top of page

AMA O ALEVİ



2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi nihayetleneli on üç gün oldu. İlk günlerde yapacağım değerlendirmeler subjektif olur belki diye bekledim, hem konuya dair söylenenlere kulak kabartım.


Adil seçimler, demokratik ülkelerde hakiki sonuç verir ancak! Demokrasi ile tanışmayan, ya da yarı demokratik ülkelerde seçim ve referandum oyunu, skoru belli bir maçtan öte geçemez. Oysa demokratik ülkelerde kaybeden tarafın aklına, acaba seçim adil oldu mu, oyları çaldılar mı gibi sorular gelmez akıllarına. Çünkü iktidarıyla, muhalefetiyle bilirler ki, halkın tercihi kutsaldır, hiçbir şekilde müdahale edilemez, müdahale etmek, hakka ve halka saygısızlık yapmak demektir.


Demokrasi ile tanışmayan ya da yarı demokratik ülkelerde seçim meçim işleri toplumsal huzurun temeline bir dinamit yerleştiriyor. Toplum gruplara ayrılıyor, insanlar nerdeyse birbirini boğazlayacak hala geliyor, üstüne bir de bazı siyasetçilerin hamasi konuşmaları insanları kutuplaştırıyor; sonrasında kavgalar, öldürmeler…

1974 yılından sonraki seçimleri hatırlıyorum, ilk oyumu İlerici Kadınlar Derneği Başkanı’nın bağımsız vekilliği içindi. Şunu dikkat çekmek istiyorum, son seçimler özellikle son on yıldaki seçimler toplumu bölüp parçalayan seçimler oldu. İnsanlar oylarımız çalınıyor endişesini taşımaya başladılar yoğun olarak, çöplüklerde oy pusulalarına rastlandı, mükerrer oylar kullanıldı…


Halk iradesinin tam olarak tecelli etmesi devletin namusudur. Seçmenler oylarını devletin namusuna emanet etmektedir, yurttaşın oyunun yerine ulaşacağından şüphelenmesi, görevlilere güvenmemesi, hani birilerinin sık sık kullandığı “beka meka” nakaratı var ya, işte tamda o zaman beka meka olmuş olur. “Sandık güvenliği,” söz öbeğini siyaset terminolojisine biz kazandırmış oluyoruz, ne mutlu bize(!) Muhalefet partilerinin görevlileri “ıslak imzalı,” evrakları almak için yalınkılıç bir mücadele veriyor, yani resmen savaşıyor. Yurttaşın attığı oy, aynen sandıktan çıkar mı, diye bir korkuya kapılması en hafif tabirle iğrençliktir! Mesela bir bölgede sosyolojik olarak kendine yakın olan partiye verdiği oyların tamamı, onun zıttı bir partiye yazılması, aklın alacağı bir şey değildir!


Şimdi ele aldığım konunun esasına geleyim:


1-Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığını hem eylemsel hem düşünsel olarak sonuna kadar hak etti: O son derece dürüst, son derece mütevazi, insan haklarına son derece saygılı, insanları dil, din, ırk, mezhep yönünden ayrıştırmayan bir hümanisttir. Bence o, İskandinav ülkelerine yakışan biridir, kıymetini bilemedi bu ülke.


Neden bilemedi onun kıymetini? Birden çok sebebi var, ben onun bir yönüne işaret edeceğim. O Müslüman inancına bağlı hak Muhammet Ali diyen Alevi inancına tabidir. Atası öyle olduğundan o da öyle olmuştur. Kimsenin mezhebi kendi tercihi olmadığı gibi, onun mezhebi de kendi tercihi değildir. Bunu gündeme getirmek, bölücülüğün dik alasıdır. Anadolu Alevileri Yavuz’dan beri baskı görmüş, türlü karalamalara, hakaretlere maruz kalmış, hatta bazı mürtecilere göre öldürülmelerinin ibadet etmek kadar kutsal olduğu söylene gelmiştir... İşte ona sebep, o mezhepten gelen Kılıçdaroğlu’na oy vermez toplum çoğunluğu. Onun aleyhinde kutsal mekanlarda en adi propaganda yapmaktan geri kalmamışlardır. derler ki,


“İyi de o Alevi ama!”


Dersin ki sen, bak o çalışkan, hakiki bir vatansever, cumhurbaşkanı olursa, ülkeye huzur gelecek… O yine ne diyecektir “ama o Alevi!”


Bu bakımdan çok dikkatli olmak lazımdı, ben okuyup yazan, soran sorgulayan, analiz eden, toplumun dinsel davranışlarını bilen biri olarak, onun seçimi alamayacağını öngörmüştüm. Bilirim ki, iç Anadolu ve Karadeniz bölgesi insanının tercih şablonunda iki kriter her şeyden çok önce gelir. Dini referanslar, milliyetçi söylemler!

2-İttifak kurdukları bir partinin genel başkanı yine aynı şekilde “Alevi olması nedeniyle adaylığına karşı çıkıp altılı masaya kumar masası diyerek devirmişti. Bu durum siyasi bir intihara sebebiyet vermekle kalmamış, Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybetmesinin sebeplerinden biri olmuştur. Bu siyasi öngörüsüzlük, halkın “hakikatli cumhurbaşkanı böyle olur” demesinin önüne geçmiştir.


3-O, bir araya gelmesi imkânsız olan partileri bir araya getirerek, adeta ülkenin huzuru için bütün siyasal düşünceleri ülke menfaati için birleştirmiş, işin acı yanı, o siyasal oluşumlar canla başla seçime asılmadığını, gören her göz, düşünen her beyin için böyledir. Çünkü tepedeki bir olma hikayesi tabanda gerçekleşmemiş, çünkü o anlayıştaki seçmenler, “tamam da ama o Alevi,” demeye devam etmişler!


Mevcut cumhurbaşkanı ilk turda yeterli oy oranına, yani 50+1’e ulaşamadığı için ilk turun kaybedenidir. Öte yandan Kılıçdaroğlu’na destek veren kimi aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler, anketçiler, onun birinci turda kesinlikle seçileceğini, hatta seçimi aldığını sıkça söyleyip halkı da buna koşullandırdılar. Sonuç öyle olmayınca Kılıçdaroğlu’na oy veren seçmenlerde müthiş bir moral bozukluğu ortaya çıktı ki, bunu tersine döndürmek on beş günde olacak şey değildi. İki turlu seçimlerin bir maraton koşusu olduğu gerçeğini öğrenemeyen yılların acemi siyasi çaylakları bu manzarayı hepimize hediye etmiş oldu, yani ömür vefa ederse bir beş yıl daha!


Yirmi yıldır ülkeyi yöneten, hakiki manada bir metal yorgunluğu içinde olan iktidar, hayatın her alanında, açık, bilinen bütün olumsuzluklara rağmen, hala seçim kazanabiliyorsa, bu durumun sosyologlar tarafından ciddi ciddi araştırılması gerekir. Muhalefet partileri diyor ki, her türlü güvenliği aldık, kuş uçurtmayacağız… Fakat o gece ajansların geçtiği haberler, tamamen algıya yönelikti! Şimdi soralım, “sandık güvenliği,” devletin mi, vatandaşın görevi mi? Devlet, güvenlik gibi adalet gibi çok önemli milli meselelerde, devletin adil olduğu görülmesi lazımdır. Böyle hassas konularda insanlarda güven erozyonu olursa… Vah vah, gerçekten vah vah!

Devleti devlet yapan, onun üyeleri, yani onun yurttaşlarıdır. Yurttaş, devlete güvenmezse o devlet, devlet olur mu, bir tehlike anında yurttaşlarını top yekûn seferber edebilir mi? "Seçim güvenliği, sandık güvenliği ve ıslak imzalı tutanaklar!" Ya kardeşim, oy, sandığa hangi renkte girmişse, aynı renkte çıkması gerekmez mi, siz o oyun rengini niçin değiştirirsiniz, böyle bir şey olur mu, bir ülkede güvenliği, adaleti sağlayacak devlet örgütünü meydana getiren kurullar değil midir?


Seçime dair ortaya atılan iddialar vahim, ancak görsel ve yazılı basında dile getirilenlerden başka somut bilgiler yok, söylentilere dair seçime giren siyasi partilerin hukukçuları araştırmalar yapmalıdır, hem de sonuna kadar. Nedendir bilinmez derin bir sessizlik, ama ne sessizlik, kimse tek kelime etmiyor; sonucu kabullenmişler. Bazı sandıklarda öyle yüzlerle değil, binlerle ifade edilen sandık görevlisi bulunduramamış muhalefet partileri. Sandık görevlisinin olmadığı sandıklarda ne olursa olsun millet iradesinin tam olarak yansımış olması gerekmez mi? Ya kardeşim, muhalefet temsilcisi varsın olmasın, vatandaşın oyu kutsal değil mi, bu toplumun yüzde doksan dokuzu Müslüman değil mi, Müslümanlar kardeş değil mi, bir Müslüman başkasının malına mülküne el uzatır mı?


Sandığa giren oyun rengi ile çıkan oyun rengi aynı olmak zorundadır, demokratik ülkelerde bu böyledir zaten! Sandık görevlileri sandık inzibat çavuşu mudur, gerçekten insanın içini acıtan bir vaziyet bu! Boşuna söylenmemiş bir sözdür “demokrasi bir üst yapı kurumu,” diye, bence çok doğru, insanınızı yurttaş düzeyine çıkaramazsanız her şey boştur. Yurttaş olmak birey olmaktır…


Rakibinin oyun mantığını çözemeyen muhalefette değişim şart, hem de tepeden tırnağa, fakat bu apayrı bir yazının konusu...

Haziran 2023 Salihli


45 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

YAŞAR KEMAL