top of page
1/1076

Karşılaşmalar / Cinselliğin Yazılı Dili

Güncelleme tarihi: 8 Oca 2022



İnsan sevdiği bir yemeği yerken hazdan gözlerini kapamaktan utanmadı, bir çiçeği herkesin gözü önünde kokladı, ama cinsel hayatını yüzyıllar boyu bir suç gibi yaşadı. Batı'nın cinsel devriminden beri de bu hayat her alanda ve her anlamda bütün boyutlarıyla inceleniyor; gizleri hala daha tutkuyla, açgözlülükle çözülmeye çalışılıyor.


Tıp bilimi bu yoldaki araştırmalarını tüp bebeğe, erkeklerin de gebe 'bırakılabilecekleri' noktasına kadar getirmiş bulunuyor. Ruhbilim alanında Freud'un libidoya ilişkin bulgularına yüz vermeyenler bile insanlığın cinsel hayat dehlizlerinde ilerlerken libido el fenerine ihtiyaç duymuşlardı, hala da duyuyorlar...


Çıplaklığın resmi ta mağara insanı tarafından da çizildi; heykeli ilk çağlardan beri yapılageldi. Orta çağ, dinsel resimler kisvesi altında duvarlarını cinsel hayata, Eros'un kanatları altındaki aşka göndermelerle donatmış, Adem ile Havva'nın 'şehvet' düşkünlüklerine karşı gözdağı tonunda verilen dinsel öğütler, bizzat şehvetin ifadesi olmuştur. Meryem Ana'nın havadan gebe kalışıyla evin çocuğunu leyleklerin getirişi arasındaki mesafe de çok kısa.


Bir Diskobolos Torso'su için ''mermer heykeldir' deyip geçmeyelim. Disk atan adaleli, başsız erkek heykelinin kanı olimpiyat şenliklerinde kaynasa da, sonraki hayatların damarlarındaki erkek namıyla dolana dolana bugünün maçosuna kadar gelmiş bulunmaktadır. Görüldüğü gibi burada da mesafe çok kısa. Sevişmenin adı bir savaş sanki: ''Hele önce olsun'' ile sonradan olacaklar arasındaki bir savaş. Naim halterini kaldırırken bazen, bazı insanlar silkinip, ''bu adam bunu niye yapıyor?'' diye soruyorlar, ama o adamın kendisi bile bunu sahici anlamıyla, tam olarak neden yaptığının ayrımında değildir; av hayvanlarıyla karın doyurulan zamanlarda avcıya gerekli adale gücü üstünlüğü, şimdi çağdaş avcıya, yani 'şampiyona' duyulan hayranlık kılığında ortaya çıkmakta, sonuçta da 'kuvvet macunu' , 'iktidarsız adam' , 'garaja girmek' , 'gol atmak' , 'fişeklemek' , 'bastırmak' , 'ezmek' , 'komak' , 'iflahını kesmek' vb. gibi iktidara, iktidar özlemine ilişkin deyişler de alanlarda, caddelerde, otobüslerde kendini oradan oraya atmaktadır. Öyle ki, artık ekonomik iktidarda yarışın kaybedilmesi oranında, cinsel hayatın gizli dil servisi de gönüllü olarak iştahla hizmete girmektedir. Aşk, her çağda üst üste binen nedenlerle kendinden o kadar uzağa düşmüştür ki, onun dilini ya sözlü anlatımın yeraltı mağaralarında, ya yazılı dilin çiçek, böcek, meyve adlarında aramak gerekmektedir.


Bilimin dilinde cinsel hayat yeraltı diliyle anlatılmaz. Burada birtakım benzetmeler, anlam kaydırmaları falan da söz konusu değil.


Cinsellik tıp alanında kendisine ereksiyon, vajina, penis, orgazm, genital, ejekülasyon, doyum, boşalım gibi otantik ya da çeviri anlatım yolları bulmuştur. Keşifler kendi dilini de birlikte keşfetmiştir.


Buna karşın cinsel hayatın sözlü ve yazılı anlatımında en adlı adına söyleyişlerin bile önü arkası bir şeyle örtülmüş. Bilim her ne kadar insanlık için çalışıyorsa da, kadavralar, fareler, tavşanlar üstünde çalışıyor, hekimin eli vajinaya demir bir aletle dalıyor. Sözlü, yazılı anlatımın kalktığı yer de, konduğu yer de dirilikle, aynı zamanda hisle yaşanan cinsel hayattır. İnsanın cinsel hayatında iş sahiciliğe bindiği an'da, bu hayat da, bunun anlatımı da gözaltına alınmakta, dolayısıyla cinsel birleşmenin dışavurumu da imalar, benzetmeler, metoforlar, anlam kaydırmaları yoluyla olmaktadır. (Şu an'da benim yaptığım gibi.)


Cinsel hayat gerek bilimde, gerekse sanat ve edebiyatta o kadar yoğun ilgi odağı olduğu halde, bu hayatı anlamaya ve anlatmaya yönelen dil üzerinde bir sorun olarak durulmuş değil. Ancak bir grup feminist son yıllarda dilin erkeksi kullanımı üzerinde durmaya başladı, ancak cins ayrımı penceresinden. Türkçe'de cins isimlerin dişi, erkek olarak ayırımları yok. Batı dillerinde var bu yarılma, ama bilebildiğim kadarıyla sorunun diller arası bir araştırması yapılmış değil. Yine de Raymond Williams'ın Keywords (Anahtar Sözcükler) ana başlığı altında yaptığı çalışma, sanat, sınıf, aile, kurtuluş, iletişim, gelenek, şiddet gibi bazı temel kavramları ifade eden sözcüklerin tarih içinde toplumların geçirdiği, sosyal ve kültürel değişimler sonucu uğradıkları anlam değişikliklerini veriyor ve seks sözcüğü tarihi süreç içinde anlam değişimlerine en fazla uğramış bir sözcük.


Kuşkusuz argo sözcükleri, cinsel hayatın dışavurumu açısından, özellikle bizim en zengin hazinemizdir, ama yazar, erotik hayatı yeraltı yerine, yeryüzünde yazmak, onu kirlenmişlikten çıkarmak isterse, böyle kaynaklardan yararlanması pek olanaklı görünmemektedir. Bu arada çeşitli baskılardan ve örtünme zorunluluğundan ötürü, sözlü anlatıcının da, yazarın kendi cinsi kadar kendindeki engelleri de hesaba katmalıyız.


Ruh Üşümesi'ni romanın Kadın'ı ile Adam'ı arasındaki bir sevişme ekseni çerçevesinde yazmayı tasarlarken kayda aldığım ilk şey şu idi: Sahih bir cinsel birleşmenin, bedenlerin ve hislerin (ruhun) saf akışıyla yaşanabilecek bir sevişmenin ancak düşlemeyle olabileceği. Aşkın anlatı diline zaten fesatlık karışmıştır, ama iki cins birbirine doğru çekilirken, beden dillerindeki farklılık her iki tarafın da ayrıca kendi özel kıvrımları arasında saklanmasına yol açıyorsa, gerçek hayatta sahici bir sevişme gerçekleşemezdi, sadece düşünülebilirdi. Özellikle KİŞİ'lik söz konusu ise, ikinin bir olması olanaksız galiba. (Ayrıca, bana kalırsa iyi ki de öyle.)


Peki ama, düşleme yoluyla da olsa, sahici bir sevişmeyi anlatmaya hangi sahici dille ulaşacaktım? Aşka, cinselliğe ait dilimiz, anlatım yollarımız cinsel hayatlar gereği o kadar fazla kendinden başka bir şey olmuşken, metinle kendim arasındaki anlaşma yolunu nasıl bulacaktım? ''Aynı dili konuşmuyoruz.'' Zamanımızda çok sık kullanılan bu söz, bedenlerin yerinde en gerçek yerini buluyor bence ve Raymond Williams da zaten sözlüğünü artık 'aynı dili konuşmama' olgusu karşısında hazırlamış.


Ruh Üşümesi'nin eksenine aldığım düşsel hayat açısından önümde gerçekten zorlu bir dil engelinin bulunduğunu, tasarımı gerçekleştirmeye oturunca daha açık seçik anladım. Ne olsa ben Kadın'a 'koyacak' Adam'ı yazmayacaktım; kimse de kimsenin 'iflahını kesmeyecekti'. Kısacası, gerçek dünyanın bütün parçalama ve kirletmelerine karşın, ancak düşlemeyle saf ve sahih halini yazabileceğim bir sevişme için kullanılacak dilin de saf ve sahih -üstelik de sarih- olması gerekiyor. Bu anlamda tıp dili hiç işime yaramazdı. Yeraltı cinsellik dili ise ancak 'gerçekçi' anlatının kısmi bir aracı olabilirdi. Kuşkusuz ben, cinselliği en üstü örtülü anlatmış divan şiirimizden yararlanabilir, orada olduğu gibi kaşa keman, dudağa kiraz, yanağa elma, göze badem, boya selvi, ayağa güvercin diyebilir; Alt bölüm girinti ve çıkıntılar için de çiçekleri, böcekleri, kelebekleri yardıma çağırabilirdim. Ama artık ne Mevlana, ne Karacaoğlan, ne de Nedim zamanını yaşıyoruz. Üstelik de görsel sanatlar, sinema ve televizyon, cinsel hayatı insan bedeninin her milimetre karesiyle, dokunuşun bütün boyutlarıyla anlatım alanları içine sokmuş durumda. Beri yanda, yukarıda değindiğim gibi, çağımız, cinsel devrimi yaşamakta olan bir çağ ve insanlar birçok yerde, plajlar bir yana, Batı metropollerinin ana caddelerinde bile anadan doğma gezebilmekteler. Bu durumda artık, ''Adam kadının kumsalda elmalarını sallayarak yürüyüşüne, güvercinlerinin kumda bıraktığı izlere baktı ve göldeki kamışlar ayağa kalktı'' denmesi mümkün mü? Hem, görsel sanatlar erotizmi anlatmayı tekeline almışken, anlatı sanatının, roman ve hikayenin de erotizmi görselleştirmek boynunun borcu, diye düşünmekteyim. Bu durumda düşsel sevişmeyi iç çekmelerle geçiştiremezdim elbette.


Bütün bunlara karşın ve bütün bunlarla birlikte sonuçta önümde büyük bir birikimin de durduğunu anladım. Böyle bir anlatıda pekala eski şiirimizin kullanımlarından yararlanabilir, hem eskilerin bilmediği, uzay çağından doğma bir dili cinselliğin buyruğuna verebilirdim. Artık, en derinlerdekilerin bile bütünüyle keşfedildiği deniz mağaralarına uzanabilir, oradaki deniz hayvanlarının anlatacaklarını dağarıma koyabilirdim. Sonra, elektrik akımı. Bu benim yaşadığım zamanın cinselliği anlatabilecek en güçlü, en çağrışım yüklü tamlamalarından biri. Roket de, uzay da, modüllerin birleşmesi de. Yerinde kullanıldıklarında teknolojik kurulduklarından sıyrılabilen sözcükler bunlar.


Özetle uzaydan mağaraya, hançerden deniz kestanesine geniş bir seçme şansım olduğunu anladığım zaman büyük bir özgürlük duygusu edindim ve bu duyguyla pekala çimler, koyaklar, petaller hiç nazlanmadan yardımıma koştular.


Denilecek ki benzetmelere, çağrışımlı sözcüklere başvurduktan, imgelerle yazdıktan sonra Ruh Üşümesi'nin Karacaoğlan'ın adımbaşı gül kokan şiirinden ne farkı kaldı?


Şu farkı kaldı ki, eğreltilemelere falan başvurarak cinse göndermeli beş şiir, yirmi roman sayfası yazabilirsiniz, ama iki kere üst üste gül demeden, üç kere kamışa ve alete başvurmadan yüz sayfa yazamazsınız. Ben önümdeki çeşitlilikten seçmelerle bunları yaptım işte. Hem zaten erotik, erotizm sözcükleri sadece aşkla ilgili, aşk durumu gibi bir şeyi anlatmıyor; aynı zamanda aşkın anlatımını da tanımlıyor bu kavram. Hatta geçmişte sadece aşk şiirleri demeye de gelmiş. Giderek de aşka dair, insanal dokunma ve birleşmeye dair bütün görsel, dilsel anlatım biçimlerini kavrayıp kapsıyor. Bu nedenle ben de erotizmi düşsel ekseninde sahici kılarken ve bu hayatı anlatıyla görselleştirirken, tıpkı şiirde olduğu gibi, imgelere, çağrışımlara, sözcüklerin anlam zenginliklerine başvuracak ve bunları belli bir ses uyumu içinde kullanacaktım elbette. Öyle de yaptım.


Ruh Üşümesi'nde benim cinsellik diline don giydirmem 'ayıp' kaygısından değil kısacası, yazdığım romanın gereği. Erotizme sayfalarında yer açmış başka romanlarımızdan bu bakımdan ayrıldığına inanıyorum. Tabii Miller'in, Anais Nin'in yazdıklarından da farklıdır Ruh Üşümesi, çünkü onların cinsellik sancılarıyla değil, bütünüyle kendini hissetmeyen insana karşı duyduğum kaygıyla yazıldı.



Adalet AĞAOĞLU

(Ero, Ağustos 1991) Karşılaşmalar Kitabı (33-38 sf.)


Ekleyen : Zeliha AYDOĞMUŞ







124 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GÜNAYDIN

Comments


1/2