top of page

Ağaçlar ve Onlara Yazılmış Şiirler

Güncelleme tarihi: 21 Şub 2023


Uzun ve soğuk süren bir kıştan sonra yavaştan baharın kokusu gelmeye başladı. Çok geçmez ağaçlar yeşermeye, renk renk çiçeklenmeye başlar. Baharlarda hayranlıkla seyrettiğimiz ağaçlar, sıcak yaz günlerinde de gölgesinde nefesleneceğimiz sığınaklarımız oluyor… Peki yaşamın imgesi olan ağaçları günümüzde ne kadar önemsiyor ve koruyabiliyoruz. İşte bu sorunun cevabı çok da iç açıcı değil…Kimi zaman ağaçlar için canlara kıyılırken, pek çok zaman da ağaçlara kıyılıyor hiç acımadan…


Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında şehir mimari yapılarla adeta yeniden inşa edilir. Fakat bir şehre huzuru getiren, göz zevkini okşayan doğadan, yeşilden yani ağaçtan yoksundur İstanbul. Fatih, İstanbul’un tam bir medeniyet şehri olmasını ister. Bu nedenle yeşille, doğayla barışmalıdır şehir. Birçok yere ağaçlar dikilir. Cihan padişahı ağaca o kadar önem verir ki kanunnamesinde “Ormanımdan ağaç kesenin başı kesile!” diye ferman buyurur.


Oysa artık şehirler kurulup yeniden imar edilirken ne yazık ki ilk yok edilenler ağaçlar oluyor. Bazen bir köprü, bazen bir AVM, bazen bir site yapmak için ya da yeni yollar açmak adına binlerce ağaç bir kalemde kesiliveriyor. Çocuklarımıza “yeşil bir dünya” yerine betonlaşan şehirler bırakıyoruz artık. Koruyup kollayamadığımız o yemyeşil ulu ağaçları hiç olmazsa biz de efsanelerle, şiirlerle anlatalım istedik…

Ağaç Olsam

İnsan değil de ağaç olsam Dallarımın arasından rüzgar esse Yapraklarım, çiçeklerim meyvelerim olsa! Mevsimleri yaşasam… Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam. Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar… Böcekler, karıncalar yollansalar içime… Çürütseler oralarımı, Ballarım, sakızlarım olsa Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa… Ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam…


Erkan Oğur


Efsanelerden modern edebiyat yapıtlarına taşan imgelerden biri olan ağaç, çoğunlukla da hayatla özdeşleştirilir. Ağaç yaşamak demek, ölümsüzlük demek, aile demektir. Faulkner bu yüzden anlattığı ailelerin bahçelerindeki ağaçlardan bahsetmeye zaman ayırır; Giono bu yüzden ağaç eken insanları anlatan kitaplar yazar; eski efsaneler bu yüzden dünyadaki bütün yaşamı dallanıp budaklanmış bir ağaçla sembolize etmişler. Ağacın kökleri derinlere iner, dalları ise göğe uzanır; iyi de hikâyesi nerede başlar?

Ağacım

Mahallemizde Senden başka ağaç olsaydı Seni bu kadar sevmezdim. Fakat eğer sen Bizimle beraber Kaydırak oynamasını bilseydin Seni daha çok severdim. Güzel ağacım! Sen kuruduğun zaman Biz de inşallah Başka mahalleye taşınmış oluruz.


Orhan Veli


Bilinen ilk yazılı destan olan Gılgamış’ta (MÖ 2700) ağaçların baş tacı edildiğini görürüz. Kahramanın yolculuğu ağaçlar altında başlar ve ender bulunur meyveler veren ağaçların altında sona erer. Böylece dünyanın sınırları tanımlanmış olur ağaçlarla. Yani her şey ağaçla başlayıp, ağaçla biter.

Zerdali Ağacı

Havalar güzel gidiyor Sen de çiçek açtın erkenden Küçük zerdali ağacım Aklın ermeden

Bak kurt gibi kalın yapılı Görmüş geçirmiş ağaçlara Küçük zerdali ağacım Pişman olursun sonra


Şimdi okşar gibi hafif hafif Bir gün yerden yere çalar rüzgar Küçük zerdali ağacım Bakma güzel gitsin havalar

Sallansın dalların çocuklar gibi Bakma güneş ısıtsın varsın Küçük zerdali ağacım Sonra donarsın


Zemheride bahar mı olur Akşamları seyret anlarsın Sakın erkenden çiçek açma Küçük zerdali ağacım…


Cahit Külebi


Mısır mitolojisinde, hayat ve ölümün, İsis ve Osiris’in hikâyesinde de önemli rol oynar ağaçlar. Osiris öldüğünde, cesedi bir akasya ağacının dibine sürüklenir, aşkını hayata döndürmeye çalışacak olan İsis onu orada bulur.

Kavaklar

Bedenim üşür, yüreğim sızlar. Ah kavaklar, kavaklar…

Beni hoyrat bir makasla Eski bir fotoğraftan oydular.


Orda kaldı yanağımın yarısı, Kendini boşlukla tamamlar.

Omuzumda bir kesik el, Ki durmadan kanar.

Ah kavaklar, kavaklar… Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.


Metin Altıok


Uzakdoğu da atlamaz hayat ağacını. Taoizm’de üç bin yılda bir, yiyeni ölümsüz kılan bir meyve veren ağaçtan bahsedilir. Çinliler bronz ağaçlar yaparlar, insanoğluna ölümsüzlüğü sunan hayat ağacını onurlandırmak için.

Kuzey Amerika Kızılderili mitolojisindeki ağaç ise şöyle; Efsaneye göre hamile bir kadın cennetteki hayat ağacının dalına çıkıyor ama dengesini kaybedip düşüyor, kendini sonsuz denizde buluyor. Bir kaplumbağa kurtarıyor onu. Kadın da düşerken elinde kalan dal parçasını ekiyor kaplumbağanın sırtına. Böylece dünya doğuyor (İşte size kaplumbağanın sırtındaki dünya efsanesi).

Sitem

Önde zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim Dalları neyleyim Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim Yar yar… Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar Değirmen misali döner başım Sevda değil bu bir hışım Gel gör beni darmadağın Tel tel çözülüp kalmışım Yar yar… Canımın çekirdeğinde diken Gözümün bebeğinde sitem var


Bedri Rahmi Eyüboğlu


Bir de meşhur bilgi ağacı var haliyle, Havva’nın dalındaki elmayı koparıp Adem’e verdiği, Adem’in de elmasını yiyerek hepimizi cennetten sürdürdüğü. Tekvin’e göre “günah” bile o elmadan doğmuştur

Arkadaşım Badem Ağacı

Sen ağaçların aptalı Ben insanların Seni kandırır havalar Beni sevdalar Bir ılıman hava esmeye görsün Düşünmeden gelecek karakış… Açarsın çiçeklerini Bense hayra yorarım gördüğüm düşü… Bir güler yüz bir tatlı söz Açarım yüreğimi hemen Yemişe durmadan çarpar seni karayel Beni karasevda Hem de bilerek kandırıldığımızı Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza