top of page
1/1094

İNSANLIK BİR SONA DOĞRU



Çevre ile ilgili hemen herkes bir şeyler söyleyebilir. Bu konuda kafa yoran biri olarak, ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Yazıma öncelikle çevreyi tanımlayarak başlamak istiyorum.


Çevre, etraf, dört yanımızda, yakınımızda, uzağımızda gördüğümüz, göremediğimiz her şey, her yer diye tanımlayabilirim.

İnsan, canlıların, en akıllısı, bir o kadarda en cahilidir. Akıllısıdır; çünkü aklını kullanarak, üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yoktur. İlk insandan bugüne gördüğümüz bütün değişimler, düşüncemi doğrulamıyor mu? İnsan cahildir. Cahil olmasaydı, göz göre göre doğanın yok olmasına, doğal dengeyi bozar mıydı? Bakın yürünecek yol, gölgesinde sığınacak kaç ağaç kalmış çevrenizde?


Çevre, her gün kirlendikçe kirleniyor. Bu kirlenmenin doğal dengenin bozulmasında baş sorumlusunun insan olduğunu köylü Mehmet ağa, Irgat Osman, bile bilir, ya da az buçuk mürekkep yalamış, entel dantel geçinen sevgili okuryazar cahillerim bilmez mi? Hızlı şehirleşme, beraberinde çözümlenemez sorunlar üretti. İnsana kolaylılığı sağlayan makineleşme, çevreyi yok eden temel meselelerden biri haline geldi. Fabrikalar gökyüzüne durmadan zehir pompalıyor; arabaların, egzozları birer karbondioksit fabrikası.


Doğal dengenin bozulması canlıları yakından ilgilendiriyor. Bazı canlıların yok olması, öteki canlıları direkt etkilemektedir. Çünkü doğal denge böyle kurulmuştur. Bütün böceklerin, bütün hayvanların - hatta bilimin keşfedemediği - binlerce mikroorganizma yaşam zincirinin birer halkasını oluşturmaktadır. Ama bile bile bu zincirin halkaları gün gün yok olmaktadır. Bilim adamları 2050 yılında kutuplardaki, buzulların eriyeceğini, denizlerin yükseleceğini söylüyor. Nüfusun artması, doğada bulunan oksijenin azalmasını, karbondioksitin artmasını getiriyor. İnsanlık her şeye çözüm üretse bile, nüfus artışına bir çözüm getirmesi mümkün değildir. Çünkü birileri-örneğin- Türkiye’nin üniter yapısını yıkmak için “savaşmayın, sevişin,” diye telkinde bulunmaktadır. Bir de Ortadoğu ülkelerinden gelen göçleri bunlara eklersek, ülkeyi nasıl bir son bekliyor. Geçen gün basında yer alan bir haberde diyordu ki:


“Bugün Reyhanlı Devlet Hastanesinde 30 bebek dünyaya geldi. Bunlardan 28’i Suriyeli 2’si Türk vatandaşı”


Bu böyle nereye varır bu işsiz güçsüz insanlar, aç, açıkta kalan insanlar toplumsal barışın temeline koyulan bir dinamit değil de nedir? Ya dünyanın ulaşılamayan uzak, uzaktan da öte Afrika devletleri durmadan üremektedir. Yat, … ; sonra çoğal! Açlık, tarif edilemez boyutlarda. Denizlerin kirlenmesi, ağaçların yok edilmesi, hayvanların, kürk uğruna, ne bileyim bilmem ne uğruna katledilmesinden geçtim…


Yarına yaşanılabilir, bir dünya bırakmak için, doğal dengenin ne olduğunu öğrenmemiz gerekir. Yasaklar getirerek, geçici çözümler üretebiliriz; lakin temel meselenin, eğitim olduğu asla akıldan çıkarılmamalıdır.


Bu konuda sayfalar dolusu, yazılar yazılabilir. Çünkü gerçekten önemli bir meseledir bu. Doğa ile meydan savaşına çıkan insan zafer sarhoşluğu ile kendi sonunu hazırlıyor; farkında değil. Çocuğuna, torununa kötü bir miras bırakıyor, yazıklar olsun! Taş için, beton için birkaç abidik gubidik madenler için doğamızı yok ediyorlar, aşımıza, ekmeğimize zehir koyar gibi sularımızı zehirliyorlar. Beş yüz yıllık, bin yıllık zeytinlerimizi katlediyorlar.

Sahi ya buna vesile olanların çoluk çocukları bundan sonra yaşamayacak mı bu ülkede, bu dünyada?


İnsanlık, zaman geçirmeden ortak aklı hakim kılmalıdır, canlılar için dünyada hayat bitiyor, çevreyi, yaşamayı, seven kişilerin aklını kullanarak, bir sona doğru hızla giden kötü gidişi durdurması gerekir. Bizler çevre katilleri kadar cesur olmadığımız sürece, bir bakacaksınız, ne içebileceğimiz bir damla su kalmış; ne de gölgesine sığınabileceğimiz bir ağaç!


Eyvah demek, oflamak, dövünmek hiçbir şeye yaramayacak, inanın! Bizler, çevre katilleri kadar cesur olamadığımız sürece, yarınlarımız olmayacaktır!


“Ben ölmem deyin dünyada bir sürü kötü varken, Tanrı gelip de benim mi canımı alacak, haksızlık yapmış olmaz mı o zaman? Bana gelinceye kadar, sırada kaç milyon kişi var hiçbir ota boka yaramayan!” deyip direnin, insanlık adına vazifenizi yapın!


Mesela ben öğrencilerime, çocuklarıma akılcı düşünmenin, toplumsal düşünmenin; her şeyden önce adam olmanın erdemlerini öğretiyorum. Tanrı da adil davranacaktır diye düşünüyorum. Kim, ne derse desin, ben ölmem, ben, ta Yunuslardan, Pir Sultanlardan, Karacaoğlanlardan geliyorum. Ben ölmem! Ben bu ülkeyi seviyorum, ben yaşamayı seviyorum, ben, yaşanılabilir dünya mücadelesinde bayrağı hep yükseklerde taşıdım.


Ben ölmem, inanın, ben ölmeyeceğim, yaşanılabilir bir dünya için yaşamak mecburiyetindeyim, aşktan, dostluktan, sevgiden yana olan herkes için yaşamak, yaşatmak kutsal bir vazifedir.

32 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

BABAMA MEKTUP

Buz Kesiği

Comments


1/2
osman-hamdi-bey-kaplumbaga-terbiyecisi-alt (1).jpg

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

  • LinkedIn - Beyaz Çember