KOMŞULUK


Ah geçmiş! Ne güzel şeysin sen...


Yan yana dizilmiş, gizlisi saklısı olmayan evlerde neler yaşandığını bilirdik... O zamanlardı...


Alt komşumuz Almanya’dan kesin dönüş yapmış üç erkek ikisi kızı beş çocuklu olan Nezahat teyzeydi. Soba kurma zamanı bizim evde aile kavgamız bittikten sonra, onların sesi gelmeye başlardı. Bağrışmalara vurdu kırdı gürültüleri de karıştımı ailecek aşağıya iner, kavga edenleri ayırırdık. Soba kurma faslı bitince iliklerimize kadar ısınmamız onlar sayesinde olurdu. Biz bir ton kömür yaktıysak onlar üç ton yakarlardı. Kamyonla apartmanın önüne yığılan odun ve kömürü kova kova taşımayı da el birliğiyle hallederdik. Yazın kirlenen halıları yıkarken de şarkılı türkülü ellerimiz buruşuna kadar fırçalarken senin benim halı demeden, topluca temizlerdik. Hortumu çeşmeye takan komşumuz su parasını düşünmezdi o zamanlar. Nezahat teyzenin büyük oğlu Nejdet abi eşinden ayrıldığı için kızı Pelin'i babaannesinin yanına göndermişti. Sarı saçlı Alman kızına Türkçe öğretme görevi tabii ki benimdi. Anlattığım hikayeleri ağzı açık dinleyen küçük kıza Barış Manço’nun şarkılarını da…


İkinci oğlu Hasan abiye Bayındır’dan akça pakça bir gelin almıştık. Düğün zamanı Nezahat teyze adaklar adamıştı Birgi köyünde küçük oğlu Salih için. Geçirdiği trafik kazasından sonra balkonun bir köşesinde oturduğu günler bitsin, iyileşsin oğlu, evlendireyim kurban keseceğim demişti. Bütün komşuların bir dileği vardı. Kimi iki dal arasına bebek beşiği yaparken, rengarenk bağlanan çaputlarla gönüllerden dilekler de bağlanıyordu. Gelin telini o kadar çok sarmıştı ki herkes; ışıl ışıl parlıyordu güneşte her ye. Kocaman bir ağacın orta yerindeki deliğe taş atan, bir önceki giren taşları yere düşürüp, kendi taşını deliğe yerleştirdiğinde dileklerinin gerçek olduğuna inanıyorlardı. Gitmişken biz de dilekte bulunduk tabii. Çok şükür hepsi gerçek oldu. Kızlarından en küçük olanı Serpil abla sigara içerken çakmakla kaş ve kirpiklerini yakmıştı. Nişanlısı bu duruma kızmak yerine sadece gülmüştü. Kurban Bayramında Serpil abla için boynuzlarında elma takılı çift kıvrımlı koçun üstündeki altın bilezik ona olan aşkının ispatıydı…


Koskoca sokakta arabası olan üç beş kişi vardı. Bir tanesi Cenk’in astsubay babasının tavanı siyah hep örtülü duran Anadol marka arabası, diğeri Almanyalı Sabri amcanın eşya taşımak için kullandığı pikabı bir diğeri de Servet teyzelerin amblemini ezberlediğimiz bordo renkli Mersedesi.

Servet teyzenin ismiyle mal varlıklarının uyum içinde olması çok manidardı. Esmer kısa boylu müteahhit Hasan amcanın yaptığı apartmanlar maddi durumunu ortaya seriyordu. Deniz mavisi gözleri olan Servet teyzenin üç tane oğlunun Hasan amcaya benzemesine karşın gelinlerinin üçünün de birbirinden güzel, renkli gözlü olması, gezmeye giderlerken giydikleri kürk manto, yılan derisi topuklu ayakkabıları ve pırlantalarıyla bizim sokak için fazla lüks kaçsa da bu durumdan kimse rahatsız olmazdı. Her ay komşuların gün oturması olduğunda Servet teyzenin evlerine gittiğimizde kendimizi Çırağan Sarayına çağrılan misafir gibi hissettiren kristal bardaklar, ince porselen tabaklardan çok Servet teyzenin masmavi gözleriyle gülerek bizi karşılamasıydı. Servet teyzenin yaptığı kabak çiçeği dolması ile un kurabiyesinin tadını hiçbir yerde bulamazdınız. Ben seviyorum diye bana özel bir tabak verirdi eve götürmem için gönlü zengin Servet teyzem. Çağırdığı zaman yardımına koşa koşa giderdim, sokağın kıvırcık saçlı konuşkan kızı olarak.


Her gün ev hanımlarının kahve keyfi vardı şimdilerde yaşayamadığımız. Ya kahveni alır komşuya gidersin ya da balkondan kahve içmeye çağırırsın. Taze kahve alındı mı eve onda kahve içilirdi. Bir tek karşı komşumuz Giritli Fatma teyze kahveyi kavurur, değirmende çeker, kısık ateşte pişirir, içtikten sonra falımıza bakardı. O yıllarda kimse psikiyatriye ihtiyaç duymazdı. Evde ki her sorun komşuya anlatılır, sigara, kahve eşliğinde içilir sorunlar dumanla birlikte havaya üflenirdi. Yaşananları iyi gözlemleyen bir kız çocuğu olarak ne kadar değerli zamanlar geçirmişim diye bir iç çekiyorum sık sık.


Uzun kış gecelerinde annem bize kazak örsün diye çileyle yün alıyor elimde sağ sol hareketleriyle yumak yapıyorduk. Çile karışınca annemin tez canlılığıyla ipi koparmasın diye imdadımıza üst komşumuz Perihan teyze yetişirdi. Sabırlı olunca tüm sorunların çözüleceğini ondan öğrenmiştim. Ben de bebek battaniyesi ördüm kendime. Her bir karesinde anılarımı anlatan bir resim koydum. Annemde pazenden astar dikti. Kullanmaya kıyamadım yepyeni kırk yıldır saklıyor olmam daha neler sakladığımı düşündürsün sizlere.


Karşı komşumuz Fatma teyzenin kocası Osman amcanın birinci evliliğinde üç çocuğu. Fatma teyzenin ölen kocasından dört çocuğu varken iki de ortak çocukları olunca toplamda dokuz çocuklu olarak apartmanda çocuk sayısı olarak rekor onlardaydı. Her Ramazan Bayramında Göreceli Osman amcamın elleriyle yaptığı kalbura basmanın tadını unutamam. Yıllarca denedim onun gibi yapamadım. Çocuklarının hepsi evlenip yapayalnız kaldıklarında hayatta ne kadar yalnız olunabileceğini onlarda gördüm. Vefat haberlerini aldığımda evde ağlayışıma çocuklarım anlam verememişti. Anılarım resimlerden siliniyordu bir bir.


Nezahat teyze günde iki buçuk paket uzun Samsun içerdi, üste oturduğumuz için bol bol sigara dumanından yararlanıyorduk.

Sabri amca emekli olmasına rağmen hala çalıştığı için evdekilere çok kızıyordu. Kazandığı paranın en çok sigaraya ve ısınmaya gittiğini düşününce haklıydı. Bir gün kalp krizi geçirdiğinde, ardından yarı felçli olunca evdekiler iş bulup çalışmaya başladıklarında, hayat herkes için daha zor olacaktı.

Evlerimizin korunmasız, ses geçirir olması, birbirine girip çıkmanın rahatlığıyla mahalledeki her evin hallerini biliyor insan.


Geçen sene Reyhan’ın torunu olduğunda ziyarete gittiğimde bizim apartmanın önünde uzunca durdum. Anahtar içeride kaldığında, balkondan eve geçip kapıyı açarken, belimden tutan annem düşeceğimi hesaba hiç katmamıştı. Bize bir şey olmazdı; Allah korurdu. Öyle de oldu çok şükür. Merdivenlerden inerken ikişer ikişer basamakları atladığımı hatırlayınca birden bir duygu hücum etti içime. Gözümden inen yaşlar görmemi bulanıklaştırdı. Anam yoktu, Fatma teyze de, Perihan teyze de, en genci Meziyet abla da… Sadece onlarla yaşadığım anılar vardı. Hepsinin bana baktığını düşündüm; yaz günü içim üşüdü. Sevdiklerim yoktu, çocukluğum çoktan geride kalmıştı. Reyhan beni karşıladığında durumu anlamıştı. Konuşmadık bir süre. Onun da annesinin kötü hastalığın pençesinde olduğunu bildiğimden ölümü almadım ağzıma. O gün söz etmesek de bundan; annesizler kervanına benim gibi o da katılmıştı. Dualarımızı edip, iyiliklerini anmaktan başka elden bir şey gelmeyince sadece birbirimize sarılıyoruz.


Sizler de sarılın sevdiklerinize onları kaybetmeden. Kalın sağlıcakla.

86 görüntüleme0 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA