NUR'UN GEMİSİ


Bedenimiz küçük, hayallerimiz büyüktü; kağıttan kayıklar yaptık ilk olarak. Birikinti sularda yüzdürdük, gidişine sevinirken bir anda yan yatıp batışına şahit olduk, üzüldük. Çocuktuk, yılmadık bir daha yaptık batmasın diye dua ederek. Bilemezdik yüz de olsa bin de... hep aynı sona ulaşılacak diye. Yaşayarak, görerek sonuca ulaşmak, beynimizin bir köşesinde yerini aldı böylece.


Büyüdük, büyüdükçe hayalimizdeki gemi de büyüdü. Artık suda kalmasından daha fazlasını hayal etmeye başladık. O gemide yalnız mı olacaktık, yanımıza kimleri alacaktık? Annemiz, babamız, kardeşlerimiz yol boyu bize eşlik edecekler miydi? Dost olduğundan emin olduklarımız bizimle gelmek isteyecekler miydi? Aşkı bularak mı binecektik, yolculuk esnasında aşkımıza mı rastlayacaktık diye sorular sorduk kendimize. Cevaplarını bulmak için binip, demir aldık.


Çocuk olmak bizim zamanımızda çok güzeldi, diye söylemlerin çoğaldığı günlere geldik. Yaşlanmak, yaşlanıp ölüme yakın olmak ürkütürdü o küçücük yaşımda. Anne babamın yaşlılık çocuğu olmamın bunda etkisi çoktu. Gittiğimiz her ortamda, ‘‘Deden mi? Ninen mi?’’ sorularına alışıktık. Beraber kaliteli zaman geçirdiğimiz için yaş farkının çok olmasının önemi yoktu benim için. Saçlarımızın erken beyazlamasının genetik olması bir kutu boya ile halledilecekken pamuk beyazı saçlarıyla annem, beyaz sakalları yüzüne yakışan babam, çok sevimli görünüyordu gözüme. Keşke bu kadar basit olsaydı yaşlanmak.


Gemiden erken ayrılacaklarını hiç belli etmediler ve teker teker beni bırakıp gittiler…


Yolculuk yapmayı çok seviyor olmamın eskilere dayandığını, anlatılan hikayelerden biliyordum. İki kızıyla birlikte ninem; bütün akrabaları kısa süreli oturmalarla gezerken, hem bilgi toplamış oluyor hem de herkese iyi olduğunun mesajını veriyordu. Şimdiki akıllı telefonların işini evlerine giderek, neşe dolu sesiyle yapıyordu. Onlara yolculuğumun çok başlarında veda etmiştim, bende derin izler bırakarak. Neşeli olduğunda kendi kendine şarkı söyleyen ninemden kalan, içimden geldikçe şarkılar söyledim ben de. Dedemin gülerken ela gözlerinin parlaması beni mutlu ettiği için herkes tarafından sevilen, sayılan biri olduğu için ben de ona benzedim; ailedeki tek ela gözlü olarak. ’‘Alkışım alasın." diyerek her su getirişimde dua eden ninem sayesinde yaptığım birçok işte alkış aldım.


Yolculuğum tüm hızıyla devam ederken, geminin kaptanı da yolcusu da mürettebatı da olmaktan bazen yoruldum, bazen de mutlu oldum. Meslek olarak seve isteye seçtiğim öğretmenlik sayesinde yolcularım birbirinden akıllı, güzel ve bana hayatı en baştan öğreten öğrencilerim oldu.


Yol arkadaşım olarak görücü usulü evlenerek oynadığım kumarda, attığım zarların düşeş gelmesi zarları tuttuğum için mi yoksa şansım yaver gittiği için mi bilemiyorum. Gemiye almayı çok istediğim iki kızım için yolculuğum zaman zaman fırtınalı da olsa çok güzel geçiyor. Nuh’un gemisinde olanların benim gemimde olmadığını biliyorum ama Nur’un gemisinde bol bol sevgi, özveri ve merhamet varken; bende olanın başkalarında da olsun isteği ile yolculuğum sona erdiğinde bile, diğer yolculuk yapanlara örnek olma arzusuna da yer var.


Yatağınıza uzanıp kendi yolculuğunuzda neyi, kimi alıp, kendi isteğinizle bırakmanız gerekenleri düşünürseniz; geminin dümenini sağlam tutarak, başkalarına teslim etmeden rotanızı belirlerseniz, hazine dolu adanız sizi bekliyor olacak.


Buluşacağımız o güne kadar hepinize iyi yolculuklar…

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA