Kadın Mülteciler

“Hayat kat kattır.

Babil'in Asma Bahçeleri gibi; “Hayat kat kattır.

Babil'in Asma Bahçeleri gibi, katmanlar halinde yükselir, bir kattan bir kata sizi yanınızdaki kadın götürür.

Ve bugün durduğunuz katman, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının bulunduğu katmanı, manzarası ve hayatıdır...

Hayatınız seçtiğiniz kadındır...”

Asırlarca erkek egemenliğinin ve erkeklerin hâkim olduğu toplumun oluşturduğu, soysa-ekonomik ve siyasal kurumlar ile kültürel ve ahlâkî değerlerin, normlar ile dini akideler ve önyargıların baskısı altında kalan kadınların, toplum içindeki statüsünün sorgulanmaya başlanması yeni bir olgudur. Bu sorgulama, demokrasinin gelişme ve olgunlaşma evrelerinde giderek artmakta ve insan hakları ile birlikte, kadın hakları ve özgürlüklerinde kayda değer ilerlemeler sağlanmaktadır. Bu çerçevede, kadının toplum içindeki yeri günümüzde sorgulanmaktadır.

Uluslararası düzenlemeler, bildiriler ve kararlarda benimsenen yaklaşım ile literatürde yer alan ifadeler ve kavramlar göz önünde bulundurularak kadınlara karşı ayrımcılık genel olarak, tüm insanlara tanınan temel hak ve özgürlüklerin, cinsiyete bağlı olarak tanınmasını, kullanılmasını ve yararlanılmasını, engellemek, sınırlamak, kısıtlamak, ortadan kaldırmak şeklinde tanımlanmaktadır.


Hem Mülteci Hem Kadın Olmak

Kadınlar da bütün sığınmacı ve mülteciler gibi, çeşitli nedenlerle ülkelerini terk etmek ve kaçmak zorunda kalmaktadırlar. Ancak, kadınların kaçış sebepleri ve kaçtıktan sonra maruz kaldıkları tehdit ve tehlikeler, diğer sığınmacı ve mültecilere kıyasla farklıdır.

Cinsel ayrımcılık, sosyal ve kültürel önyargılardan kaynaklanan baskı ve zulüm, insan hakları ihlâlleri, gayriinsanî ve küçültücü muamele, kişi özgürlüğü ve güvenliğine yönelik tehdit ve tehlikeler, kadının bedensel ve ruhsal sağlığını bozan geleneksel zararlı uygulamalar, cinsel istismar ve şiddet kadınları ülkelerini terk etmeye zorlamakta ve onları başka güvenli ülkelere sığınmaya mecbur etmektedir.

Kadınlar, cinsiyetleri nedeniyle, fiziksel ve cinsel istismar, aile içi şiddet, cinsel taciz, saldırı, cinsel zorlama ve tehdit, cinsel işkence, cinsel esaret, ırza geçme, etnik temizlemede bir araç olarak kullanılma ve fuhuş yapmaya zorlanma gibi, genelde fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet eylemlerine maruz kalabilecek hassas-kırılgan kişilerdir.

Özellikle, iç savaş, savaş, işgal, isyanların yarattığı anarşik ortam, kadınları çok daha büyük risk ve tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. İnsancıl hukuk ilkeleri ihlâl edilmekte, sistematik ırza geçme etnik temizlemede bir araç ve aynı zamanda bir savaş silâhı olarak uygulanmaktadır. Bu ortamda, ülkesinin korumasından mahrum olan, zaman zaman ailesini de kaybeden, bir sığınak aramak için yollara düşen kadınlar, bütün mültecilerin karşılaştıkları tehdit ve tehlikelere ilâve olarak, çok farklı vahim olay ve durumlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bunlardan ilk akla gelenler, kadın-erkek ayrımcılığına dayalı uygulamalar, dini akideler, sosyal-kültürel önyargılar, kadının beden tamamiyetini ve ruhsal durumunu bozan zararlı geleneksel uygulamalar, fiziksel ve cinsel şiddetle yüz yüze kalmak, özellikle sınır geçişlerinde, kamplarda, yerleştirilme sırasında ve mülteci statüsünün belirlenmesi aşamasında kadın-erkek ayrımcılığından kaynaklanan çeşitli sorunlar…

Bu bağlamda, kadın sığınmacı ve mültecilerin karşılaştıkları tehdit ve tehlikelerle şiddet ve istismar türleri; öldürülme, dövülme, korkutulma, gözdağı verilme, tehdit edilme, kul ve köle olarak kullanılma, haksız tutuklanma ve alıkonulma, zorla askere alınma, gerillalar ve direniş kuvvetleri gibi, yasa dışı gruplara, düzensiz ordulara katılmaya zorlanma, yağmacı haydutlar, insan kaçakçıları ve düşman askerlerinin eline düşme, fuhuşa zorlanma, mayınlı alanlara sokma, mayın temizleme işlemlerinde kullanılma hareketlerine maruz kaldıkları saptanmaktadır. Tüm mülteciler; yardıma ve korunmaya muhtaç olmalarına karşın, kadınlar hassas gruplar içinde yer almaları nedeniyle, daha çok yardıma ve korunmaya muhtaçtır. Bu nedenle, kadın mülteciler için, diğer mültecilerden farklı özel yardım ve korunma tedbirlerinin alınması zorunludur.


Mültecilerin Çoğunluğu Kadın

Dünyadaki mültecilerin yüzde seksenini kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği; Suriye’den ülkemize sığınan 130.000’in üzerindeki sığınmacının büyük çoğunluğunun kadın ve çocuk olmasıdır.

Kadınlar ve çocuklar mültecilik yaşamının ızdırap ve tehlikelerine, yaşamın her evresinde ortaya çıkan tehdit ve tehlikelere, erkeklere kıyasla daha çok maruz kalmaktadırlar. Buna karşın, bu kişilerin durumları ancak, 1970’li yıllarda ele alınabilmiştir.

Zira, 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin 1/A-2 maddesinde, ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal guruba mensubiyeti ve siyasi düşünceleri yüzünden baskı ve zulme uğraması veya uğrama tehlikesi ve korkusu içinde bulunması nedeniyle ülkesini terk etmiş kişilere mülteci statüsü verilebilmektedir. Görüldüğü üzere, bu maddede ve mülteciliğin kazanılmasında aranılacak koşullar arasında, cinsiyet ve kadın unsuruna yer verilmemiştir. Bununla birlikte, “belirli bir sosyal gruba mensubiyet” koşulunun, cins, renk, akrabalık bağları gibi doğuştan kaynaklanan veya askeri lider veya toprak sahibi olma gibi sonradan kazanılan, ancak değiştirilmesi mümkün olmayan baskı ve zulüm nedenlerini de kapsadığı kabul edilmiştir.

Günümüzde, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve buna dayalı olarak temel hak ve özgürlüklerin sistematik şekilde ihlali ve cinsel şiddet nedeniyle, ülkesini terk eden ve ülkesine döndüğü zaman zalimane ve gayriinsani muamele ile karşılaşan kadınların, belirli bir sosyal grup içine alınmaları kesin bir biçimde kabul edilmekte ve bunlara mülteci statüsü verilmesi öngörülmektedir. Hatta, bu kadınlara özel insancıl statü içinde yer verebileceği de ileri sürülmektedir. Dolayısıyla, tüm ülkeler tarafından haklı bir nedene dayalı baskı-zulüm korkusu içinde olan ve değişik türde maruz kaldığı şiddet nedeniyle, ülkesini terk eden kadınların, belirli bir sosyal grup içinde değerlendirilmesi ve konunun insancıl yaklaşımla ele alınarak bu kişilerin iltica taleplerinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Ancak, mülteci statüsü verilmesi aşamasına gelinmeden önce kadınlar üzerinde sığınma ve iltica olgusunun ortadan kaldırılması amacıyla, öncelikle bunun temelinde yatan cinsiyet ayrımcılığının gerek ulusal gerekse uluslararası toplum düzeyinde, yasal, yargısal, yönetsel ve eğitsel tedbirler alınarak önlenmesi gerekir. Bunların kesin biçimde uygulamaya konulması, ilâve olarak sosyo-kültürel değerler ile dinsel akidelere dayanan önyargılarla mücadele edilmesi zorunludur.

Başta kadınlar olmak üzere, tüm insanların, temel hak ve özgürlüklerden eşit, adil ve eksiksiz yararlanabilmesi ve bu bağlamda kadınların hak ettikleri statüye kavuşabilmeleri dileğiyle.

maviADA -Kış 2013 (Mubadele Dosyasından)

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA