GEÇMİŞİN YANSIMASI


Cennet ülkemizin her köşesinde güneşin batışı ayrı güzeldir. Gezenti biri olarak etkilenme durumumun değişim göstermesine şaşırmışımdır. Çanakkale’ye sevdiklerimizi görmeye giderken yolculuğumuzun bize neler katacağını bilmiyorduk.


Evlerinde yatacak fazla yer olmama ihtimaline karşı yer minderlerimizi bile almıştık. İlk kez bu şehir ve akrabalarımızı ziyaret edecek olmamız bizi heyecanlandırmıştı. Yeşilin her tonunu gördüğümüz kasabaya gelir gelmez âşık olmuştuk bile. Şehirde büyüyen çocuklarımız ceviz ve şeftali ağaçlarına merakla bakıp sormaları, ham olarak yemeye çalışıp ağızlarını buruşturmaları görülmeye değerdi.


Misafirperver ev sahibemiz bizi sevgiyle kucaklamıştı. Evin balkonundan görünen denizi seyretme keyfini üç gün diye gelerek on üç gün yaşayacağımızı, ısrarla kalmamızı isteyeceklerini nereden bilirdik.


İlk gün balkon lambasına yuva yapmış kırlangıç yuvasını fark ettik. Yiyecek taşıyan anne kuşun yavrularını o yokken sevdik. Beti’nin küçük ama sevimli teknesine binerek, ayaklarımıza deniz suyu çarpa çarpa yol almak keyifliydi. Çanakkale Boğazı’nın en derin yerinde yüzerek, heyecanlı dakikalar yaşamamıza sebep olan mavi denizanasına bizlere hızlı yüzmeyi öğrettiği için teşekkür ettik. Oltayla kıraça balık tutma yarışını kazanmanın sevinci ile akşam yemeğini zevkli hale getirmiştik. Yeni aldığımız fotoğraf makinamızla denizin tam ortasında teknenin sağ tarafından güneşin batışını, sol tarafından ayın doğuşunu çekerek olimpiyat ödülünü almışçasına sevindik. Dönüş yolunda kimsenin sesinin çıkmayışı yorgunluktan mı, güneşin beyaz tenimizi kavurmasından mı, yoksa o anın tadını çıkarmak için susmamızdan mıydı bilemedik. Her günü ayrı bir güzellikle yaşamak hayattan keyif almamızı sağlamıştı.


Beti’nin gökkuşağı rengindeki papağanının pencereden kaçmasının ardından komşularla birlikte ailecek aramaya çıktık. Şeftali ağaçlarının arasında, deniz kenarında, çatılarda ismini sayıklayarak aramamız nafileydi. Geri döner ümidiyle pencereyi açık bırakmamız da işe yaramamıştı. Çocukların sevgisini kazanan, konuşkan kuşu geç tanımış erken kaybetmiştik. Sahibinin üzüntüsüne kaldığımız süre boyunca eşlik edebildik. Gönlümüze yerleştirdiğimiz her varlığı kaybetmeden değerini bilmemiz gerektiğini ilk ders olarak öğrenmiştik.


Zaman ilerledikçe yakın oturan komşularla merhabalaşma seviyesinden samimi olma mertebesine ulaştık. "Otuz Beş Yaş" Şiirini okumaya başladığım günlerde tanıştım Nebil Efendi ve Hamdiye teyzeyle. Sandalyesinde sessizce oturan, her deniz dönüşü bize gülümseyen Nebil Efendinin o günlerde yeni yeni duyulan Alzheimer hastası olduğunu, lezzetli yemekler yapan Hamdiye teyzeden öğrenecektim. Otuz üç yıl çalıştığı yoğun bankacılık işinden emekli olup boşta kalınca, unutkanlık başlamış ve hızla ilerlemişti. Son seviyeye geldiğini, hüzünle uzaklara bakan gözlerinden anlamıştık.


Evi aldıklarında elli yaşlarında olduklarını ve geçen yirmi beş yılın nasıl hızla geçtiğine inanamadığını anlatırken çocuklarının ziyaret etmemelerinden de yakınmıştı Hamdiye teyzem. Getirdiğimiz dondurmayı yerken, "Aslında ben sevmem Nebil sever, artık ne yediğinin bile farkında olmadığı için dondurmanın tadını da çoktan unuttu.’’ demişti. Mutfaktan gelen yemek kokuları için ‘‘Canınız çekmiştir" sözünün ardından,pişirdiğini getirip ikram etmesi bir olmuştu. Daha önce tadını bilmediğimiz bir lezzet olan yemeğin adının uykuluk olduğunu söylediğinde şaşırmıştık. İsmiyle görüntüsü uyuşmayan yemek o anı hatırlatan bir ayrıntı olarak zihnimizde kaldı.


Sallanan sandalyesinde sallanırken aklına çocukluk günleri gelen Nebil Efendi masmavi gökyüzünde uçan uçurtmayı işaret parmağı ile gösterirken yüzüne masum bir gülüş oturmuştu. O an çocukluğumda hiç uçurtma uçurmadığımı düşünüp; eve dönünce ilk iş kızlarımla uçurtma alıp, uçurma sözü verdim kendime. İki saatlik muhabbet sonunda hayatla ilgili aldığım mesajlar benim için büyük kazançtı. Hayatı ıskalamamak gerektiğini, çocuklarımız ve anne babamızla kaliteli zaman geçirmeyi ihmal etmemeyi, çalışmak kadar gezip, keyif almasını bilmeyi, sahip olduklarımızın kıymetini bilmeyi…


Hayatımıza giren herkesin bize öğrettiği bir ders vardır. Biz bunu görmek ve öğrenmek istemediğimiz sürece öğretene kadar bu tekrarlamaya devam eder. Yaşadığımız her olay, bizi yarına hazırlamaktan başka bir şey değildir. Yaşarken size verilen bu mesajları doğru anlayarak ders çıkarırsanız başarı ve mutluluğa giden yolu bulmuşsunuz demektir. Geçmişin geleceğe yansımasının size yol göstermesi dileğiyle…

21 görüntüleme0 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA