dinlenmektedir. Besbelli öfkesini yenememiş biraz sonra tekrar başlayacaktır.

-Kaltak seni, okulda çalışan herkesi canından bezdirdin, senin yüzünden insanlar işe gelmek istemiyor, çirkinliğin, aşağılık kompleksin, kişilik problemini bu çocuklardan çıkarıyorsun, çirkin karı seni!

Aynur Hanım, Hülya’yı ne kadar dövdü bilinmez, Anadolu’da bir tabir vardır, hani derler ya, “eşek sudan gelinceye kadar!”


Birden bir siren sesi caddeyi yararak onlara doğru gelir. Bir vatandaş 155 i arayarak, polis çağırmıştır. Polis ihbarı alır almaz olay yerine intikal ederek olay mahalline gelmiştir.

Aynur Hanım, karakol sorgusunda yaptıklarından pişman olmadığını Hülya veya ona benzer insanlar çocuğuma böyle davranırsa yine şekilde hareket edeceğini, pişman olmadığını söylemiştir.

Polis de tutuklanma talebiyle savcılığa sevk ederek,

“Aynur Yorulmaz’ın kamu düzenini, asayişi bozduğu için gerekli cezayı alması gerektiği düşüncesini taşımaktayız,” demiştir.


Savcılık sorgusundan sonra Aynur Yorulmaz çıkarıldığı mahkemece devlet memuruna hakaret, darp etmek ve kamu düzenini bozmaktan tutuklanmıştır.

3.9.2018 Bornova

0 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Cemal Süreya'dan eşi Zuhal'e

12 Temmuz 1972 Zuhal'im, hayat! Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim be

TAMİR EDİLEMEZ HATA

GUY DE MAUPASSANT / İki genç kadın, gölgesi bulvara düşen küçük bir parkın yanında karşılaştılar. Karşı karşıya gelince önce hafif bir tereddüt geçirdiler, sonra birbirlerini tanıdıkla­rıma emin olara

Arthur Rimbaud-Paul Verlaine

MEKTUP / Londra, Cuma öğleden sonra 4 Temmuz 1873 Arthur Rimbaud-Paul Verlaine Dön, dön artık, biricik dost, dön. Artık iyi ve kibar olacağıma söz veriyorum. Sana karşı soğuk davranmam inatla sürdürdü

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA