GÜZ ÇİÇEKLERİ


Uzun gibi gözüken, ama her güzel gibi çabuk biten YAZın ardından GÜZ hiç nazlanmadı; rüzgarıyla, yağmuruyla, ürperten havasıyla geliverdi. Çiçekler solmaya, yapraklar dökülmeye başladı. Şimdi sokakları dolduran çocuklar güz çiçekleri gibi, tomurcuk tomurcuk... Dökülen yapraklara tezat, dünya çocuklarla mevsim çiçeklerini açıyor.


Okullar açıldı, ilk günler hızla geçti. Telaş, uyum, koşturmaca... derken zamanın hızı herkesi şaşırtıyor. Geleceğini belirleyecek sınava hazırlanan lise son öğrencileri, her zilde zamanla ve vicdanlarıyla olan yarışı hatırlıyorlar. Yerinde duramayan mini mini birler, zorlu sınavdan sonra liseye başlayan gençler... Onlar meyvelerini gelecek mevsimlerde verecek güz çiçekleri.


Her öğretim yılının başlangıcında heyecan duyan sadece öğrenciler değildir. Mesleğinin kaçıncı yılında olursa olsun sanki ilk günmüş gibi telaşlanıp, öğretme isteğinde olan öğretmenler de var. Bu ateş yürekte yandığı sürece faydalı olunur diyerek yola devam etmek gerekir. İlk gün tebeşiri eline alıp derse başladığınızda– tatilde neler yaptığımızı anlatmayacak mıyız? Diyen öğrencileriniz olursa, tatlı dille gönüllerini alıp, konuyu anlatmaya başlayabilirsiniz. Üç ay öncesine kadar hiç büyümeyecek gibi gelen öğrencilerinizin davranışlarında ki değişimi görüp sevinebilirsiniz. Üniversite sınavını kazanan öğrencilerinizin isimleri okunduğunda en özel hediyeyi almışsınızdır. Folklor ekibinin oyununu seyrederken keyif almak gurur duygusuna dönüşür. İşte o anda öğretmen olmaya karar verdiğiniz yıllara geri dönersiniz. Tıpkı benim gibi.

Seksenli yıllarda genç olmak; anlatılmaz, yaşanır. Okuldan sonra arkadaşlarla geçirilen en güzel saatler. Bağıra çağıra söylenen şarkılar, ezberlenip okunan şiirler, mahalle aralarında oynanan oyunlar. Ders çalışma bahanesiyle evlerde buluşup, muhabbete doyamayanlar; günümüzün mutlu olmasını bilen yetişkinleri olarak aranızdalar.


Sınava hazırlanmak o yıllarda da zordu; tek fark gençliğimizi yaşamayı da biliyorduk. Aileden gelen destek ‘’sen yaparsın’’ sözüydü. Koşulsuz sevgi eve takdir belgesinin getirilmesine bağlı değildi. Kızların hepsi duru güzel, erkekler yağız ve yakışıklı delikanlıydı. Gözü açılmamış kedi yavrusu misali üniversite kapısından içeri girip, aynı masumiyetle mezun olanların sayısı fazlaydı. Gazete ve kitap okumak her yaş için keyif vericiydi. Kütüphane arkadaşlığı hiç konuşmadan sessizce aynı ortamda ders çalışabilmekti. Sınav zamanında anlamadığın konuyu sorduğunda anlatarak iyiliğini düşünen arkadaşlarının olmasıydı. Tuttuğu takımın oyuncularının resimleriyle kaplanan defterlerle okula gitmek modaydı. Kıyafetlerin markasına bakılmazdı: Temiz olması yeterliydi. Yemekhanede ki yemeği paylaşırken yaşanan sevinç çok değerliydi. Otobüs bekleme kuyruğunda yapılan sohbetler terapi niteliğindeydi.


Şimdiki gençlere o yıllarda yaşanan güzellikleri sunamadığımız için üzülüyorum. Heyecan, merak, öğrenme isteği yerine gelen olumsuz duygular harekete geçmelerine engel oluyor. Sosyal etkinlik yapacak zamanı ve gücü bulamadıkları için yaşayamadıklarıyla büyüyorlar. Önümüzdeki senelerde yaptıkları her olayı güzellikle hatırlayacakları anılar yaşamalarını diliyorum.

*

maviADA Ekim 2019

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA