top of page
1/1074

DİNA VE GİNA İÇİN ADALET


Yusuf Aksoy

*

Türkiye’de yabancı öğrenci statüsüyle bulunan Gabon’lu Karabük Üniversitesi öğrencisi Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın 26 Mart’ta ve ailesi Suriye’den mülteci olarak gelen, Kilis’te yaşayan 8 yaşındaki Gina’nın şüpheli ölüm haberleri toplumun duyarlı kesimlerini üzüntü ve isyana boğmuştur. Her iki çocuğun da öldürülmeden önce istismar edildiği iddiaları sosyal medyada çokça dile getirilmektedir. Dina’nın ölü bedeninin bulunması sonrası aynı üniversitede bulunan arkadaşlarının protesto gösterileri yapılmasaydı ve Gina’nin da benzer durumu sosyal medya aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılmasaydı bu yaşanılanlar belki de öğrenilemeyecekti.

Bianet’ten Evrim Kepenek’in haberine göre: “2022 yılında Bianet çetelesiye yansıyan 198 şüpheli ölüm var. En az on üçü Türkiye vatandaşı olmayan kadınlardan oluşmaktadır.”


Ülkemizde maalesef özellikle kadınlar, çocuklar, sokak hayvanları, ağaçlar ve evsizler korunamıyor; her türlü istismar, şiddet ve ölüme karşı burun buruna yaşama savaşı veriyorlar. Hayatları zindan edilen bu kesimler adalet kavramının sözdeliğinden ve ayrımsız yaşamdan yana olan toplumsal kesimlerin yeterince örgütsüz olmalarından dolayı yaşamla ölüm arasında gün saymaktadır.


Güven ortamı içinde yaşayamayan kesimlere karşı uygulanan istismar, şiddet ve cinayetler politiktir. Patriyarkal yani erkek egemen kültür günümüzde de çok yönlü argümanlardan beslenerek kadınlar üzerinde her türlü terörü meşrulaştırmaktadır. İstanbul sözleşmesinin siyasi iktidarca feshi bırakalım şiddetin ve istismarın meşruiyetini neredeyse kötülüğe açık bir alan yaratmıştır. İçinde bulunduğumuz seçim sürecinde yabancılara karşı düşmanlığı politik bir propagandaya dönüştürenler mültecilerine yönelik istismar, tehdit, sömürü ve cinayetlerin müsebbipleridir.

Kadın ve çocukları birer cinsel obje olarak gören sapkın kesimlerin gözle görülür kitleselleşmeleri ve görünmezden gelinmeleri belli zihniyetlerin politik varlıkları için konsolide olma araçları haline gelmiştir.


Yanı başımızdaki ülkesindeki kirli savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan ailenin Gina adlı çocuğunun ve binlerce kilometre uzaktaki yurdundan, ailesinden, evinden, barkından gelerek kendine mutlu bir gelecek inşa etmek isteyen üniversite öğrencisi Dina’nın hesabını hep birlikte vermek zorundayız. İstismara uğrayıp öldürülen Gina ve Dina bizim komşularımız, kardeşlerimiz, eşit hakları olması gereken yurttaşlarımız, dokunulmaması gereken özgür bireyler. Onlar hayallerinin peşinde iken hain tuzaklarda, vahşice istismara uğrayarak katledildiler. Bu yaşadıklarımızın sebeplerine ilişkin Picasso’nun İspanya iç savasını anlattığı o eşsiz tablosu olan Guernika’nın öyküsünü hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Guernika, Nazi faşizminin bombaladığı şehrin adıdır. Acı çeken insanlar, hayvanlar ile kaos içindeki yıkılmış binalar resmedilmiştir.

Bir sergide, "Bu tabloyu siz mi yaptınız?" diye soran Alman subayına, Picasso, "Hayır siz yaptınız!" diye yanıt verir.


Hayatımız lime lime edilirken ‘Mutluluğun resmi’ yok. Olmaz da. çünkü örgütlü kötülüğü yenecek güçte değiliz. Kadınlar, çocuklar ve tüm bileşenleriyle doğa için kenetlendiğimizde ancak beyaz tuval içinde göreceğiz kelebeklerin özgür ülkesini ve özgür dünyayı. Gina, Dina ve adını duymadığımız en ağır işkence olan istismar ve cinayetlere kurban edilen tüm çocuklar ve kadınların imdat çığlıkları için kulaklarımızı açalım. İstismar, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, şiddet ve adaletsizlik bizi ciddi olarak rahatsız etmelidir artık…


37 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2