Corona - Covit 19 SIKINTISI-II


01 Mayıs 2020 Cuma

Günlerin getirdiğinin kan ve zulüm olduğunu bilsek de Corona-19 sıkıntısından unutmuş görünerek evlerde yaşamak da varmış göreceğimiz günlerde. Yasaklarla yaşadığımız bir mayıs günlerinin adını “ Bahar Bayramı”, adını unutun günleri, “ Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlamaya alışıktır bizim aydınımız, işçimiz, köylümüz. Bayramlar içinde en belalısı, korkulanı, kutlanmasından kaçınılanı, kutlayanlarının da iyi sayılmadığı bayramımızdır. Dünyaca benimsenişinden günümüze kan, yaralanma, ölüm, tutuklama, mahpusluk bulaştırılmadan kutlanamayanıdır.


Az da olsa sokağa çıkma denemelerinin etkisiz olduğu Corona-19 günlerinde de unutmayacağız. Balkonlarda, bayraklarla, afişlerle, alkışlarla, “ İşçinin, emekçinin, köylünün bayramı” olduğu dillendirilmeden geçilmedi. Yılların baskı ve zulmüne karşın tükenmedi kutlayanların soyu. Emek var oldukça da tükeneceğe benzemiyor. Corona-19 salgınında ölümlerle yüzleşiyoruz. Halka dönük koruyucu sağlık ivmesinin, anaparacı sağlığa kurban edilmesinin acı sonuçlarlarını duyuyor insanlık. Unutturmaya çalıştığımız halk sağlığının unutulamayacağını haykırıyor yaşamın gerçekleri. İşçinin köylünün bayramı olacağı güne değin sürecek. Bir yanımız ölüm korkusu da olsa kutlamadan geçemiyoruz. Kutlu olsun dünya emek gücüne.


02 Mayıs 2020 Cumartesi

Üç günlük genel yasaklı günlerden bir yenisi daha yaşanıyor. Bütün önlemlere, uyarılara, yasaklara, yaptırımlara karşın alışılmışlık, önemsemezlik duyumsanıyor. Evlerde bunalan insanlar kendi üretimi maskelerle bir saatçiğine de olsa evden çıkabilmenin yollarını arıyor. Ekmek almak, çöp dökmek, markete dek gidip gelmek, uzatıldıkça uzatılmaya çalışılıyor. Site bahçelerinde birkaç kez dönüp dolaşmak bile günün kazanımı sayılıyor. Her sabah 40-50 dakika kültür -fizik hareketi yapan yetmişlik emeklinin ayak bilekleri şişmeye başlamışsa çözümü bahçede yürümekte ararsa suç işlemiş olur mu? Maskeden umudu kestik artık, ev yapımı kaput bezi neyimize yetmez ki, rençber hakkına boz davul, nedecen kemaneyi gırnatayı?


03 Mayıs 20120 Pazar

Otuz dakika sağnak yağmur karışımı dolu yağması bile insanı bir anlığına mutlu edermiş. Evde kal günleri olmasa ayrımına varacağımız yokmuş. Bizim dayancımız evde kalmanın sıkıntısına yetecek de, ülkede olup bitenler daha çok çileden çıkarıyor yaşlıları. On sekiz yaşından beri vergi veren, yirmi ay askerlik yapan, otuz altı yıl ülkesine hizmet eden yaşlı uyduruk da olsa maske bulabilme yollarını ararken; ABD’ ye gönderdiğimiz maskelerin Erbil’de ortaya çıkmasını içine sindiremiyorum. Adını bilmediğimiz ülkeye maske göndermişiz de ben unutulmuşum(!?). Boşuna mı yaşlandık biz bu ülkede?

“Dünya Basın Özgürlüğü Günü”ymüş! İnandınız mı? Ülkemde kaç gazeteci tutuklu ya da gözaltında? Dünya sıralamasında 154., tutuklu sıralamasında 2. geldiğimiz açıklanıyor, sevinmek mi gerekir?


06 Mayıs 2020 Çarşamba

Pazar günü dört saatlik sokağa çıkma izni vereceklermiş virüste yaşa takılanlara. Bir soluk almamıza neden olacak mı bilemiyorum. Gideceğimiz bir yer yok, çalışma günü de değil ki, bir işimiz görelim. Soluk almak bile yeterli avuntusuna da vuramıyorum.

Kırk sekiz yıldır 06 Mayıs’ı HIDRELLEZ olarak önemserim de iç yangınlarımız kimselere söyleyemem. İç yangılarımı yılın değişik günlerinde de yaşasam da; Hıdrellez’e yüklenen kötü anıyı bağışlayamıyorum. Halkımızın sevinç gününe bilinçli bir saldırı olarak algıladığımdan, mutluluk duyacak bir nen bulamadım bir türlü. Bir de Corona-19 eklenince sıkıntı yoğunlaşıverdi duyarlı insancıl insanlara. Gitar Konçertosu dinledim gün boyu, gençlik günlerimizin defterlerini karıştırarak


09 Mayıs 2020 Cumartesi

Erken bahar sevdasına kapılıp çiçek açmış kayısı ağacına benzetiyorum Corona-19 savaşındaki ülkemi. Salgın savaşımının neresinde olduğumuz kesin bilinmeden gevşemelere, normalleşme sevdalarına sıcak bakmıyorum. Ya yinelerse ataklarını virüs? İki aydır verilen emek, çekilen sıkıntı boşa giderse? Ben eve kapanıp özgürlüğümden olduğuma, okunacak kitap bulamamanın acısına yanarım. Otuz iki evli yapıda kitap yardımı istedim tık yok!

Kendimden çok torunlarımı düşünüyorum. 14-15 yaşındaki ilk gençlik çağının gezip oynaması gereken süremde evde oturması dayanılmaz bir sıkıntıdır. Erken normalleşmenin kurbanı olmalarına da gönlüm dayanmaz. Siyasetlerle bilimin çatıştığı bir köşe başında olduğumuzu düşünüyorum. Ekonomi, sağlık çatışmasının kazananı olur mu bilmem ama sağlıklı insanlar ekonomik yaraları onarır sonunda. Paranın öldürdüğü insanların dönüşü yoktur. Umarım bilimsel us doğru yolu bulur. Gençlere kıymayın efendiler, varsın kuruşlar kırılsın, gençler kırılmasın. Onlar umdun geleceğin çiçekleri utku günlerine gençlerle varılacağını tarih göstermedi mi bizlere?

Anımsayın 09 Mayıs 1945’i, faşizmin yenildiği utku gününü. Yetmiş beş milyon insanın öldüğü azgın faşizm saldırıları bitti. Korona-19’ virüs saldırısının da çağdaş düşünen doktor ve sağlık çalışanlarının çabasıyla utkuyla biteceğine inanıyorum.

Bir milyondan fazla Sovyet kadını II. Paylaşım Savaşında savaştı. Şimdi onların torunları anneler günü kutlamalarına hazırlanıyorlar. Ninelerinin savaştığı savaştan aşağı kalmayan Corona-19 savaşımını tarih onların adına yazıyor. Utkuları ışıyacaktır.


10 Mayıs 2020 Pazar

Gündemde analarımızın olduğunu televizyonların, tektaş yüzük, ev araçları, olmadık tüketim ürünleri, işe yaramaz atıkları övmesinden anlamak zorunda kalırız her yıl.. Bir yıldır usumuzdan çıkmayan anamız armağan alınca mı günü olduğunu anımsayacak. Ne güzel duygudur ana ile çocukları arasındaki çıkarsız sevgi selinin çağıltısı. En içten duygularımızı bile tüketim ekonomisine kurban edenleri bağışlayamıyorum. Anam öleli yıllar geçti, sağ olsaydı da bu gün için armağan almazdım sanırım. Yüreğimi ortaya koyup sevgiyle, saygıyla sarılmak yeterdi gönlü yüce analarımıza.


Corona-19 günleri bizim çok iyi bildiğimiz ama torunlarımızın bilmediği anne özverisinin ne denli önemli olduğunu duyumsattı sanırım. Sabahın erkeninden gecenin geçine dek ne pişirip taşıracağını düşünen; yıkayacağı çamaşırı, ütüyü, temizliği, eksiksiz yerine getirip sıkıntısını, yorgunluğunu sezdirmeyen annelere saygı, sevgi yetmez sanıyorum. Evimizin horantası bol, akça kesesi küçükse; ana olmak kolay mı? Analarımız kırsalın ücretsiz aile işçileri olmanın yanında evimizin temel direği, anaç sığınma kucağımız olduğundan kuşağımın insanları analarını babalarından çok severdi. Nedenine gelince anamız ölürse ocağımız dağılır; babamız ölürse ocağımızı anamız tüttürürdü. Şimdiki gibi naylon değildi ocak bağlarımız.


Günümüz genç kuşağının, Corona-19 ev tutsaklığında annelerini daha yakından tanıma olanağı bulduğunu sanıyorum. Sevgilerin, saygıların daha derin olmasını diler gönlüm. Corona-19 sıkıntısında uçmağa duran analarımızın adını güzellikleriyle anmamız gerekir. Sağ kalanlara sağlıklı uzun yıllar dileyelim. Asıl önemlisi de bizi, analarımızı, çocuklarımızı koruma, sağlığına kavuşturma savaşımı veren ana doktor, ana hemşire, ana sağlık çalışanlarının analar gününü gönül borcu duyarak kutlamak gerektiğine inanıyorum. Sıkıntısız nice anneler günlerimiz olsun…


11 Mayıs 2020 Pazartesi

Güne öyküyle, şiirle, romanla başlamak çok önemli kazanımmış da bilmezmişiz. Mahpuslukta özgürlüğün değerini anlamak; mahpuslukta yazan yazarların çilesini anlamamızı anlamlandırıyor. İçimiz yanıp gönlümüz kanamıyorsa insancıl duygularımızda bir özür vardır sanıyorum. Bizi dün dışarı çıkardılar ya, yürüdüğüm yol boyunca usumda kalan şiirleri, öyküleri anımsadım ustamız Nazım Hikmet’ten, acıyı bal eyleyen Hasan Hüseyin’den. Corona-19 günlerimde kapımı çalan “Nail Uyar’ın Meşeler Göverince” öykü kitabı oldu. Okuma tutkunları anlayabilir ancak beni.

Berberler günü mü desek ne desek? Berberlere işliklerini açma izni verilmiş, bir de ödül, emeklerine %40 artım yapabileceklermiş. Sevindirici değil mi beceriksiz erkekler? En az ücretle çalışacaksınız, berbere ekmek parasından çok para vereceksiniz?

Aksu Köy Enstitüsü’nden gelme öğretmenimiz sürekli üç numara traşla karşımıza çıkardı. Bilsedik sorduk nedenini. “ İnsan kendi bedeninin bakımını yapabilmeli, ayakkabını boya, giysilerini temizle, ütüle, tıraşını olmayı öğren, kimseye boyun eğmeden yaşa. Bize enstitülerde bunu öğrettiler. 1948 yılından beri saç kesme makinemi, usturamı, dikiş kutumu yanımda taşırım. Sizin de öyle olmanızı dilerim. Uzak köylerde nasıl yaşayacaksınız?”. Gittiğim her köyde berber yoksa saç kesme makinesi alıp okula bıraktım. Alışkanlığım da sürüyor, Kanada- Toronto’da bile berbere dolar vermedim. Corona- 19 çok sakıncalı virüs ama bazı gerçekleri de öğretecek tüketim çılgınlarına sanırım.


12 Mayıs 2020 Salı

AVM giriş kuyrukları erken başladı tüketim çılgınlarına sanırım. Aslında 65+ insanların yaşaması da gereksiz görülüyor gibi geliyor bana. “…Nasıl yetişmişlerse, kefen bank var da kefen kart mı kullanacaklar? Tatile gitmezler, sahil gazinolarında yemek yemezler, AVM’lerden korkarlar… Alışmışlar bir kez gezici köy çerçilerine, bakkallarına,- kasaba esnafına, tanıdık eş dost ilişkisinde köylü kaldılar da çağdaşlaşamadılar(!) gitti…” düşüncesinde tüketim çılgını hazır bulmuş sosyopati uşakları. Kaldırımda düşüp bayılsak cankurtaranı kim çağırır? Yan taraftaki esnaf mı AVM mi? Asıl önemli olan sorun daha ayrıcalıklıdır. Virüs günlerinden bol kazanç bekleyen fırsatçı esnaf da olsa AVM’de olsa aynıdır bence. Virüs salgını bedenimize, fırsatçılar tinsel sağlığımıza göz diken düşmanlarımızdır. İkisinden de uzak durmak gerekir. Birilerinin sağlığımızdan çok tecimsel kaygıların peşinden koştuğunu biliyoruz.

Sözü sağlık özeğinde dolaştırırken, günümde önemleri daha çok duyumsanan hemşirelerin ,”Dünya Hemşireler Günü”nü kutlamayı unutmuyorum. Sevdiğim iş kolu, kız kardeşim, kızım da aynı yıllarca sürdürdü ülkemin kırsalında kasabalarında, kentlerinde. Altmışlı yetmişli yılların sosyalizasyon uygulama dönemlerinde çok önemsenir, emeklerinin karşılığı verilirdi. Sağlık ocaklarının yaygınlaşma dönemi, halk sağlığı ve koruyucu hekimliğin kurucu emekçileriydiler. Yaya yapıldak, atla, arabayla, kağnıyla çok köy dolaştılar. Öğretmenlerin tek yoklayıcısı; oksijen, pamuk, tendürdiot getireniydiler. Sağlık işleri akçalı, doktor satıcı, hasta müşteri olunca işler değişti… Şehir Hastaneleri, Sağlık Merkezlerine göz dikse de hemşirelerin yeri doldurulacağa benzemiyor. Eksik olmasınlar, kalıcı ve mutlu olsunlar dileğiyle kutlayalım haftalarını.


13 Mayıs 2020 Çarşamba

13 Mayıs 1277.Türkçenin diriliş günüdür. Karamanoğulu Mehmet Bey ünlü fermanıyla devletinin resmi dili olduğunu duyurdu. Anadolu Selçuklu Devletine Türkçeden aldığı güçle başkaldırmasını bildi. Selçuklu Farsçası’nda kurutulan Türkçe dili, Osmanlı dayatmasıyla Arapça Farsça boyunduruğuna sokuldu. Oğuz Türkmenleri eğitilmeye değer görülmediğinden, halkın da anadiline bağlılığından Türkçe korunabildi. Osmanlı var olmayan devlet dilini koruyamadı. Son süremlerinde Türkçe usuna düştü ama geç kalmıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ulus özgürlüğünün tamamlayıcısı olan im devrimini 01 Kasım 1928’ da, 26 Eylül 1932 Türk Dik Kurumunun kuruluşuyla tamamlayarak Türkçemiz üzerindeki egemenliği sağalayıp dil bayrağımızı dalgalandırdı. Türkçe bizim özgürlüğümüzün son aşaması oldu. Gerçek önderler devrimleriyle uluslarının geleceğini yaratırlar. Dilinden tutsak edilen halkları özgürleştirip ülkesini de özgürleştirebilen ivmelerdir kültür devrimleri.

Ülkede yaşayanlar da diliyle, ülkesiyle, devrimleriyle içselleştikçe çağdaş insanlar olabilirler. Eksik kalan her alan yurttaşların bilgisiz, koyun olup söz anlayan, sürüye sayılan insanlar olmasına yol açar. 13 Mayıs 2014 ‘ de yaşanan Soma 301 yıkımı bu yargıya ulaşmama neden olmuştur. Somayı görenler maden işçilerinin ellerinde küçük bir sepette azıklarıyla işe gidişlerindeki sessizliği, umarsızlığı, yüzlerinin kirli karasıyla anımsarlar. 301 maden işçisi yaşamını yitirdi, ülke yasa boğuldu, söylenceler, verilen sözler unutuldu. O günün sanıkları günümüzün akıl veren bilirkişileri oldular. Maden işçilerini sosyal ve ekonomik yaşamında bir değişme olmadı. İzleyen seçimlerde de maden patronlarıyla aynı partiye oy vererek oydaşlaştılar. Şimdi ne söyleyebiliriz Somalı sessiz, kesik benizli, uysal işçi kardeşlerimize? Geleceklerini değiştirecek bir istemleri olmadı, olduysa da görülmek istenmedi, sorgulamaya kalkışanlar desteklenmedi… Kişilerin geleceklerini kaderleri değil, kendi özdirençli kararları belirler. Mustafa Kemal Devrimlerinin özü de işte budur.


14 Mayıs 2020 Perşembe

Kısıtlı, sıkıntılı günlerimizde de öğrenmeyi sürdürmeyi sevindirici bulduğumu yazmak gereğini duyuyorum. 14 Mayıs Eczacılar Günü’ymüş. İlk kez duyduğumu söylemekten çekinmiyorum. Beyaz önlüklü, iriyarı, saçları her zaman asker tıraşlı amcanın Vasıf Otyam olduğunu babamdan öğrendim (1955-56). Çok bisküvi verirdi bana ( ilaçlı olduğunu bilmeden severek yerdim.) İsmet İnönü’nün eczacısı olduğunu, 1938’ de doğduğum topraklarda bataklıkların kurutulmasına, sıtma hastalığının önlenmesine çok emek verdiğini öğrendim. Korkmadan sevdim köyden getirip eczaneye sokuldukça. Eczacıları da hemşireler gibi kardeş sevdim saydım. Nasıl sevmeyeyim ki; altmış gündür evdeyim, üç kez kapımı sadece kargocu ve Eczacım çaldı. İlaçlarımla, iki küçük şişe de kolonya göndererek gönlümü alma inceliği gösterdi. Dünyanın, ülkemin eczacılarını gönül borcuyla anar, günlerini içten dileklerimle kutlarım.

Aynı günün Dünya Çiftçiler günü olduğunu da sıkıntılı günlerimde öğrendi. Bir buçuk öküzlü, otuz dönüm toprakta kuru tarım yapan dedemin günüymüş. Hani Mahzuni Şerif’in “ Bir çift öküz yeter mi aha memede emmiiiiiii” dediği çiftçilerden. Yaşamının çilesine çocukluğumdan gençliğime değin tanık oldum. Yaşamdan yakınmazdı, on iki yıl savaşmış, Cumhuriyetin devrimlerinden en iyi yararlandığını bile dillendirmezdi. Altı çocuğundan beşi okur- yazar, dördü memurdu. Duvarında Atatürk ve İsmet İnönü fotoğrafları asılıydı. Onların bakışları altında öldü gitti.

Şimdi çitçilerin sayısı %15’e düşmüş. İnatla direniyorlar. Küçük Menderes Havzası’nda kırk yıldır yaşarım görmedim onların doya doya güldüklerini. Günlerini kutlar, dirençlerine saygılarımı sunarım. İyi ki varlar, iyi ki direniyorlar. Emeklerinin karşılığını göremiyorlar ama gönlümdeki saygınlıklarını büyütüyorlar.


15 Mayıs 2020 Cuma

Kara gündür, İzmir işgal edilir Hasan Tahsin kurşun sıkar, Vahdettin İngiliz’e sığınır; Mustafa Kemal Anadolu’ya vermiştir sırtını. Kulluk yıkılır, vatandaşlık kalır. Altmış yıl sonrasının çağdaş kulu cumhuriyeti sermayeye satmaya girişir. Aydınlar ayağa kalkar. Aydınlar Dilekçesi dillenir. Yargılanırlar, aydınlar aklanır cunta generallerinin sonu bildiğiniz gibi. Besleyip büyüttükleri oydu gözünü.

Hain de olacaktır yaşamın harmanında kahraman da; geçecek korona-19 günleri onurlu ve omurgalı sağlıkçılar sağlık tarihimize yazılacaktır.

***

7 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA