CENGİZ AYTMATOV'LA BAŞBAŞA






M. SOYSAL: Türkiye’ye çok sık gelemiyorsunuz. Ülkemizi ilk ziyaretinizi göz önünde bulundurursanız, o günden bu güne gördüğünüz değişiklikler nelerdir?


AYTMATOV: Çok teşekkür ederim Mehmet Bey. Beni yıllar öncesine götürdünüz. Türkiye’ye ilk defa 1975 yılında geldim. Şunu kesinlikle söyleyebilirim; Türkiye her geçen gün, her geçen zaman dilimi içinde çok büyük gelişmelere sahne olmakta, hızla modernleşmektedir. Ayrıca özellikle kültür ve sanat alanında çok olumlu gelişmeler gözlemlemekteyim.

Türkiye’ye ilk gelişim hiç de kolay olmadı. Çünkü o yıllarda SSCB yönetimi iş başında ve oldukça etkiliydi. Türkiye’ye gelebilmek için, parti yöneticilerine zorluklarla ulaşarak uzun süre bekledim. Birçok ve uzun bürokratik işlemden sonra izin alabildim. Ama bu tip problemlerle artık karşılaşmıyorum. Örneğin geçen senelerde İzmir’de “Barış Kültürü” adlı bir konferansa katıldım ve İstanbul’a sorunsuz bir şekilde geldim. Benim dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu: Bu ziyaretimde dünyanın sorunlarını ve küresel yapıyı, Türkiye’deki insanlarla konuşup tartışmaya gelmiştim. Devamında ise İstanbul’da bir kitap fuarını açtık. Bu fuarda 110’dan fazla yayınevi ve binlerce kitap vardı. Demek ki biz böyle bir olaya beraberce imza atabiliyorsak, böyle bir olayı birlikte gerçekleştirebiliyorsak, bu bizim aramızdaki mesafelerin nasıl azaldığını, hepimizin ortak değeri olan sanat, edebiyat, kültürün ne kadar zirveye çıktığını, hangi noktalara ulaştığını çok güzel bir şekilde göstermektedir.


M. SOYSAL: Cengiz Aytmatov, Orta Asya’nın hürriyeti için dünya çapında kalemiyle mücadele etti. Neler hissediyorsunuz?

AYTMATOV: Tabii 1990 sonrasında Kırgızistan, diğer bütün Türk cumhuriyetleri gibi bağımsızlığını kazandı. Şimdi bu yaşana değişim, cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanması, SSCB’nin dağılması tüm dünya için, tüm dünyadaki insanlar için büyük, tarihi bir olay. Bu yaşanan değişimi sonraki nesiller herhalde hiç unutmayacaklardır. Burada bahsedilmesi gereken, biz bu bağımsızlığa bir devrim sonucu gitmedik. Bir değişim sonucu gittik. Peki bu bağımsızlık bize ne verdi? Bağımsızlık, insanlarımızın iradesinin muazzam bir şekilde gelişmesini sağladı. İç dünyalarını daha önce hissetmedikleri kadar hissetmelerini sağladı. Biz şu anda ne olursa olsun bağımsızız. Tarihin bize verdiği bu fırsattan yararlanmak zorundayız.


M. SOYSAL: Rusya yönetimine bağlı, bağımsızlığını ilan edememiş devletler var. Bunlar ne zaman bağımsızlığına kavuşur? Bağımsızlığa kavuşmaları için neler yapmaları gerekir? Hürriyet kuşu insanlar ve milletlere kanat çırparak kendiliğinden gelmez. Mücadele etmek gerekli değil mi?

AYTMATOV: Bahsettiğiniz, dile getirdiğiniz konu oldukça zor bir mesele. Eğer gerçeği söylemek gerekirse, orada Rusya Federasyonuna bağlı olan cumhuriyetleri ele alırsak, bunlar federasyon içinde bağımlı hale getirilmiştir ve bu durum anayasa ile de pekiştirilmiştir. Şimdi burada asıl tartışılması gereken konu, bunların bağımsız olması gerekir mi? Başka bir deyişle bunların bağımsız olmaları için Çeçenistan örneğinde olduğu gibi savaşmaları mı gerekir? Bu cumhuriyetler çoğunluk itibariyle Rusya’nın tam ortasında yer almakta. Şayet bunlar Rusya’nın kenarında, diğer ülkelere sınır oluşturacak biçimde bulunmuş olsalardı durum farklı olurdu. Peki bu küçük devletler, bu küçük cumhuriyetler bağımsız olduktan sonra ne olacak? Şu andaki sıkıntılarından kurtulabilecekler mi? Yoksa bu sıkıntılar daha da büyüyerek etnik çatışmaya, bir iç çatışmaya, bir manevi tatminsizliğe mi yol açacak? Bunu gerçekten tartışmak gerekiyor. Bağımsızlığın nasıl, ne şekilde ve hangi kriterlerle sağlandığını belirlemek zorunludur. Yani bana göre tarihin bize verdiği fırsatları çok iyi kullanmamız, jeopolitik olarak bunları çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Benim asıl savunduğum, daha önce belirttiğim gibi, eğer bağımsızlık olacaksa bu devrimle değil, bu bir değişimle, yani medeni bir yöntemle gerçekleşmeli. Tabii ki bu benim görüşüm. İnsanlar benimle hemfikir olmayabilir. Benim bu görüşüme karşı çıkanlar da olabilir. Çeçenistan’da yaşayanlar gibi bir bağımsızlık kazanmaktansa, ben bunu Çeçen milleti için feda ediyorum. Çeçenistan bu savaş yüzünden adeta haritadan silinecek duruma gelmiştir. Özetle şunu söylemek istiyorum: Biz kimliğimizi ancak halkımızın entelektüel seviyesini yükselterek, ekonomimizi kalkındırarak koruyabiliriz. Hayat tarzımızı devam ettirebiliriz. Kendi varlığımızı, medeniyetimizi, şiddete başvurmaksızın, kan dökülmeden elde edebileceğimizi düşünüyorum. Tavsiyem şu: Silah almaktansa elimize kalem kitap alıp bu yolla ilerlemek. Belirli bir zaman geçtikten sonra kimin haklı olduğu ortaya çıkacaktır.


M. SOYSAL: Türkiye’de 1980 öncesi sağ-sol kavgalarını biliyor musunuz? İki kesimdeki insanların da sizin kitaplarınızı okumalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AYTMATOV: Kitaplarımı yazarken sağ ya da sol kesimin okuyacağını asla düşünmedim. Yani ben kitaplarımı yazarken amaçladığım, hayatıma, tecrübelerime, birikimlerime dayanarak gördüğüm ve şahit olduğum bütün gerçekleri kitabıma yansıtabilmek. Asıl gayem bu. Bence insanın hayattaki amacı, iç dünyasının var olabileceği son noktayı, zirve noktasını, pozitif noktasını yakalayabilmek. Bu her insan için değişebilir. Bazı insanlar aşk, bazı insanlar görev, bazı insanlar sevgi ve ilgi yoluyla bu noktaya ulaşıyorlar. Benim, kitaplarımda yaptığım; gerçeği, mümkün olduğunca gerçeğin ta kendisini aktarmak. Edebiyatçı olmak, yazar olmak, çok zor bir hale geldi. Şimdi küreselleşme akımlarını ele alırsak, şu anda toplumun algılaması, toplum kültürü çok değişmiş durumda. Toplumun değer yargıları aşırı derecede değişti. Ve bu değişim devam ediyor. Ben buna karşı insanlığı uyarmak için, insanların bu kolay hazmedici yola kaçmaması için mücadele ediyorum. İnsanın kendisini bulmasını istiyorum; ama bu çok zor. Ben insanlar üzerinde etkili olan bir Amerikan sinemasını nasıl durdurabilirim? Veya romanların yerine basit dedektif hikâyelerinin tercih edilmesini nasıl önleyebilirim?


M. SOYSAL: Fırat Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, romanlarınız için; “Dünyanın bilinci olan insan, bozulduğu zaman beş dönüş izine tutunarak kendini yeniden kurabilir. Bunlar doğaya dönüş, anadile dönüş, insana dönüş, eve dönüş ve Allah’a dönüş şeklinde olabilir. Bu dönüş izliği, olmak ya da olmamak sorusunda bocalayan insana, yalnızlığını, yalıtılmışlığını ve parçalanmışlığını hatırlatmak üzere farklı frekanslarda yapılan bir çağrıdır.” diyor. Bunu daha önce duymuş muydunuz?

AYTMATOV: Dile getirdiğiniz konu, çok zor ve felsefi bir mesele. Bunu şu andaki vakti dikkate alırsak açıklamamız çok uzun sürecek. Bence çok ilginç bir fikir. Tabii ki eserlerim hakkında yapılan eleştiri ve analizleri okudum. Daha önce Amerika’da ve Vietnam’da bulunduğum süreç içinde değişik eleştirmenler tarafından eserlerimle ilgili birçok eleştiri yapıldı. Bana göre her insan algılamasına göre okur. Bazı insanlar yüzeysel olarak okuyor. Az önce söz ettiğiniz Dr. Korkmaz’ın dile getirdikleri ise beni çok sevindirdi. Enerjimi fazlalaştırdı, kamçıladı. Benim eserlerimde söylemek istediklerimi anlayabilmiş ve dile getirmiş.


M. SOYSAL: Bazı romanlarınız Türk sinemasına da uyarlandı. “Selvi boylum, al yazmalım” gibi. Bu filmi gördünüz mü?

AYTMATOV: Bahsettiğiniz filmi yıllar önce seyretmiştim. Şuna inanıyorum ki her olayı, kendi tarihi boyutu içinde değerlendirmek gerekir. Film o zaman seyredenlerin beğenisini kazanmıştı. Romantik ve çok güzel bir film olmuştu. Ben de çok beğenmiştim. O zamanlar filmde siyaset ve ekonomi konusu işlenmemişti. Tabiatla içi içe yaşayan iki insanın aşk hikayesi anlatılmıştı. Benim bütün istediğim, ülkenizle karşılıklı anlaşma yoluyla bütün eserlerimin filme uyarlanması. Ülkenizdeki şartlar ile bizdeki fikirler bir araya geldiği zaman çok güzel filmler ortaya çıkacaktır. Buna eminim. Ne olursa olsun, ortak değerlerimize katkı sağlayacak bu yardımlaşmanın mutlaka yapılması gerekir.


M. SOYSAL: Türk edebiyatını ne kadar yakından takip ediyorsunuz? Kimi tanıyorsunuz?

AYTMATOV: Benim Türk edebiyatı ile ilgili fikir sahibi olabilmem için bu eserleri okuyabilmem lazım. Fakat bizim orada SSCB’nin yıkılmasından sonra eserlerin çevrilmesi işi durmuştur. Şu anda bizim piyasada bir Türk edebiyatçısının, ya da Türkçe bir eserin Rusça veya başka bir dile çevrilmiş hali yoktur. Ben rastlamadım. Eğer böyle eserler olsaydı Türk edebiyatını ve edebiyatçılarını daha yakından tanıma fırsatı bulurdum. Bu yüzden sağlıklı bir değerlendirme yapamıyorum. Beraber, ortak bir çalışmayla Türk edebiyatı eserlerini çevirip Kırgız halkına tanıtmalı ve okunmasını sağlamalıyız. Bunun için de öncelikle çeviri işlemlerini başlatmamız gerekli. Rusça, bölge ülkeleri açısından ortak bir dil niteliğinde. Bu sebeple Rusçayı bir araç olarak kullanabiliriz.


M. SOYSAL: Dişi Kurdun Rüyaları, Toprak Ana, Sultan Murat, Beyaz Yağmur, Cengiz Han’a Küsen Bulut vb. Bunların dışında Türkiye’de basılmayan, bizim okumadığımız kitaplarınız var mı?

AYTMATOV: Ben buradan Türk yayınevlerinin ve Türk halkının bana gösterdiği teveccühe çok teşekkür ediyorum. Bu yayınevleri benim kitaplarımı alıp tercüme ettiler ve okurlarla, sevenlerle buluşturdular. Biraz önce saydığınız temel eserlerim Türkçeye çevrilmiş durumda. Fakat son zamanlarda çıkan söyleşi türündeki kitaplarım henüz dilinize çevrilmiş değil. Örneğin Japonların önemli düşünürü Japon felsefeci Dalyhisatu İke ile yaptığım söyleşi bir kitap halinde çıktı. Bu henüz dilinize çevrilmiş değil. Aynı şekilde önemli Kazak düşünür Muhtar Şahanaf ile Glastnos ve Perestroika sonrası neler yaşadığımız, neler hissettiğimiz üzerine bir söyleşi yaptım ve bunu da bir kitap olarak yayımladım. İmkanlar müsait olursa bu kitapların Türkçe’ye çevrilmesi, Türk okuyucularla buluşması çok iyi olacaktır. Bu eserler okuyucuya çok ilginç gelecektir. Şu anda yazmayı düşündüğüm yeni kitaplar var. Hislerimi ve düşüncelerimi yazıya aktarmak istiyorum. Maalesef yoğun hayat temposu yüzünden zaman darlığı yaşamaktayım. Hatta bazı geceler yazmayı düşündüklerim rüyalarıma giriyor. Yazmayı çok özledim. Size kendimi şikayet ettiğimi sanmayın, sadece derdimi paylaşmak istedim. Türk halkına ve yayınevlerine çok teşekkür ediyorum. Yeni eserlerim

Türkçeye çevrildiğinde Türkiye’ye geleceğim ve sizleri kucaklayacağım.


M. SOYSAL: Buradan Kültür Bakanlığı’na hatırlatmak istiyorum. Bizim edebiyatçılarımızın eserlerini başka dillere çevirirlerse sizler de okuyabilirsiniz. Bundan sonra uzun aralarla değil de her yıl sizinle görüşmek dileğiyle…

AYTMATOV: Çok teşekkür ederim. Sizinle çok güzel bir sohbet yaptık ve fikir alışverişinde bulunduk. Bu söyleşiden çok büyük tat aldım. Başarılarınızın devam etmesini diliyor, Türk halkına yenilikler doğrultusunda hizmet edeceğinize yürekten inanıyorum.

*

*TGRT Haber Genel Yayın Yönetmeni(O dönemde)

ÖNEMLİ:

maviADA'nın BÜTÜN SAYILARINI,YAZI ve YAZARLARINI GÖRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN

*

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA