EKMEK



Fırından yeni çıkmış dumanı tüten buram buram kokan taze ekmeğin kokusunu bilir misiniz? Ben çok iyi bilirim. Az sıra beklemedim fırının önünde. Benim önümdekilerin keyifle koklayarak ekmeği almalarını,fırının ağzına geldiğimde fırıncının hamuru küreğe yerleştirmesini, pişen ekmekleri çıkarmasını keyifle izlerdim. Ekmeği aldığımda ise elimin yanacağını bile bile eve gidene kadar kumrusunu (köşesi) yerdim.Evde üstüne tereyağını sürdüğünüzdeki lezzet paha bilçilemezdi. Şimdikinin aksine, ye ekmek karnın doysun, diyen anneanemin sözüne uyarak ekmek gibi pofidik bir kız oldum çocukluğumda. Olur da yanlışlıkla elimizden düşürürsek üç defa öper alnımıza götürürdük.


Babam ekmeği en çok seven ve yiyendi. Eve beş ekmek alınıyorsa üçü babamın, ikisi bizimdi. Annem bunu kafaya takar bu yüzden babama çok kızardı.Ekmeği çok yemek istemesinden değil, ama babamın yavaş yavaş tabağını sıyıra sıyıra zevkle yemesini kıskanmış olabilir diye şimdi anlıyorum. O zevk parayla ölçülmez, baklava versen bu kadar keyif vermez dersin. Ramazanda pide alma işi gene bende. Benden büyük iki abim vardı ama bu görev benimdi. Zaten bunu hiç kimseye vermeye niyetim yoktu. (Oyun oynarken oyundan çağırıp ekmek almaya gönderdikleri anlar dışında) Oruçluyken pide kuyruğu beklemenin tadı bambaşkadır. Top patlayıp ezanın yeşil minaresinin yanmasını görüp o pidenin içine bakkal Mehmet efendiden aldığımız teneke peynirini de koyup yedin mi başka bir şey istemezsin.


Ekmeğe düşkünlük öyle kolay kolay bitmedi. İlk görev yerim Sivas Altınyayla'da soğuk geçen kış günlerinde ekmeksiz kalınca insanın yüreğine daha bir oturuyor gurbet ve ekmeksizlik. İmdadıma gene öğrencilerim yetişirdi. Evlerinde yaptıkları delikli tandır ekmeğini paylaşırlardı benimle. Ekmeğin hayatımızdaki önemi tartışılmazdı içine katkı maddeleri koyduklarını bilmeseydik ve yediğimizde eskisi gibi bizi mutlu eden değil de vucudumuza şişkinlik ve kilo almamızı sağlayan maddeler olmasaydı. O zamanlar C...'ı tanımıyorduk Yoksa ekmek yediğimizde doyduğumuzu zannederken niye iki saat sonra acıktığımızı bilebilirdik.


Ekmek kelimesi ağzımızdan hiç düşmedi ekmek aslanın ağzındaydı. Ekmek parası kazanmak için okumuş, meslek sahibi olmuş, eve ekmek getirebilmiştik. Bir yerimizi vurup morardığında, sokakta oynarken düşüp kafamızda yumru olduğunda ekmeği çiğneyip şişliğe bastırmaya devam ettik. Ekmek kırıntılararıyla kuşları besledik. Eve süt getiren sütçüye bayatlayan ekmeklerimizi verdik.


Kıymanın içine ekmek içi koyan annemin bunu lezzet katsın diye yaptığını sanırdım. Meğer ailedeki herkesin karnını doyurmak için fazlalaşsın diyeymiş; geç anladım.İlk kez görümcemin kocası Adanalı olduğu için kıyma tuz ve biraz da kuyruk yağıyla yaptığı köfteyi yediğimde ben yıllarca ne yemiştim diye sorguladım. Evde ekmeğimizi kendimiz yapalım diye makine bile aldık. Değişik unlardan yaptığımız,içine zeytin, çikolata,çiğdem katarak çeşitlilik kazandırdığımız ekmeklerin kokusu tüm apartmanı sarardı. Bu yüzden komşularıma özür borçluyum.


Germiyan köyündeki taş fırında ekmek yapan Hasan amca ve karısı ekmeği yerken yanında kuru fasulye olmazsa yazık edersiniz derdi; mayası Yunanlılardan kalan ekşi mayalı ekmekleri için. Şimdi onlar bile az yapar oldular kendi fırınlarında. Hasan amca vefat edince onun tadı kokusu bile eskisi gibi değil. Urla’nın fırınlarında ekmek dolması için yuvarlak ekmek alırdık. Herkes bilmez onun tadını, çünkü ramazanda her gün yersen bıkmayacağın lezzettedir ekmek dolması. Önce ekmeğin bayatlaması için üç gün beklenir, üst taraftan küçük bir kapak açılıp içi boşaltılır, tereyağında her yeri kızartılır. Kemik suyu yada tavuk suyu hazırlanır. Kıyma kavrulur,çıkarılan ekmek içi eklenir biraz maydanoz ve baharatlarla tatlandırdıktan sonra içi boş ekmeğe doldurulur. Kesilen ekmekle kapatılır ters çevrilip derin tencereye konur, üstüne kemik suyu konup suyunu çektirdin mi yenmeye hazırdır.Annem tatlısını da yapardı çıkardığı ekmek içine irmik ceviz ve toz şeker döküp doldurur suyunu çekene kadar pişirirdik. Yemesi harikaydı.Canınız çok çektiyse Urla’da hala bu ekmeği satan eski fırınlara uğrayıp alabilirsiniz.


Eve ekmek almayı bıraktık ama İstanbul’a gidince Eminönü’nde ekmek arası balık yemeğe koşarak gittik. Dönerci Şaban’da gemi adını verdiği bütüne yakın ekmek içi döneri bayıla bayıla yedik. "Sen benim hayatımda bir ekmek gibisin,alırsam helal çalarsam haramsın" dedik sevgiliye. "Seviyorum seni ekmeği tuza batırıp yer gibi, geceleyin uykudan uyanıp kana kana su içer gibi" şarkısını söyledik aşık olduğumuz kişiye. Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi, "Sen benim için/Hava kadar lazım/Ekmek kadar mübarek/Su gibi aziz bir şeysin/Nimettensin, nimettensin!"

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA