top of page
1/1074

COVİT 19 BİTERKEN



Çok seviniyorum çok, bu salgın da yavaş yavaş eski yılların salgınları gibi önce azaldı sonra da yok olup gidecek. Salgın, kendini insanlığa adayan kahramanlar sayesinde tükeniyor. Hekiminden, hemşiresine, ebesine, memuruna, tekmil sağlık çalışanlarına birey olarak gönülden teşekkür ederim…


Sağlık çalışanları kıymetlidir, özellikle doktorlarımız toplumun en zeki insanlarıdır. Onlar sınavlarda en yüksek puan alan değerlerimizdir, ben akla ve bilime değer verenlere saygı duyarım. Akıl, bilim uygar dünyanın yegâne kılavuzudur. Aziz Atatürk’ün, “bir gün benim fikirlerim bilimle ters düşerse siz bilimi seçin,” diyen bir aklı, kendine kılavuz etmiş bir eğitim emekçisiyim.


Salgın boyunca herkes gibi ben de eve kapandım, sağlık çalışanlarının uyarılarına harfiyen uymaya çalıştım. Onların yoğun mücadelesi sayesinde bu salgın bakın köresemeye başladı, aşılarımı tamam ederek, lazım gelen dikkati gösterip toplumsal bir varlık olan insanın birlikte yaşama ihtiyacına binaen topluluklara girmeye başladım…


Bugün öğretmenevine gidip ağabeylerimle okey oynadım. O eski günlerin coşkusuyla, sarılıp koklaşamasak da yan yana, can cana olmak harika bir şeydi!


Oysa ne kadar çok isterim sarılmayı, köy enstitüsü ruhlu Ali Rıza abiyle, Muzaffer abimin cankuşları Erol ile Mithat abiyle ya Hasan abiyle yani ortaokul yıllarımın disiplin amiriyle.

Onun adını anınca ona dair bir anekdotu anlatmadan geçmek olmaz.


1970 Ortaokul birinci sınıfa başladığım yıldır. Okumak için şehre gidilirdi o vakitler, köyümüzde ortaokul yoktu. Ben daha on bir yaşında bir ana kuzusu. Ailemden, yani anamdan babamdan ayrı, şehre okumaya gittim. Siz şimdi on bir yaşındaki çocuklarınıza bakarak manzarayı gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın…

O yıllar köyümüzde elektrik yok, gaz lambasının kör ışığında ders çalışmaya çalışıyorduk. Gaz yağı para demekti, gaz lambasının ışığı çok çıkmasın, çok gaz tüketmesin diye “ayıcasına açmayın bunu,” deyip kısılırdı ışığı. Küçük harfli kitap yazılarını okuyabilmek için gözlerimi zorlayarak okumaya çalışırdım.

Hiç unutmam gün gibi aklımda. Dedim ya ortaokul birinci sınıfta okuyorum, şehre geleli bir hafta ya oldu ya da olmak üzereydi. Hasan abi dışarıdan geldi, elektrik lambasının anahtarına bastı; elektrik yok.


“Kalkınnnn, çabukkkk giyinip Lütfü Erbak’a gidin, çabukkkkk, yedi yüz elli gram elektrik çektirip gelinnnn, durmayın acele edinnnn!”

Sesi sertti, demiri delecek gibiydi. O evin disiplin amiriydi. Onun emri, emirdi. Orman dairesinden aşağı Ayıboğan Erkek Öğrenci Yurdunun önüne varmıştık dakikada, uçarcasına koşuyorduk. Sonra birden arkamızdan bağırdı:

“Dönünnnn, çabuk, geçmişinizi, lades kemiğiniziiii…”


“Döndük!”


Öğretmenevinin bahçesinde güle oynaya, şakalaşa okey oynuyoruz. Oyunu ciddiye almıyorum. Yensem de yenilsem de umurumda değil İbrahim Turan gibi, zevkine oynuyorum.


Pandemiyi selamlayan deli bir rüzgâr, deli bir lodos, önüne ne çıkarsa silip süpürüyordu. Elimiz yüzümüz toz toprak içinde kalmıştı. Oyuna başlarken hava güzeldi, tam bahar havası tam “bir nisan” havası. Toza, toprağa inat oynamaya devam ediyoruz, serde “erkeklik” olduğundan mıdır, nedir, kimse de içeri girelim demiyordu. Gözlerimizi ovuştura ovuştura oynamaya devam ediyorduk…

İnsanlık düşmanı Covit 19, bilime inanan, aklı her daim rehber edinen güzel insanlar tarafından yenilmek üzere. Dün olduğu gibi, bilime inanan insanlık, onca salgının üstesinden geldiği gibi bundan sonra da üstesinden gelecektir.



2020 Mart’ın 13 idi galiba. Sayın sağlık bakanı ilk Covit 19 vakasının görüldüğünü resmen açıkladı. Toplu yaşanılan yerler, okullar, kahveler, kültür sanat alanları kapatıldı. Sonra, yarı karantina günleri başladı. Sonra arka arkaya gelen Covit ölümleri. Ne acıdır, hiçbir zaman ne kadar ölüm oldu, ne kadar günlük vaka var, doğru dürüst açıklanmadı. Sonra vaka, ağır hasta gibi garip ayrımlar karıştırdı kafaları. Salgın yönetimi galiba toplumda panik olmasın diye kendince birtakım uygulamalar içindeydi. Ancak ne var ki öyle veya böyle her gün bir uçak dolusu insanımızı kaybediyorduk. Ortalama her gün 250-270 insanın ölmesi demek, aklın alacağı bir şey değil!


Bu büyük savaşta sahipsiz kalan esnaf, sahipsiz kalan çalışan, sahipsiz kalan vatandaş... Paralelinde bozulan ekonomik denge ve döviz sarmalı ile artan hayat pahallığı… İnşallah olmaz gelecekte bizi bekleyen büyük bir gıda krizi, vah ki vah!


Cumhuriyetin kurduğu sağlık sistemi, onun cefakâr emekçileri sayesinde gönderiyoruz Covit 19 belasını…


Teşekkürler Uğur Şahin, teşekkürler Özlem Türeci. Teşekkürler tanıdığım, tanımadığım sağlık emekçileri, Arif Kutsiler, Doktor Hüsnüler, Doktor Yaseminler, Eylemler, Gizemler, Ayşeler… nice isimsiz kahraman, Aziz Atatürk’ün güven melekeleri, sizi çok seviyoruz, biz buradayız, bir yere gitmiyoruz; size ihtiyacımız var, ne olur bizi bırakmayın!


44 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2