ÖYLESİNE BİR SONBAHAR

Selam.

Nasılsın?

Ben mi?

İdare ediyorum. Yaşamı anlamlandırmak hala tek kaygım. Yalnız şunu bilmelisin ki, bu bilinç dahilinde bir kaygı değil. Fakat yinede benden, yani gözümden kaçmıyor bu durumum. Biliyorum, artık çok iyi biliyorum ki; öylesine yazıyorum desem de tek derdim bu, yani ''anlam arayışı'' benimkisi. Çünkü yazmak aklın işi... Baktığımda ve gördüğümde, kafası az buçuk çalışan hemen herkes, kalem ve kağıtla haşır neşir olmaktan kendini alamıyor. Bir de işin içine ruhunu katabilenler var... Sanıyorum ki onlar en başarılı olan, en güzel yazanlar.


Evet şarkıda da söylediği gibi, bu günlerde bir yanımız hasret bir yanımız gurbet. Gel diyoruz yıllardan beri, şairin çağırdığı gibi çağırıyoruz güzel günleri. Ne var ki, yar yolu gözler gibi gözlediğimiz o güzel günler, pek bi nazlı çıktı, neylersin. Biz yine de yüzsüzlük ettik çağırdık, gel dedik güzel günlere, defalarca gel... Gel ki, sana bir türlü yolumuzu buldurmayan o badem, o ağma gözlerinden öpelim.


Ne çare, naz değil ettiği. Belli ki ettiği; bilinçli bir öteleyiş... Coronadan, bunca belirsizlikten, aç susuz, yol ortasında üryan bırakılma endişesinden kaynaklanan tedirginlik... Belli ki ettiği; bencillikten, riyadan kendini sakınmak... Belli ki ettiği; yüreğini hoş edecek saf ve yeşile teslim olmuş bir dünya dilemek. Fakat hey hat ne çare ki, bir türlü öyle bir dünyaya dair her hangi bir emareye rastlayamamak.


İyi hoş istekler bunlar da, ve fakat beşi bir yerde değil ki istedikleri... Öyle ya etimiz ne kemiğimiz ne; yemeden içmeden, üstten baştan kessek de yüz görümlüğü deyip, beşi bir yerdesini boynuna dizsek.


Farkındayım, çok karamsar bir mektup oluyor bu sefer ve sen hiç hoşlanmazsın böyle mektuplardan. Ne bileyim işte, ya da ne diyeyim! Sanırım sadece yürekle yetinmedi bu sefer, fikrime de sonbaharın hüznü dolaştı. Seni özlemelerim, zaten ezelden bilinen çok bilinmeyenli bir denklemken, bu corona salgını da tuz biber oldu. Neidüğü belirsiz bir bahar ve yaz mevsimi yaşattıktan sonra, anlaşılan o ki sonbaharımıza da göz koydu. Yani canözüm senin anlayacağın, bu hazanın hüznü bir başka ağır, sarısı bir başka, benzi kara sarı.


Sakarlığım çocukluğumdan yadigar, yani alışığım düşüp düşüp kalkmalara da, nasıl diyeyim bu düşüş bir başka düşüş... Bu düşüş toplu ve bir türlü bitmediği gibi, bir türlü burun üstü yere çakılamadığımız... Dolayısı ile vira bismillah deyip doğrulamadığımız bir düşüş. İnsan helal parasıyla gidip pazardan çantasını taze meyve ve sebze ile doldurduğunda utanır mı! Felek işte, çocuklarının karnını doyurabilmek için kağıt mendil satan o kadını görünce utandırıyor insanı. Bir o mu, daha bu gözün görmediği, amma ve lakin bu kulakların işittiği daha niceleri.


Hadi tam da mektubumun kışa döndüğü, lapa lapa yağan karda, çığ altında kalıp donmak üzere olduğu bu satırlarda bana bir şey de... Bu aralar elimi bırakıyor şiirler. Öyle bir şey de ki onlara, sıkı sıkı tutsunlar da hiç bırakmasınlar elimi. Hani o şiirler ki; en çok hakkını almış, hakkımızı verecek olan baharları seçsin gözleri ve aşklar doğursun. Kibele'nin memelerine yürüyen sütle emzirilsin ki, o aşklar büyüsün bir çırpıda... Sonra, o şiirler uzun uzun tarasın baharın saçlarını, tarayıp hem de sabahlara dek koklasın. Güneşi gözleyen aylardan geçmişiz ya, o günlerde don vurmuştur sağımızda solumuzda biriken sularımızı... İşte böyle bir zamanda bir şey işte, bir şey de ki, durmasın taze yeşiller boynumuza sarılsın... Gelincik ve papatyalarıyla gelsin yine; yine sevda ile bahar, bir an evvel bizimle, özümüzde açsın.


bir çiçek koklamalı birden

uzak bir şehrin

alaca ipiltisinden

dimağıma yaslayıp aşk nakaratlarını

yol yormalı

el yordamı yürürken


eller mezun

ayakların hızlansın

kurban olduğum adımların ki yenilmesin

onlar değil mi seni bu günüme getiren


tam vaktidir

gülen yaşlar süzülmeli gözlerden

yarınlar umut sarnıcı

sen uzaklaştıkça pembeden mora

sonra kül rengine dönen


hasret ebeleyen biz ebelenen

kocaman bir bahçe

hiç mi duymadın

hiç mi bilmedin

cennetimdeki kuşlardı belki ötüşen


yar kokusu sinmiş yastığa

şimdi mesafeler daha da uzar

eserekli zaman

heyheyli biraz

alacağını çoktan almış dizelerin körpeliğinden


Hoşça kal.



mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA