Latin Ateşi 2 / Kosta Rika

KOSTA RİKA



Panama hava alanında uçağa alınmadık. Olay şöyle gelişiyor. Kafilenin çoğu valizlerini verip-pasaport kontrolünden geçtikten sonra, son iki kişiden bavul kabulü öncesi sarıhumma aşı belgesi isteniyor. Yok tabii. Seyahat acentesinin böyle bir istekten haberi olmadığı için, onlar da bizlere böyle bir bilgi vermiyorlar. Hava şirketinin aklı da; son iki kişiye sıra gelince başlarına geliyor. Kavga gürültü, bizden önce hiçbir yolcudan istenmeyen belge bizim kafilenin son iki kişisinden istenince uçurulmuyoruz. Uçağa verilmiş bavullar indiriliyor, tekrar pasaport ve gümrük kontrolünden geçiyoruz. Kafile rehberi perişan. Türkiye’den işler ayarlanıyor. Tekrar Panama City’ye dönüp eski şehir merkezinde bir tur daha atıyoruz. Akşamüstü seyahat planı değiştiriliyor ve bizler Nikaragua yerine ayarlanmış bir minibüsle Kosta Rika’ya gidiyoruz.


Sonradan öğreniyoruz ki, çift satılmış biletler var ve hava yolu eskiden geçerli ama bu günlerde unutulmuş olan sarıhumma aşı kâğıdı kuralını hatırlayıp, bizim kafileyi uçaktan indirip işi hallediyor. Olan bir hayli yüklü miktar parayı ödeyip bu seyahate çıkan bizlere oluyor. Her halükârda, acente programdaki birçok şeyi gene de yaptırmayı başarsa da, iki tam günü Kosta Rika ve Nikaragua arasında lanet bir minibüsle on iki saat yolculuk yaparak harcadığımız için her şeyi sıkıştırılmış programda yapıyoruz. O güzelim beş yıldız otellere gece on birde girip sabah altıda çıkıyoruz. Yorgunluktan ayaklarımız şişiyor. Vs. Vs. Ama kafiledeki birçok kişi bu acente ile daha önce güzel seyahatler yapmış kişiler. Lideri ve şirket sahipleri ile dost olmuşlar. Bizim milletin kader anlayışı ve medeni insan olma savaşı sağ olsun! Her şeyi affediyoruz ve güme giden dinlenme vakitlerimizi ve paramızı, bazı haklarımızı aramadan turist gibi turist olmaya devam ediyoruz. (Bu arada, kafilede tek bir uyumsuz insanın olmaması çok güzel. Geziye katılmamı sağlayan can bir arkadaşıma ilaveten güzel insanlarla tanışmış olarak döndüm bu geziden. )

-Gruptan arkadaşlardan bazılarıyla-



Yeni alınan biletlerle Kosta Rica’ya uçuyoruz. Hava alanından bir minibüsle ülkenin dağlık bölgesine doğru yola çıkıyoruz. Nihayet gece on bir de Kosta Rika’nın Bulut Ormanları bölgesindeki şahane otelimize varabildik. O saatte yiyeceğimiz şahane bir akşam yemeğini kaçırmıştık elbet. Bizim için hazırlanmış paket yemeği alan her birimiz odamıza kendimizi atarak, önce yiyip sonra hemen yatarak Kosta Rika’nın tadını çıkarmaya başladık.


Kosta Rika’ya geçerken aksiliklere rağmen Latin Amerika’da olma heyecanım biraz daha artmıştı. Bölgenin en sakin ve en barışçıl ülkesinde adrenalin patlaması yaşayacaktık programa göre.


“Zengin Sahil”-Kosta Rika’nın zenginliği pek kalmamış. Ama yine de yıllık kişi başı 10.000 dolarlık geliri ile aynı rakamı paylaşan Panama ile yarışıyor. (Nikaragua en fakir içlerinde. Kişi başı milli gelir 2-3.000 dolar arası.)


Kosta Rika bu gelir seviyesini kahve, muz ihracatı ve eko turizm sayesinde yakalıyor. Bir başka etken de ordunun lağvedilmesi. Ülkenin tarihinde kritik bir dönüm noktası; 1948’de Jose Figueres Ferrer’in liderliğinde seçimlere itiraz edilmesi. Kendisi de kahve zengini bir aileden gelen, Amerika’daki MIT Üniversitesi mezunu olan ve kendi çiftliğinde başlattığı sosyalizme inanan Figueres, yaklaşık bir buçuk ay süren iç savaş sonunda kurulan hükümetin başına geçer ve ilk icraatı Kosta Rika ordusunu tamamıyla ortadan kaldırmak olur. Yaptığı anayasal değişikliklerle tüm kadınlara, zencilere ve azınlıklara da oy hakkı getirir. Yaptığı devrimlerle “Ordusuz, Demokratik” Kosta Rika’nın yaratıcısı. Bu devrimler, 1949’dan bu yana, ülkede hep demokratik seçimle değişen hükümetlerle, tüm coğrafi çevresi içerisinde, Kosta Rika’nın en barışçıl ülke statüsünü korumasını başarmış durumda. Aynı ekolden olan başkanları Arias, CIA’ye karşı durarak, Amerika’nın Nikaragua’daki Sandanist rejime karşı Kosta Rika topraklarını da kullanarak sürdürttüğü kontra gerilla savaşını bitirtir. Arias’ın öncülüğündeki Orta Amerika barış planı ile Nikaragua iç savaşı bitirir. Arias 1987’de Nobel barış ödülünü alır. Günümüzde de Kosta Rika, hem siyasi ve ekonomik olarak istikrarlı, hem de Orta Amerika’da Panama’dan sonra insani gelişim endeksi en yüksek olan ülke.

Ülke’nin sloganı “Pura Vida” yalın hayat olarak yorumlanabilir.


Kosta Rika tarihi gerçekten Orta Amerika ülkeleri arasında, ilk istilanın döktüğü kanlar sonrasında, son yüzyıllarda belki de en sancısız olanı. Kolomb 1502’de ülke topraklarına ilk ayak bastığında bugünkü Kosta Rika’da yaklaşık 400000 yerli nüfus varmış. Yerliler beyaz adam ilk geldiğinde köleliğe boyun eğmemişler ve kılıçtan geçmeyi tercih etmişler. Soykırımdan kurtulan bir avuç insan dağlara kaçıp, katır yetiştirerek ve ilkel tarım yaparak hayatta kalmışlar.


Ülkenin bugünkü yerlileri, %90 oranında, on altıncı asırda buraya Guatemala’dan göç etmiş olan İspanyollar. Burada çok sayıda yerli ve zenci köleler bulunmadığı için İspanyollar kendi topraklarını kendileri işlemişler. Şehirlerini İspanyol mimarisine göre kurmuşlar. Kiliseler, katedraller inşa etmişler. Yerleşim yerlerini nemli kıyı şeridinin bataklıkları yerine, bahardan başka mevsim olmayan, yüksek yerlere kurarlar.


Bu izole yerleşim biçimi Kosta Rika’nın komşu ülkelerde sık sık rastlanan karmaşa yağmalardan uzak kalmasını sağlamış.1522’de başlayan İspanyol istilası sonrası İspanya Guatemala Krallığının bir parçası olan Kosta Rika, daha önce de belirttiğim gibi, uzun yüz yıllar pek etli sütlüye karışmadan, kendi halinde, uzaktan uzaktan takılmış. Şimdiki başşehir San Jose öncesi, İspanyolların buradaki ilk başkentleri Cartago şehri. 1821’de Meksika önderliğinde tüm orta Amerika’da esen bağımsızlık rüzgârları ile Kosta Rika da bağımsız olup 1823’te başkentini San Jose yapar. Bu yıllarda, iklimi ve toprağının kahve için mükemmel olduğunun farkına varılarak Kosta Rika’da kahve ekimi başlar. 1800’lerin sonuna geldiğinde ülke ihracatının %90’ı, dış gelirlerinin %80’i kahve oluşturur. Ama kahve yüksekte yetişen bir şey olduğu ve limana inmesi için ulaşıma ihtiyaç olduğundan demiryollarının inşasına karar verilir. İhale bir Amerikalıya (M. Keith) verilir. Ama bataklık araziler, sıcak, getirilen Çinli işçilerin sıtmadan ölmeleri gibi sebeplerle proje fiyasko olur. Umulan sürenin çok üzerinde ve zarar edilerek ancak 1890’da demiryolu tamamlanır. Keith bu arada işçiler için ucuz gıda olması için tüm demiryolu hattında muz ektirir Yatırımını zarardan az da olsa kurtarır mı diyerek, kalan muzları, (şu meşhur, tişörtlerde adı ve simgesi olan) United Fruit Co.-şirketini kurarak Amerika’ya da yollar. (Bu şirkete orta Ameikalılar El Pulpo-ahtapot adını takmışlar. Neden acaba?) Böylelikle kahve sonrası Kosta Rika’nın 2. ürün patlaması başlar, muz talebi çoktur çünkü.


Kahve ve muz üretiminden sağlanan gelir küçük üretici ve köylülerin güven içinde yaşamalarını sağlamış. Nüfus artışının yüksek olduğu ülkede halkın büyük kısmı başşehir bölgesinde toplanmış. Halkın ancak % 34’ü şehirlerde yaşamakta. Kostarika’nın ekonomisi tarıma dayalı olduğundan, nüfusun % 55’i tarımla uğraşıyor.


Bataklıklar ve ormanlar, ülkenin yaklaşık üçte birini kaplıyor. Ülke toprakları maden bakımından zengin değil. Az miktarda altın çıkarılıyor. Ama onlar başka bir altını-turizmi keşfetmişler.


Günümüzün modası, Eko Turizm, ülkenin turist akımına uğramasını sağlıyor. İkinci dünya savaşında, barışçıl felsefelerinden dolayı savaşa katılmayı reddederek Kosta Rika’ya göç eden Quaker’lar, Montoverde (Yeşil Dağ) bölgesinde yerleşip hayvancılığı ve süt endüstrisini kurmuşlar ve çok çeşitli bitki örtüsüne dikkat çekip, biyoloji uzmanlarını bölgeye davet etmişler. (Amerika’nın en çok süt ürünleri ihraç eden ülkesidir.) Şu anda ülke ekolojisi koruma altında ve daha önce yok edilmiş ormanların bir kısmı geri kazanılmış durumda. Bulut ormanları olarak adlandırılan bölgede 300 den fazla kuş türü ve sayısız bitki çeşidini görmek mümkün. Monteverde doğaseverler ve adrenalin düşkünleri için cennet, yapılacak birçok aktivite var. Orman gezileri, rafting ve zipline turistlerin ilgi alanı.


Tam on üç istasyonu olan ve yaklaşık iki buçuk-üç saat süren dünyanın üçüncü en uzun parkurunda ben de bu zipline denen sporu (iplere asılı olarak ağaçların üstünde 60-65 metre yükseklikte uçmayı) yaptım. Önce kendime güvenemediğim için bir rehberle, ama beş-altı yaşlarındaki çocukların yalnız uçtuklarını görüp utanınca son üç parkuru tek başıma uçtum. Uçtu uçtu, Muhsine uçtu! Bileti alırken bütçesel kriz, hazırlanırken merak, yaparken-uçarken heyecan, inince yorgunluk ve dönünce hoş bir anı. Ben yaptım. Oldu.

-Muhsine Arda süper kahramanlar arasına katılıyor, videoya tıklayınız.-

Sessiz-sakin turistler için devasa ağaçların ve kuş seslerinin arasında yürüyüş yapmak çok keyifli olabilir. Sabah erken saatlerde hayvanlar daha aktif olurmuş, özellikle kuş gözlemcileri çok erken saatlerdeki turlara katılıyor. Rehberimizden “Mayalarda kutsal sayılan ve nadir görülen Quetzel kuşu dahil olmak üzere farklı kuş türleri, maymunlar ve sürüngenler var.” sözünü duyunca, orman yürüyüşü yerine küçük bir kasabada yürüyüş yapmak hemen tercihim oluveriyor ve ben gittiğim her ülkeden aldığım likör bardakları koleksiyonuma katkıda bulunuyorum. Birkaç ta hediye eşe-dosta. (Geçmiş seyahatlerin alış-veriş çılgınlığı yok artık Türk turistlerde. Ülkenin dolar kurunu hatırlamak böyle bir hastalığı olanlar için en etkili ilaç. )


Ayrıca çağlayanlar, tabii güzelliklere sahip çeşitli yerler var. Ama bizler soğuk çağlayan sularında yıkanmak ve birbirimize su atmak gibi çocuksu güdülerimizi Panama’da tatmin ettiğimiz için Kosta Rica’da Arenal volkanından kaynayan kaplıcaların sıcak sularında oynaşmayı tercih ediyoruz. İlk programa göre bir gece kalacağımız Tabacon kaplıcalarına sadece birkaç saat için uğrayabiliyoruz. Geniş bir alana yayılmış doğal sıcak su havuzlarında sadece kırk beş dakika kalabiliyoruz. Bu güzel termal tesisin sularında dinlenirken kertenkele ve iguanaları, çeşitli kuşları ağaçlarda görmeyi umuyoruz. Umutlar boşa çıkıyor. Onlarda tatile çıkmışlar sanırım, turistlerden sıkılıp.


Duşlarımızı alıp tesisin lokantasına gidiyoruz. Nefis yemekler bizi bekliyor. İlk kez beş yıldız bir lokantada programdaki bir akşam yemeği gerçekleşiyor. Çok yemek yiyoruz. Ben en çok deniz ürünlerine saldırıyorum. Hem karın açlığından, hem coğrafyasal açlıktan. Karideslerin boyutları görülmeye değer. Balıklar ise, (bence) okyanus balığı olduğundan biraz yavan geliyor. Ama doğada gezen hayvanların kırmızı et yemekleri de çok nefis. Kilo alma gibi bir sorunu icat edenlere inat, herkes gibi, yedikçe yedim o gece. Dolu mideyle uyumanın bırakın geceyi, gündüzün ortasında bile kâbuslar gördüreceğini bilmiyordum elbet.




Kendimizi doğaya ve dinlenmeye adadığımız Kosta Rica’da da günler çabuk geçiverdi. Yeşile, tropikal meyvelere doyum olmuyor. Özel olarak bitki çeşitleri ile ilgilenmediğim için, deniz ürünlerini daha yakın ülkelerde de veya o kadar parayı gözden çıkarınca yurdum lokantalarında da yiyebileceğim için ” içimde bir eh yani” duygusu oluşuyor. Sadece doğal güzellikler için, Kosta Rica’yı da gördüm diyebilmek için, o kadar yol gitmeye, o kadar masraf etmeye gerek var mıydı sorusu kafama takılıyor. Belki de program aksadığı için, dinlenme fırsatını hiç bulamadığımız için böyle düşünüyorum. Ama şunu kesin anlıyorum. Bundan sonra, bir tura katılırsam ” kültür gezisi” sıfatını arayacağım ilânda. Ya da gemi seyahatlerini tercih edip daha rahat olan yolculukları seçeceğim.


Ama komşu ülke, bu seyahatte en çok merak ettiğim, gerçekten bu yolculuğu yapma nedenim Nikaragua beni bekliyor.


önceki bölüm:PANAMA sonraki bölüm: NİKARAGUA

34 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA