top of page
1/1098

Aklıma Bahar Geliyor;

VAR MI İZNİNİZ?

*

Şenol YAZICI

*

Nasıl hasretim:

Gözümün önünden gitmiyor... Denizli'den son hız İzmir'e giderken çalıyor Edip Akbayram: "Sene 1340, mevsime uydum / sebep oldu şeytan..." Babadağ'ı fıstık çamı, Aydın yolu renk renk; zeytin yeşili, Japon eriği kırmızısı, portakal çiçeği beyazı, en çok da kiraz çiçeği... Ali'yi görürüm, minik kızına merhaba derim. Sonra uzatır yolu Celil kardeşe...

Sahi o bir Corana korkusu yaşamıştı, yurt dışındayım der mi?.. Benim bildiğim kardeşse iki eli kanda olsa demez, ama can pazarı bu, sen gene bir daha düşün...

İyisi mi, yoluna git, kimsenin kaygılarını artırma. Ne yapayım, ben de kimseye duyurmam, benimki yol hasreti, özgürlüğüm var mı hala diye bir sınama, ses alma gayreti...

Bir yıl bu dile kolay... Ne ekmek ne yemek isterim, zaten çöp şişten başkası yoktur,

Nazilli'ye doğru camlardan portakal, mandalina çiçeği kokar, özgür bir insan olmanın "dayanılmaz ağırlığı" da var üstümde ya...yetmez mi?

Bir de sigaram olsun... Sahi sigara da yasak, öyle bir karar vardı. Her şey serbest ya bu günlerde o da kalkmıştır. Hadi canım, hep öyle olmadı mı, tüm anayasa değişir ama yasak bekler, gereğinde de anımsanır; kılıf olur yersin cezayı... Geçmişte, Nuh nebiden kalma bir içtüzük maddesiyle uzun saçlarımdan dolayı, ilkokulda değil, hem de başkentte üniversitede, ceza almış adamım, bilmem mi? Nasıl bir çaresizlik bu? Aklıma birden, "herkesin sokaklarda olduğu ama bir bana yasak pandeminin" gevşediği haberleri geliyor. Öyle ya; elin gavuru fıldır fıldır geziyor ya... O turist diyor sorduklarım, para getiriyor, hastalık da bonusu. Benden başka herkes sokaklarda, pandeminin anası ben miyim yani, telefona sarılıyorum. Nasıl yumuşak, nasıl yalancı, nasıl aşağılık... hissediyorum... sanki borç istiyorum, sanki pandemiden ekonomim bozuldu yardım edin diyorum, hakkım değil galiba...


Canım bir damla özgürlük çekti, izniniz var mı, der gibiyim.


Boğulacağım, bir damla nefes alsam diyorsun, olmazlanıyorlar.


Alo 199'da ki herhalde içişleri bakanının vekili; bir gerekçe lazım, diyor benim en nazik, en yumuşak halime hiç aldırış etmeden: Mahkeme, hastahane... O kızı sevmedim, aradığım 5. kız daha yumuşak, Türkçesi ancak benim kadar. Şırnak'tan bilmem ne kurumu... Soruyorum anlatıyor, biz talep kurumuyuz, onay başka yerden... Vay canına, hayır demek için tüm Türkiye'yi seferber etmişler, diye düşünüyorum. Ancak işleyişi anlıyorum. Yedi sülalemin bilgisini tanımadığım birine verip, umuda yelken takıp bekliyorum. Hatta yolumdaki kirazlara, eriklere de haber salıyorum; solmayın geliyorum, diye... O bir şey değil de çok geçmeden olmaz diyen mesajla, kara kara düşünüyorum, "gelemiyorum" Japonca nasıl denir diye... İnternet ne güne, çeviriye bakıyorum.

私はそれを作ることができません

Dört kez kitabı, yani olmayan kitabı, açıklamaları okuya okuya deniyorum: size ne kardeşim, herkes gibi ben de gezeceğim, özgür yurttaşlık hakkımı kullanıp... demeyi bırakıyorum, gerekçeler uyduruyorum, olmuyor, burası çok pandemi , mavi Şırnak'a gidecek halim yok, turuncudan istemeli, deyip yer ayırtıp otellerden onu da yapıyorum. Yok arkadaş hüküm belli; evinizde ölün, aradığınız pandemiyse biz zaten okuyan, çalışan çocuklarınız, parti üyesi damadınız, alışveriş ettiğiniz pazar kanalıyla size en kralından pandemi yollarız... sokakta ölüp de başımıza bela olmayın ... der gibi... Son hilemi yapıyorum; bir arkadaşın Ayvalık'ta villası var, gel hadi gidelim şimdi nergis zamanı, ben sana kürdili hicazkar makamdan şarkı da söylerim, hatta ayaklarını da yıkarım... deyip yoldan çıkarıyorum seksenlik dostu. He diyor, tapusunu da ekleyip, nasıl bir bir umut internetten tam 3 saatte başvuruyu yapabiliyoruz.. Bu kez hiçbir kiraza haber vermiyorum, ne olur ne olmaz... Başvuruma tam tokat gibi bir yanıt: " Nayır." Makul karşılanacak gerekçeler arasında "özgürlüğe kaçış, bir damla bahar yok. Ya mahkeme ya hastane ya cenaze ya düğün ya parti toplantısı... Hepsi de toplantı... Bu işte bir mantık hatası yok mu? Gözüme, cenazemin Emir Kusturica kurgusuyla bir kağnı üstünde konfeti gibi çiçekleri uçuşan kirazların önünden geçişi geliyor... Bu gidişle ona da razı gelirim... Zaten hep demem mi; vasiyetimdir, ölmeden son arzumdur; bana iki kiraz getirin diye... Mapushane türküsü başımda... ama öyle yakarım, yıkarım değil, ne sandınız beni, haydut, mafya tetikçi... filan mıyım ben, en efendisinden, ama minnetsiz, ama vakur, yatarım da çıkarım hali ... Tam Yılmaz Güney... Bir ölmeyi, bir de mazlumu... iyi oynarız hali; öyle ki ağlarsınız... Öyle diyorum "Canım bir parça bahar çekti; var mı izniniz", alamayacağımı bile bile.. Yarın hakkın divanında sorarım resmi var... yani hiç kabulüm değildir ama, çaresizlik; EMRİN OLUR hali... Ne yani, sonuçta "adım hükümsüz" Giriş taksimi fonda "kızılırmak karakoyun" çalıyor, sonra da Edip... Yok ya ne EDİP'i, araba mı bu gelemem öyle bağırmaya, Sonra da gaza gelip ya yapamayacağım işlere soyunuyorum ya da intiharına yürüyüşlere...

Zülfü söylesin... Damardan damardan... Deneyin siz de... Bu günlerde adını koyamadığınız saçma ve adaletsiz gelen bazı şeyler varsa tavsiyemdir dinleyin iyi gelecek...


30 Mart 2021'de BURADA yayınlanmıştır.

31 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

George Orwell

1984

Comments


1/2
osman-hamdi-bey-kaplumbaga-terbiyecisi-alt (1).jpg

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı