LİMON KOLONYASI


Nurdan Aladağ / Limon Kolonyası

Beş duyumuzun hayatımız boyunca bize eşlik edeceğini düşünürsek, anılarımızı da ilerleyen yaşlara taşıyacağını bilebiliriz. Resim yapmayı öğrendiğimizde, ağaç çizerek üstüne renkli meyveler yerleştiriyorsak, gökyüzünde bulutların üstünde uçma hissi versin diye ağacın dallarına çıkıp oturmuşsak, mahallede komşunun eriklerini henüz olmadan yere düşme pahasına koparıp kaçmışsak, çocukluğumuz yaşanmış demektir. Dizinizde izi kalmış yaralarınız o günleri size hatırlatırken, bahçede dikili narenciye ağaçlarının mis kokusunu yeniden duyarsınız.

Misafir geldiğinde evin en küçüğü olmak, hizmeti sizin yapacağınız anlamına gelir; görevi hatırlatmak ise evin en büyüğünün olunca el, kol, göz hareketiyle bu görev hissettirilir. Cam şişenin dolu olmasından mıdır yoksa deliğin dar oluşundan mı bilinmez! limon kolonyası az akınca bir telaş başlar. ‘’Aman cimri sanılmasın’’ diyerek yorgan iğnesi o da yoksa dantel yapanlardan tığ istenerek kolonyanın çok akması sağlanır, bir oh çekilir. Öyle her yerde bulunmaz, satın alınmaz. Kocaman kavanozlarda bir deneyin yapılışını hatırlatan düzeneği, eczacının sabırla bir elinde şişe bir elinde pompa ile yavaşça doldurması film seyreder gibi izlenir. Yazın kavurucu sıcağında buzdolabından buz gibi su içerken, kafasından aşağı kolonyayı döken çocuğa bağıran ev halkı’’ su değil o’’ diyerek terlik fırlatıldığı da çok olur. Haksız da sayılmazlar hani; bitince kim gidecek almaya, kim verecek parayı diye düşünen çocuklar olmazdı o zamanlar.

Teknolojinin ekrana esir etmediği zamanlarda herkes birbirini özlediği için buluşma günleri yapılır, evlerde tatlı telaşlarla bol muhabbetli saatler yaşanırdı. Çocuk olmak, yaşanan konuşulan her şeyi merak etmek anlamına gelirdi. Annemin peşine takılıp, bu buluşma günlerinde dinlemiyor gibi görünerek hiçbir ayrıntıyı kaçırmayan, kurabiyeleri de fazlaca yiyerek tombik bir kız olmuştum. Çocukluğa ait ne varsa insanın yazıp, o günleri yeniden yaşayası gelse de bazılarını hatırlamak istemezken, küçük bir ayrıntı, duyulan bir koku hızlıca sizi o günlere geri götürür.

Yaz mevsimi olduğu için kapı pencerenin açık olduğu bir gündü. Evin her odasında insanların pasta börek yerken sohbet ettiği bir anda ani bir fren sesi duyuldu. Herkes yerinden kalkıp balkona fırlarken, yerinden kalkmayan Cemile teyzeye gözüm takıldı. Elini kalbine götürmüş Ali’m diye sayıklıyordu. Üzüntüyle geri gelenler arabanın bir çocuğa çarptığını söylerken, korku dolu bakışlarını izlediğim Cemile teyze için herkes harekete geçiverdi. Çabuk biri limon kolonyası getirsin dediklerinde çoktan ev sahibi bir bardak suyun içine kolonyayı bolca dökmüştü bile. Beyaza bürünen suyu zorla da olsa Ali’nin annesine içirmişler, fenalaşıp bayılmasını engellemişlerdi. O koku yıllarca burnumdan gitmedi. Kaza ana caddede olmuştu. Anne yüreği çocuğuna zarar geldiğini hissetmişti. Çarpan aracın şoförü ambulansı beklemeden Ali’yi hastaneye yetiştirmiş, üç ay kırık ayakla dolaşmasına neden olsa da kazayı ucuz atlatmıştı. Yaşananlar hepimize bir ders olmuştu. Cadde kenarında top oynamanın yanlış olduğunu kitaplar yazsa, büyükler uyarsa bir işe yaramazdı.

Anne olmak çocuğunu önce içinde, sonra kucağında ve her zaman yüreğinde taşımaktır. ‘’Kokusunu içine çektiğini ömür boyu unutamazsın ‘’sözünün doğruluğu anne çocuk sevgisinde saklıdır. Mutlu anılarınızı beş duyunuzla hatırlamanız dileğiyle.

78 görüntüleme1 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA