Doyulmayan Sevgili Gibisin Dubrovnik


Adriyatik sularının oya gibi işlediği, Dalmacya kıyılarının en nadide, en asil, en dokunulmaz güzellikteki kale şehri, Balkanların gözbebeği Dubrovnik’teyim. Kale şehrin kapısından daha adımınızı attığınız an sizi ortaçağ mimarisinin olağanüstü mistik havası sarıyor. Tarihte okuduklarınızı biryana bırakın… Ortaçağın karanlığına inat, öyle soylu, öyle özel ve güzel bir inci gibi parlayan bu kent, her hali gizemli bir sevgili gibi keşfedilmeyi bekliyor. Film platosunda hissediyorum kendimi. Tıpkı kabuğu içinde özenle saklanan inci tanesi gibi, kenti çevreleyen surları itina ile koruyor bu şahane kenti. Çin seddi gibi çevrelemiş surları içinde, portakal bahçelerinin, üzüm bağlarının, daracık gizemli sokaklarının sadece seyirlik olmayıp, capcanlı yaşanan bir kent olması daha bir sevdiriyor kendini. Otelleri, restoranları, butik mağazaları, zanaatçıların el ürünlerini pazarladığı hediyelik eşya dükkanları, kafeleri… Kilise ve konser salonları… Dünyanın dört bir yanından gelen turist kafilelerinin ilgi odağı oluyor.


Tarih boyunca diplomatik ilişkilerinin hep dengede gittiği bu ticaret ve liman kentinin, bilinen anlamda zenginliği, asla kültürel değerlerini bozmamış, deyim yerindeyse, şımartmamış ve asaletini korumuştur. Belki de insanları kendine çeken şeyde bu olmalı. Tıpkı beni de çeken şey gibi.


Dedim ya, sadece seyirlik bir kent değil. Yaşanası bir yer diye... Talihli olmalıyım ki bu buram buram portakal kokan şehir içinde, bir yanı çan kulesine, bir yanı saat kulesine bakan en görkemli taş meydanındaki tarihi otellerinden birinde iki gece geçirme fırsatı verdi bana. Ahşap cumbalı penceresinden, narenciye soluyan dar sokaklarından meydana açılan kapıların her birisine yakından tanık olmak… Surlarında yürürken ve en zirveye çıkarken zerre yorgunluk hissetmediğim, her katında ayrı ayrı güzellikler keşfettiğim, kenti kuşbakışı izlerken duyduğum huzur ve mutluluk inanılmaz yaşanasıydı. İnsan hiç bir kente aşık olur mu demeyin? Olunurmuş!..


Rengini portakallarından çalmış hep bir örnek çatıları… Çiçekli meyve bahçeleri… Mahalle aralarında halen yaşattıkları kültürleriyle bezeli mütevazi evleri… Portakal kokan dar sokaklarıyla sanki çocukluğumdu. Memleketimden kilometrelerce uzakta, tam da burada, benek benek Adriyatik Denizini süsleyen karaların en güzelinde, Dubrovnik ’te yaşayıp, yaşlanabilirim.


Her seferinde farklı özelliğini keşfetmek için tekrar tekrar gelmek istiyor insan… Doyulmayan sevgili gibisin Dubrovnik!

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA