top of page
1/1075

İNSAN OLMANIN MİHENK TAŞI

Niyazi UYAR

*

Akıl mı, duygu mu diye sorsalar, ikisi de derim. Birini tercih edip diğerini ötelemek olur mu?

Derler ya insan beynini kullanması bakımından diğer canlılardan farklıdır, hayvanlar içgüdüleriyle alışkanlıkları ile hareket ederken, insan beyni yani onun ürünü aklı ile hareket eder. En azından az çok beyni olanlar için böyledir bu! Beyni geliştiren, büyüten, "işleyen demir ışıldar,” misali onun kullanılmasıdır.

İnsanca çalışmak, hakça bölüşmek, ahlaki olan budur. Bu da aklını kullanmakla mümkündür.


İnsan duyguları ile hareket ederse, yanlış yapar. İnsanın doğru davranış yapmasını sağlayan mantığıdır. Yalnız tek başına beynin üstesinden geleceği bir şey değildir bu! Mantık olmazsa beynin bir işlevi yoktur. Demezler mi, “en azılı teröristler zeki insanlar arasından çıkar.” Ona doğru davranışlar ortaya koymasını sağlayan mantığıdır. Rahmetli anam uçuk kaçık, saçma sapan konuşanlara:

“Huna bak mıntıksız mıntıksız gonuşup duruyo!" derdi.

Ya ana ne kadar akıllı imişsin, okuryazar olmadan bu ülkenin insan profilinin bir cümle ile tahlilini yapıp harika özetledin.


“Mantıksız mantıksız konuşup durma,” yani konuştukların dinlenir olsun, bir anlamı olsun; öyle evinsiz evinsiz konuşma. Bir şey biliyorsan anlat, biz de bir şey öğrenelim, bilmiyorsan adam olmak için sus dinle, feyiz al!


Mantık, insan olmanın mihenk taşıdır. Bu “mihenk taşı” söz öbeğini Osman’ın at oynattığı düzlüklerin Mavilisi’nden duymuştum ilk kez. Yaşıyorsa, ömürlü olsun, vefat etmişse toprağı incitmesin; mekânı cennet olsun demeyeceğim, cennete - cehenneme inanmazdı çünkü!


İşte öyle, insan olmanın mihenk taşı, insanın mantığını kullanabilmesidir. İnsanın duyguları ile hareket edip duygusal tepki vermesi… Ercişliler derdi ki “olûm akilli ôl, akilli!” Mantık önemli hem de çok önemlidir. Özellikle devlet adamlarının akıllı, mantıklı davranış sergilemesi ekmek su kadar azizdir.


Mesela İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın ölmesinin baş sorumlusu, Faşist Hitlerdir, duygularının, hırslarının, insanlık dışı emellerinin sonucu dünyaya kana bulamıştır. Sovyet orduları önünde darmadağın olurken, demiştir ki,


“Ordumuz Moskova önlerinde, Moskova’nın düşmesi an meselesi!" Alman halkına yalan söyleyerek, onların mili duygularını okşamış, bol bol hamaset yapmış! Hitler, Sovyet orduları tarafından mağlup edilmemiş olsaydı, insanlık bunun bedelini çok ağır ödeyecek, on milyonlarca insan ölecekti. Sovyetler Birliği sayesinde insanlık bir ruh hastasından kurtulmuştur, bu manada dünyanın Sovyet ordularına bir minnet borcu vardır.


Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın mimarı, beyni, Mustafa Kemal’dir. Akıl ve mantık her daim kılavuzu olmuştur onun! Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Anadolu’ya geçtiğinde aziz vatanın büyük bir bölümü işgal altındadır. Ordusu dağıtılmış, silahları elinden alınmış ve iflas etmiş bir hazinesi, sürekli savaşlarla yenilen morali bozulan bir ordusu ve ordunun omurgası umutsuz milleti! Onun başarısı, inancından, mücadele azminden, akıl ve mantığının iyi kullanmasından geçer.

Konuyu biraz daha somutlaştıralım. 1970 – 80’li yıllar siyasal kavgalar her yönüyle ülkeyi ele geçirmişti. Akıl değil, duygular hâkimdi, o kadar hâkimdi ki duygular, kardeş kardeşi öldürüyordu. Frenlenemez duygular, insanları esir almış, sağcısı solcusu akıl ve mantıktan uzaklaşmıştı


Eğitim enstitüsünde okuyordum, ev arkadaşlarımızla aynı ideolojiye sahip olduğumuz gibi aynı fraksiyondan da geliyorduk. Arkadaşlarımdan birinin kardeşi de bizim okuldaydı. Fakat onun fraksiyonu ayrı olduğundan o, başka arkadaşları ile başka bir evde kalıyordu. Ne tuhaf değil mi?


İnsanoğlunun ruhunda sevgi varsa, duygu varsa, beyin hücrelerinin her bir noktasına sirayet edecektir. Beyin hücreleri iyi yönetiliyorsa, doğru davranış, mantıklı davranış gösterecektir kendini.


Evet duygu, evet akıl; ama insan olmanın nüvesi hem akıl, hem duygudur. İnsan sözcüğünün içini doldurmak, ben insanım diyenler için ekmek, hava su kadar önemlidir. Peki onun icabı nedir, onun icabı; önce bileceksin, bilmek için de okuyacaksın. Salt okumakla olmaz bu iş, aklını, iradeni kullanacaksın, aklını iradeni kullanmanın yolu birey olmaktan geçer. “Şeyhim, şahım bilir,” demekle hiç olmaz. Birilerinin insanımızın okumasına, aklını kullanmasına neden karşı çıktığını anlayabiliyoruz değil mi? Memlekette anlı şanlı(!) bir profesör, “ben, cahillerin ferasetine güveniyorum,” demesinin iyi niyetle açıklanabileceğini düşünebilir miyiz? Bir ülkede ibadet yerlerinin sayıları eğitim kurumlarından fazla olmasının tartışmasına girmek istemem; lakin ibadet bireysel, eğitim toplumsaldır. Bütün dinlere göre iyi insanlar cennete gidecektir, cennete, cehenneme gitmek kişiseldir; fakat eğitimin, fennin yararı toplumsaldır, hatta bütün insanlık içindir. Salgın günlerinde bilimin, tıbbın ne kadar kıymetli olduğunu küçücük bir virüs beynimize çaka çaka öğretmedi mi?


Şöyle bir kıyaslama ile bu kısa yazıyı noktalamak isterim. Duygu hem insani hem hayvanidir. Duygunun yalnızca insanlarda olduğunu söylemek benciliktir. Bir olay karşısında gözyaşı döken çok hayvan gördüm ben. Derler ki konuya dair inceleme yapanlar:

Duygulanan hayvanların vücut ısıları yükselir, kalp atışları hızlanır. Sevinen kedinin çıkardığı sesler, korkuya kapılan tavukların çıkardığı sesler… Mantık insanidir. İnsanı hayvanlardan ayıran en esaslı ayraçtır. Doğru davranış sergilemek ben insanım diyen herkesin görevidir.


Doğru davranış sergileyemiyorsan ben sana nasıl insan derim?

8 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GÜNAYDIN

コメント


1/2