kayıptın


Turuncu Reno'nun içinde beş kişiydiniz. Şoför arabanın sahibi matematikçi N. Yanında müdür baş yardımcısı C. Arka koltukta da sen, resim öğretmeni F ve fen bilgisi öğretmeni A. oturuyordunuz. Araba Çubuk belini geçip Antalya'ya bir adım daha yaklaşırken aklından İzmir sahnelerinin hanımefendi sanatçısı İnci'nin göl gazinosunda ''umumi istek''üzerine her akşam söylediği türkü geçti ''Yol veer banaa Çıbık beli geçeyim'


(Işıklar söner. Karanlıkta sarhoş müşterilerin sigara narları dönerdi.Ortalık uçuşan ateş böceklerinin istilasına uğramış karanlık bir orman olurdu. Niyazi'nin elektro sazından vıyaklamaya benzer nağmeler dökülürdü ilkin. Ardından Ateş Memed'in darbukası patlamaya başlardı. İnci'nin gün görmedik sesi yükselirken ansızın ışıklar yanardı.Alkışlar,alkışlar.. Rakının incelttiği sakınımsız kahkahalar.. İnci görünürdü sahnede. İncecik hüzünlü sesiyle türküye devam ederdi. ''Yaylaların soğuk yeli esmez mii Ammaan esmez mii. Açık pencerelerden bir göl kuşunun garip çığlığı da dolardı sanki o an içeri.

Akşam üstü göl kıyısında beyaz kumların üzerinde otururken ''münfesih'' bir partinin azledilmiş senatörünün yanağına indirdiği şaplağın yarattığı can sıkıntısı getirmişti seni buraya. Kravatlı, takım elbiseli .ellisini çoktan aşmış o adam, mağruriyetini her haliyle göstere göstere yanınıza gelirken birlikte olduğun öğretmen arkadaşların ayağa kalkmış,ceket düğmelerini iliklemişlerdi. Sen tanımıyordun onu diğerleri gibi. Bu yüzden kalkmadın ayağa. Hem yeni gelmiştin bu ilçeye. Yabancısıydın böyle bir kültürün. Öğretmenler tokalaşmak için ellerini uzatmışken, o hepsini geçip, sonradan biraz isteksizce de olsa ayağa kalkan senin karşına dikilmiş, küçümser bakışlarla baştan ayağa süzdükten sonra şöyle demişti: -Beni görünce isteksizce ayağa kalkan şu küçük beyefendiden başlayalım önce. Uzattığın eli boşta bırakmış, avcunu sinirlice yanağına vurmuştu. Yüzün kızarmıştı. Başın zonklamaya başlamıştı. Kendini Kafka'nın böceğe dönüşen Samsa'sı gibi hissetmiştin. Masadaki sohbete tek bir sözcükle de olsa katılmamıştın. Etrafı çıplak tepelerle kuşatılmış yeşil gölün çaresizliğine dalmıştın. Uzakta kara bir kuş suya dalıyordu. Dikkatlice izledin onu.Keşke çıkmasa dedin. Kaybolsa suyun içinde.Onlar konuşuyorlardı hala. Sen duymuyordun ,kayıptın. Az ötede yüzeye çıktı karakuş, silkindi. Su damlacıkları titreşti etrafında. Sende bir titreşime neden olansa eski senatörün söyledikleriydi.Yittiğin yerden ansızın yüzeye çıktın karakuş gibi. -Bütün kitapları yakacaksın Bu ülkenin başına ne geldiyse, kitaplardan, kitap okuyanlardan geldi. Şaşırmıştın. Öğretmenler nezaket gereği başlarıyla onaylıyorlardı bu sözü. Aklına otuzlu yılların Almanya'sından esen soğuk bir rüzgar doldu. Üşüdün. Sonra Brecht'in dizeleri geçti içinden.Yeterince karanlıkta değil miydik zaten. Herkes, içinde 12 Eylül'ün bulutlandırdığı bir gökyüzü taşıyorken bu eski senatörün derdi neydi ki ? )


Araba Antalya'ya girerken bir yükseltinin üzerinde iri harflerle yazılmış bir yazıyı okudun. Antalya'nın dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu kesinleyen ,Atatürk imzalı bir sözdü bu. Henüz dünyanın başka hiçbir kentini görmemiş olsan da daha girişinde bu sözün doğruluğuna inandın.Atatürk söylediyse tartışmasız doğru söylemişti çünkü. Şehir çok sıcaktı.Sahil boyunca uzanan caddenin iki yanına belli aralıklarla dizilmiş kalın kahverengi gövdeli,yaprakları keskin kılıçlar gibi titreşip duran palmiye ağaçları vardı.Şehrin içinde birkaç tur attıktan sonra. Lara plajına doğrulttunuz arabanızı. Sahilde incecik kumların üzerine oturdunuz. N.'nin ,F.'nin ,A'nınve senin üzerinde mayo vardı. C.. abinin üzerindeyse mayo getirmediği için kısa paçalı beyaz bir don...Muhalefet etmiştiniz hepiniz. -Abi çok ayıp. Baksana herkes bize bakıyor. diye uyarmış ama dinletememiştiniz. Kumların üzerine bağdaş kurmuş,yanında getirdiği ufak rakısını çoktan açmıştı bile. Birazdan her kafayı bulduğunda söylediği o meşhur türküye de başlardı. Ala da gaşlarının garası Süremedim zevkine safayı

( Siz abi derdiniz ona.Yaşça epeyce büyüktü sizden.Meslekte kıdemli.Güneydoğu Anadolu'nun büyük ilçelerinden birinde meşhur bir lisenin müdürüymüş.12 Eylül darbesi olunca buralara sürülmüş.Sizin okulda müdür baş yardımcısı şimdi.Hep genelgelerin,yönetmeliklerin tarih ve sayılarıyla konuşuyor.Yüzü ciddi. Devlet gibi. Bir gün, öğretmenlerden biri; sınıfında gürültüsüyle baş edemediği öğrencilerden birini onun odasına götürmüştü.O çocuğu nasıl dövmüştü.Anımsıyorsun değil mi? Oda bir savaş alanına dönmüştü.Masasının üzerindeki kalemler, kağıtlar yere saçılmıştı. Hatta attığı tokatların etkisiyle çocuk savrulmuş,koridora bakan, içerisi görünmesin diye maviye boyanmış boydan boya cam duvara çarpmış. büyük bir şangırtıya dağılmıştı duvar. Zile basmıştı sonra. Hizmetli M.. odaya geldiğinde dehşetten iri iri olmuş gözleri ve titreyen bedeniyle önce burnu kanayan çocuğa bakmış,sonra fısıldamıştı. -Buyrun C bey. Cam kırıklarını,yere dağılmış kağıtları ve kalemleri işaret ederek ''Topla şunları çabuk '' diye buyurmuştu. )

Lacivert, pırıl pırıl denizin kıyısında,kızgın güneşin altında erken sarhoş olmuştu.Sonunu bir türlü getiremediği şarkılar söylüyordu.Kafayı her bulduğunda yaptığı gibi size sataşmaktan da geri kalmıyordu.Eskiden nasıl bir müdür olduğundan, öğrencilerin kendisine nasıl saygı duyduğundan gururla söz ederken,sizin öğretmenliğinizden ne olacak diyordu dudak bükerek.Öylesine alışmıştınız ki onun bu dikenli sözlerine. Yaralamıyordu sizi.Sadece gülümsetiyordu. Bir ara kumlardan kalkıp denize yürüdü.Döndüğünde ıslak donu üzerine yapışmıştı.Siz mahcup ve telaşlı sanki dünya onu izliyormuş vehmine kapılıp tedirgince çevrenizi süzdükten sonra sessizce başlarınızı öne eğmiştiniz.O yerden aldığı havluyla kurulanırken keskin bir düdük sesiyle irkilmiştiniz. Plaj görevlisi sinirli sinirli yanınıza gelmiş, C'nin ıslak donunu işaret ederek sormuştu. -Beyefendi üstünüzdeki ne öyle? C. ,mahcup başını öne eğmiş ,yanıt verirken bir kedi miyavlamıştı sanki. -Mayo baboo. Mayo -Böyle mayo olur mu? Utanmıyor musunuz? Hemen gidin burdan, hemen. C'nin yüzü kıpkırmızıydı.Mahcubiyetin iyice kıstığı sesi yinelenip duruyordu. -Mayo baboo.Mayo.

O eşyalarını toplayıp giyinmek üzere kabine giderken,Fen bilgisi öğretmeni basmıştı kahkahayı. Arkasından siz.

Sen düşünmüştün. Demek gücü yeten, yetene. Aklına bir kitapta okuduğun söz gelmişti. İnsan bildiği coğrafyada dev ,bilmediği coğrafyada cüce.

Yıllar sonra oralara sen değil hayalin gitti. Göl gazinosunda İnci değil, İnciler söylüyordu artık. Ama 'çıbık' belini değil. Sen yaşlanmıştın ,göl ise hala genç. Karakuşlar gene dalıp çıkıyordu yeşiline.

Ve anlattıklarının hepsi sadece bir hayaldi.

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA