top of page
1/1076

Savaş Artığı

Güncelleme tarihi: 22 Oca 2021


“ İnsan için en değerli şey hayattır. Hayat yalnız bir kereliğine ve geçmişi hatırladığında her hangi bir anını boşa geçirmediğine hayıflanmayacak ya da yaptığın hiçbir şeyden utanmayacak şekilde harcanmalıdır. Nikolay Ostrovsky”


Sekiz yaşında okuma- yazmayı öğrendiğim yıllarda radyo dinleme olanaklarına da kavuşmuştum. İrice bir Anadolu köyünde sokaklarındaki gazete atıklarında KORE- KORE SAVAŞI korkulu düşlerimizdi. Geceleri “Babamı da Savaşa götürürler mi?” korkulu düşleriyle uyanmak istemezdim. Radyodan Kore iletilerini dinler, anlamaz; Kore asker resimlerinden, askerlerin kuru yüzünden, çekik gözlerinden korkmayı da sürdürürdüm. Görsek da ayrımında olmadığımız Cilalı Sait ağabeyin neden çalışmadığını, dört yol ağzında iki katlı evin taş basamaklarındaki eski çulun üzerinde sürekli oturmasındaki gizemi çözmemiz uzun sürdü.


Balmumu boyağına benzeyen yüzünde sakalı var mı yok mu belirsizdi. Seyrek sarı saçları, uzun boyuna göre küçük görünen başında derinlere kaçmış gözlerinde sürekli uykusuzluk duygusu uyandırırdı. İri, uzun parmaklı elleri küçücük toprak testiyi kaldırmakta zorlanırdı. Önüne serdiği yağlığı üzerinde parlak ışıklar yansıtan kaşık, çatal, hiç görmediğimiz ayrıntıları olan bıçak, tas, tabak, tıraş makinesiserili dururdu. Yoldan geçenler bir soluk yanına sokulur, gölgede soluklanırken de Cilalı Sait’i selamlar, gönlünü alırlardı. Cilalı Sait, yağlığında serili savaş araçlarını satmaya çalışırdı. “Kore’den getirdiklerini satıp anapara yapacağını, çerçilik işini büyüteceğini…” söylerdi. Beşlik, onluk Nevşehir simidi, tahta kaşık, oklava dolu tahta sandığı gölgede beklerdi. Yetişkinlerin olmadığı süremlerde de çevresinde bekleşen çocuklara savaş kahramanlıklarını anlatırdı. Cilalı Sait’in kahramanlıkları mı yoksa ‘Nevşehir Simiti’nin kokusu mu bekletirdi basamaklara birerli, ikişerli sıralanıp oturan eli boş çocukları bilemezdik. Cilalı Sait emminin pek öyle kahramanlık yapacak görünüşü de yoktu… Bekleştiğimiz bir yaz gününde Cilalı Sait emminin yağlık sergisinden parıl parıl parlayan, alttan çevrilince üstten kanatları açılan, üzerinde USA yazan tıraş makinesini, beş liraya almıştı babam. Birlikte eve doğru yürürken;

“Aslında beş lira etmez ama Sait emmine yardım olsun diye aldım. Amerika’ya güvenerek gönüllü gitti Kore’ye. Oralardan zengin döneceğine inanmıştı. Hasta döndü Kore Savaşı’ndan, başka iş yapamadığından eşekle Acıgöl’den simit getirip satıyor. Sen yine de simit alma, hastalığı belirsiz, bulaşıcı olabilir…” sıkılamasını yaptıktan sonra da, tavaya su koyarak gazocağında kaynattıktan sonra kullandı tıraş makinesini. On sekiz yaşında öğretmen çıkınca bana armağan etmişti. Uzun yıllar kullandım ama cilalı Sait emmiyi de unutup gittim.


Kore Savaşı’nı daha sonraki yıllarda nedenleri- niçinleri ile öğrensek te Cilalı Sait emmi denli iz bırakmamıştı usumda. 01 Temmuz 2017; Kanada Kuruluş Bayramı’nın Toronto gösterilerinde gözlerim ilginç giysileri, görmediğim müzik araçlarına odaklanırken; kulaklarımı dolduran müziği dinlemeye yoğunlaşıverdim. Gösteri süresince Japon filmlerini, Çin’in son imparatorunu düşleyerek soluksuz dinledim. Yer yer yükselen çığlıklar içinde ağıtları, zor duyulan susuşlarda yalvarışları duyumsuyordum. Savaşı anlatan duygular yükseliyordu gönlümde. Yanımda oturan iriyarı, soluk benizli, çekik gözlü, yaşlıca bir beye, hangi ulusun gösterisi olduğunu sordum. “Korea!” sözüne, “North or South?” sorusunu ekleyince “ KOREA!” derken yüzü öfkeliydi. Kaç yıl önce Toronto’ya göçüp geldiklerini bilemiyordum ama yaşadığımız günde bile bölünme nefretle anılıyordu…


HA JIN’ın dilimize SAVAŞ ARTIĞI* olarak aktarılan, gerçekçi belgesel romanında bilsemelerimi doyurmak, cilalı Sait emmimi aramak için okuduğumda geç kaldığımı düşünerek de üzüldüm. Çinli bir yazar Kore’yi nasıl anlatır?


“ Kuzey Kampını tel Örgüleri dışından nehre doğru yürüyen Amerikan Askerlerinin yanında ilk kez Türkleri gördüm. Uzun boylu, zayıf, başları dik ve öne bakarak geçiyorlardı. Bizden tarafa bakmadılar bile. Biz ilk kez Türkleri görüyordu…” İçlerinde Cilalı Sait emmim de var mıydı?


Ha Jin subay çocuğu olarak orduya katılır. Altı yıl sonra ayrılıp Üniversite’de İngilizce doktora yapar. 1985’de ABD’ yerleşir. Yazmaya başlar. Kore Savaşı’nda İngilizce okuyup yazan subay olarak yer alır. Güneyde ABD, Kuzeyde Sovyetler vardır. Çin, Kore’ye destek vermiyor görünümünde olmak, ABD ile ilişkilerini bozmamak için, Çin ana ordusundan farklı görünümde “Çin Halk Gönüllüleri” örgütlenmesinde savaşın içindedir.

Komünistler 1949’da yönetime geldiler. Okulun milliyetçi ilkeleri Çan kay Şek tarafından belirlenmişti. Alınan bilgiler H.K.O’da ise yaramazdı. Askeri öğrenciler Milliyetçilerin ahlak bozukluğundan tiksindiklerinden K.K.O’na teslim oldular. Komünistler ayrım yapmayacaklarına söz verdiler. Eski subaylara Marx, Lenin, Mao ve proleter devrim dersleri verilir, kabul etmeyenler hapsedilirdi.


Kahramanın-Anlatıcının nişanlısı; “ Komünistler ülkemize düzen getirmişti ve insanların çoğu ümitliydi. Savaş yorgunu ülkemiz sonunda barışı getirecek gibi görünen komünistlere minnet duyuyordu ( y.11-12). “Komünist birliklerin komutanları askere iyi davranır, birlikte yer içer, askeri çok önemser. Milliyetçi Birlikte komutan askerden ayrıcalıklıdır beslenir, kendisini düşünür, askeri önemsemez. (y.21)”düşüncesindedir.


Mc Arthur ordusu Yalu’yu geçmek, Mançurya’yı, Çin’in Kuzeydoğusu ’nu ele geçirmeye niyetleniyordu. Ruslar silah verdi ama kullanım yönlendiricileri Kirilabecesiyle yazıldığından sınama yanılma ile kullanılabildi. Yalu savaşta çok zarar gördü (%80). Evler ilkel, tarlalar bakımsız, dağlık traversler halinde, halk çok yoksul. Koreli ajanlar ABD’ye çalışıyordu. Kore’de çok sayıda Çinli emekçi vardı. Çoğu Mançurya’dan gelmiş, Kore ve Mançurya okullarında öğretilen Japonca konuşuyorlardı.


Ha Jin, “Gerçekte komünistlerin tarafını tutmuştum fakat bu, yalnızca eve dönmek içindi. Milliyetçiler Çin’e gitmek isteyenlere karar verenleri komünist olarak görüyorlardı.”der.


Öylesine karmaşık siyasaların kurgulanıp uygulandığı savaş alanlarında Çan Kay Şek, Çin anakarasında halkın yönetime karşı ayaklanmasını sağlamaya çalışırken; Çin savaş ateşini sınırlarından uzak tutmaya çaba göstermektedir. ABD, Kore halkının sıcak baktığı paralı kesimdi. Kore halkı, ABD’nin kamp atıklarını topluyor, yararlanıyor, mal satıyor, Kore halkına yardıma geldiklerini düşünüyordu. Tüm savaşların, yasal olmayan yollardan yaratılan ekonomik bir boyutu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Toplama kamplarında bile durum aynıdır. Kuzey- ve Güney esir kamplarında bulunan HiJin’in gözlemleri öylesine gerçektir ki gördüklerinden kendisi bile şaşkına döner. Güneyin varsıl kamplarına karşın Kuzey kamplarının zor koşulları ekonomik nedenlerin yanında siyasal yaymacılığın (propaganda) bir sonucudur. “ Savaş ateşi asker ölüleriyle beslenen bir fırındır.Hem komünistler hem milliyetçiler İngilizce bildiğim için benimle ilgileniyorlardı ( y.84).”


Milliyetçiler Çin’e gitmeye karar verenleri Komünist olarak görüyorlar. Güney Kamplarında tutsak kaldığı günlerdeki ilişkilerinden ileride sorgulanacağını düşünemediği önemli noktalar;


“ Katolik Papazın vaazlarına gidiyordum. Peder HU milliyetçi ve ABD misyoneriydi. Kamptaki kilisede Milliyetçi Çin ve ABD bayrağı asılıydı (y.81), “Papazların Milliyetçilerin ve ABD emriyle komünistlere yapılan işkencelere karşı çıkmadıklarını görünce kiliseye, ayinlere gitmeyi bıraktım ( y.88).”, “Acı çektirme sanatında Çinliler ve Koreliler, Amerikalılardan daha uzmandırlar (y.92)” son anda kararını değiştirerek anayurda dönmek istediğini söyler. Uzun beklemelerden, sıkıntılardan sonra döner. Anayurdunda da kampa alınır. Anayurt bile güven duymamaktadır artık. Uğruna döndükleri yoktur artık. Önemsiz bir görevle görevlendirilir.


Cilalı Sait emmi de düşlediği varsıllığın yerine bedenine yapışan hastalığı taşıyarak döner ana köyüne. Eşi sağdır ama yoksulluk yapışmıştır günlerine. Beşlik onluk simit satarak güz günlerine değin gölgeleri bekler. Ne adına savaştıklarından, ne de komünizmden koruduklarından bir umar gelmez. Öldükten sonra yoksul ülkesi az da olsa bir aylıkla anımsar eşiyle kızını. Cilalı Sait emmim de varsıl ülkelere iyi görünmeye çalışan bir savaş artığı mıydı? Şimdi çocuklarına, torunlarına sorsak kahraman olduğunu söylerler belki de.


Yaşamın dayattıkları ile inandığı ülkünün dayattıkları, duyunçla insancıl zayıflıklar… Kişisel kaygıların yasını tutmak yerine, kendine ve geleceğe güven duyarak yaşama tutunmak. Annesi, nişanlısı, vatana dönerse vatanı olacak mı? Bir savaş artığı, savaş sanayisinin artığı mı olacaktır? Küçük ümitleri, hedefleri olan sıradan insanların hem güçlü hem umarsız olduğu durumları sorgulatır okuruna.


Savaşlar belirli aralıklarla yapılması gereken kutgünler midir? Acılarına, yıkımlarına, artıklarına, mutsuzluklarına karşın neden yinelenir? Akçalı bencillikler oldukça da yinelenecek midir? Söndürülemeyen savaş fırınlarına yeni ölüler mi gerekiyor?


Ödemiş;18 Mayıs 2019

*Ha JIN. SAVAŞ ARTIĞI.( İngilizceden çeviren Toma Tosun) Roman. Ayrıntı Yayınları-2011

* Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi. Sa:89, Eylül-Ekim 2019. Y: 93-95

12 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
1/2