top of page
1/1074

İÇİM ACIYOR BAHÇEYE


Keşke bir güvercin olsaydım, bu dünya sevmek için çok küçük.


Çiçekleri düşünmüyor kimse

balıkları düşünmüyor kimse

kimse

kalbi güneşin altında iltihaplanan

hafızası yeşil hatıralardan

usul usul boşalan bahçenin

ölmekte olduğuna

inanmak istemiyor

ve bahçenin duygusu sanki

kendi yalnızlığında çürümüş

soyut bir şeydir


evimizin avlusu tenha

evimizin avlusu

bilinmez bir buluttan yağmur bekleyerek

esnemekte

ve boştur evimizin havuzu

tecrübesiz küçük yıldızlar

ağaçların üstünden yere düşüyorlar

balık yuvalarının

rengi uçmuş pencerelerinin aralığından

öksürük sesleri geliyor geceleri

evimizin avlusu tenha


baba:

"benden geçti diyor" diyor

"benden geçti

unumu eledim eleğimi astım"

ve odasında

sabahtan gün batımına

ya Şehname okuyor

ya Nasihü't-Tevarih

baba anneye diyor ki:

"lanet olsun balığa da kuşa da

ben öldükten sonra

bahçe ha olmuş ha olmamış

neye yarar

emeklilik maaşım bana yeter"



annenin bütün hayatı

cehennem korkusu eşiğine serili bir seccadedir

anne her şeyde günahın ayak izlerini arıyor

ve bahçeye de bir bitkinin

küfrünün bulaştığına inanıyor

anne bütün gün dua ediyor

anne doğuştan günahkâr

ve bütün çiçeklere okuyup üflüyor

ve bütün balıklara okuyup üflüyor

anne zuhuru bekliyor

ve gökten inecek lütfu


erkek kardeşim bahçeye kabristan diyor

erkek kardeşim otların karışıklığına gülüyor

ve suyun hastalıklı derisi altında

çürümüş parçacıklara dönüşen

balık ölülerini sayıyor

erkek kardeşim felsefeye bağımlı

bahçenin iyileşmesini,

yok edilmesinde görüyor

düşünüyor erkek kardeşim

sarhoş olup sonra

duvara yumruğunu geçiriyor

çok dertli, çok yorgun,

çok umutsuz olduğunu

anlatmaya çalışıyor

o umutsuzluğunu da

kimliği, takvimi, mendili, çakmağı,

tükenmez kalemi gibi

çarşı pazar dolaştırıyor

ve umutsuzluğu

o kadar küçük ki her gece

meyhanenin kalabalığında kayboluveriyor


çiçeklerin dostu olan ve

anne ona vurduğunda

yüreğinin yalın sözcüklerini

çiçeklerin şefkatli,

suskun kalabalığına götüren kız kardeşim

zaman zaman balık ailelerini

güneşe ve tatlıya davet ederdi

onun evi şehrin öteki ucunda

o naylon evinde

kırmızı naylon balıklarıyla

eşinin naylondan aşkının sığınağında

ve naylon elma ağaçlarının dalları altında

naylon şarkılar söylüyor

ve sahici çocuklar doğuruyor

bizi her ziyarete gelişinde

eteklerinin uçlarına

bahçenin fakirliği bulaştığında

kolonyayla yıkanıyor

bizi her ziyarete gelişinde

hamile


evimizin avlusu tenha

evimizin avlusu tenha

bütün gün kapının ardından

parçalanma sesleri geliyor

ve patlama sesleri

komşularımız bahçelerinin her köşesine

çiçek yerine

şarapnel ve makineli tüfek dikiyor

komşularımız fayans havuzlarının

üstünü kapatıyorlar

ve fayans havuzlar istemeye istemeye

gizli barut ambarına dönüşüyor

ve mahallemizin çocukları okul çantalarına

küçük bombalar dolduruyor

evimizin avlusu şaşkın

ben yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum

ben bunca elin boşunalığını düşünmekten

bunca yüzün yabancılaşmasından

korkuyorum

ben geometri dersini

delicesine seven bir öğrenci kadar

yalnızım

ve sanıyorum bahçe hastaneye kaldırılabilir


sanıyorum...

sanıyorum...

sanıyorum...

ve bahçenin kalbi

güneşin altında iltihaplanmakta

hafızası yeşil hatıralardan

usul usul boşalmakta.

Çeviri : Makbule Aras

Yeryüzü Ayetleri, S. 95-98


Furuğ Ferruhzad


Doğum: 5 Ocak 1935, Tahran, İran

Ölüm: 13 Şubat 1967, Darband, Tehran, İran

İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. İran'ın 20. yy'da yetiştirdiği Fars şiirinin en önemli kadın şairlerindendir.

Furuğ Ferruhzad. Tahran’da bir albayın kızı olarak 5 Ocak 1935 de doğdu. On altı yaşında İran’ın ünlü simalarından Pevez Şapur ile evlendi. Oğlu Kamiyar,1953’te doğdu. 1954 de eşinden boşanmasının ardından bir daha oğlunu göremedi.

Şiirin yanı sıra sinema ve tiyatro ile de ilgilendi. Çeşitli gazetelerde editörlük yaptı. On altı yaşında iken yayınladığı Esir adlı ilk şiir kitabının ardından 1956 da Duvar isimli ikinci şiir kitabını yayınladı. Yirmi iki yaşında yazar ve yönetmen İbrahim Gülüstan’la tanıştı ve sinemaya başladı. Sinemada oyunculuk, senaristlik, kameramanlık, yönetmen yardımcılığı, dublaj, montaj ve yaratıcı film editörlüğü yaptı. 1962 yılında yaptığı bir belgesel filmi o yıl İtalya’da Belgesel Filimler Festivalinde birinciliği elde etti. 1963 yılında yaptığı “Kara Ev” filmi, Almanya’da düzenlenen Ober Havzen Film Festivalinde en iyi film ödülünü aldı. Bu filmin çekimleri için gittiği Tebriz Cüzamlılar Evi’nde tanıdığı küçük Hüseyin’i evlat edindi. 1962 yılında Unesco Ferruhzad hakkında bir belgesel film yayınladı. Aynı yıl Beernardo Bertolicci de İran’a gelerek Ferruhzad’la ilgili bir belgesel yaptı. 1964 yılında şiirinde dönüm noktası sayılan “Yeniden Doğuş” isimli kitabını yayınladı Henüz 33 yaşında iken bir trafik kazasında hayata veda etti. Ölümü ile yarım kalan “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına” isimli şiir kitabı 1974’te yayınlandı.

*

Biyografi kaynak: Wikipedia

*

Derleme: Semihat Karadağlı

89 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2