Belgrad İzlenimleri-5

DOMUZ ETİ VE TAHARET BORUSU


Bir ülke hakkında şöyle doyurucu bir yazı kaleme almak için beş günlük bir gözlem ve internetten derlenmiş bir parça bilgi yeter mi? Ben bile gözlemlerimin ve ye yargılarımın doğruluğunu kuşkuyla karşılıyorum. Siz de okuyup geçin.


Zaman elverseydi de bir Sırp köyünü görseydik, bir Sırp evine misafir olup kahvelerini içerken hal hatır sorsaydık. Bir gazete idarehanesini, televizyon merkezini, millî kütüphanelerini gezebilseydik. Türk elçiliğine gidip ülkede yaşayan Türklerin sorunlarıyla ilgili bilgi alsaydık… Şehir içindeki okulların yanından geçerken bahçelerden gelen çocuk cıvıltıları ile öğretmenliğim depreşti ama Sırpların nasıl bir eğitim sistemi uyguladığını bile öğrenme imkânım olmadı. Küba’da birkaç ilkokula çat kapı girmiş, Kuzey Kore’de öğretmen ve öğrencilerle röportaj bile yapmıştım. Burada olmadı. Sırbistan’da öğrencilere hiç şüphe yok ki Sırpların tarih boyunca ne büyük haksızlıklara uğradığını ve milletin bunlara nasıl kahramanca karşı koyduğunu anlatıyorlardır. Diğer ülkelerde de yapıldığı gibi.


Sırplılarla konuşmamız, selamlaşmak, fiyat sormak, taksicilere yol tarif etmek, lokantada sipariş vermekle sınırlı kaldı. Son Sırp-Boşnak savaşı hakkında ne düşündüklerini öğrenmek isterdim ama duyduğuma göre Sırplılar bu konularda konuşmak istemiyorlarmış!


Belgrad’da metro yok. Toplu taşım aracı olarak otobüs ve troleybüsler var. Bunlar oldukça da kalabalık. Orada yaşlılara yer verme anlayışı Türkiye’den daha zayıf görünüyor. Bunun nedeni, bu taşıtlarda zaten orta yaş üstündeki insanların seyahat etmesi mi, yoksa gençlerin ellerindeki cep telefonuna bakmaktan başlarını kaldıramaması mı bilmem… Bu araçlara binmek için aylık kartlarla abone olunuyor. Bunlar binme sayısıyla değil, süreye bağlı olarak kullanılıyor. Seyrek olarak kontrol yapılıyormuş. Kartı olmayanlara veya süresi geçtiği halde kullananlara ceza kesiliyormuş. Şoföre ödeme yapmak da mümkün. Bir seferinde şoför parayı bozamadığı için bedava binmiş olduk. Şehirde yalnız iki dilenciye rastladım.


BİZDEN DAHA YOKSULLAR


Para birimi olarak Dinar kullanılıyor. 120 Dinar bir Avro ediyor. 1 TL, 26 Dinar’la değiştirilebiliyor. Banknotların en büyüğü 5.000 Dinarlık. Kâğıtların üstünde bizim paralarda olduğu gibi Sırp tarihiyle ilgili kahramanlar ve bilim, sanat adamlarının resimleri var.


25 Aralık günü, Yeni Belgrad semtinde bir manavın tezgâhındaki meyve ve sebzelerin etiketlerindeki fiyatları not ederek Türk parasına çevirdim. Şöyle bir liste ortaya çıktı:

Kivi 9.6, Domates 6.9, Muşmula 6.1, Kestane 15.3, Ayva 7.7, Elma 6.9, Armut 8.4, Üzüm 10.7, Mandalina 6.9, Yeşil soğan 1.5, Marul 2.3, Kabak, 7.7, Kırmızı biber 9.6, Salatalık 5.7, Patates, 3.7, Yumurta 0.5, Soğan 3.0, 400 gram ekmek 1.5 TL. Bu fiyatların çoğu Türkiye’dekilerden yüksek.


Hükümetin İMF’ye atfen yaptığı son açıklamaya göre Türkiye’de kişi başı gelir 11.000 dolara yaklaşmış ve bunun alım gücü 25.000 doların üstündeymiş. Peki, kişi başı (2016 rakamlarına göre) 5.852 dolar, alım gücüne uyarlandığında 15.153 dolar olan Sırplılar, bu sebze ve meyveleri yiyebiliyorlar mı? Herhalde hepsi değil. Zaten gördüğümüz manavın önünde kuyruklar da yoktu! Sırbistan’da ormanlar ülke topraklarının yüzde 29.1’ni kaplıyor. Avrupa ortalamasından biraz daha az. Sektörler arasında yüzde 69.1 ile hizmet sektörü başta geliyor. Endüstrinin payı yüzde 32.8, tarım ve hayvancığın payı ise 7.9. Başlıca endüstrileri ise otomotiv, maden, gıda işleme, demir dışı materyaller, elektronik, tıp, dokuma, elektrik, kömür, petrol ve gaz olarak sıralanıyor.




DOMUZ ETİ VE TAHARET SUYU MUSLUĞU

Türkiye’den Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu ülkelerine gidenlerin karşısına iki sorun çıkar. Bunlardan biri yemeklerde domuz eti ve yağıdır. Neyse ki, bütün dünya Müslümanların domuz eti yemediğini biliyor. Söylerseniz size domuzsuz yiyecek veriyorlar. Bu bakımdan bir zorlukla karşılaşmadık. Küçük oğlumuz Işık’ın zaten hiçbir hayvansal ürün yememekte oluşu da işimizi kolaylaştırdı. Sırp aşçılar fırında kuru fasulye yemeğini çok lezzetli yapıyorlar.

İkinci sorun, biraz ayıp kaçtığı sanıldığından olacak kimsenin dile getirmediği tuvaletlerdeki temizlenme su borusunun olmayışıdır. Uygar ve icatçı Avrupa, Müslümanların alafranga tuvaletler için icat ettiği bu buluşu da benimsese çok iyi olurdu. Her ne kadar bol kâğıt peçete varsa da su ile temizlenmeden insan rahat edemiyor… (8 Ocak 2018)

BELGRAD İZLENİMLERİ BİTTİ.


Fotoğraflar: 1) Belgrad Kalesi'nden bir bölüm, 2) Kalenin İstanbul Kapısı

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA