top of page
1/2

Aramızdan Bir Kimse

Güncelleme tarihi: 8 Oca 2021

/

Zuhal Tekkanat-Cemal Süreya- maviADA

ZÜHAL TEKKANAT

ile

Cemal SÜREYA’nın

Kişisel Tarihi

*

söyleşi

/

"Bazen Aşk ŞİİRİ,

bazen Aşk ŞAİRİ yaratır."





Eşi Cemal Süreya’nın taktığı şair adıyla Elif SORGUN diye de tanıyoruz onu. İçsel’in ve Memo Emrah’ın annesi. Yaşamının büyük bölümü kültür ve sanatla iç içe geçen, çok sayıda kitabın yazarı. Tekkanat’ın bir başka yönü de Cemal Süreya’yla geçen 23 yılın tanıklığı ve SÜREYA’nın erken ölümünden sonra onu, şiirini, anısını canlı tutmak için mücadele verdiği onca yıl…


Şimdi Kadıköy’de çok sevdiği kedisi ve köpeğiyle yaşayan TEKKANAT, ŞAİRİNİ yaratmayı sürdürüyor.


*


Gülgün ÇAKO: Sevgili Zühal TEKKANAT burada bulunmak çok anlamlı bir duygu. Merak edilen bir kadının yaşamına kendi gözlerinden bakma şansını bulduk. Bunun için teşekkürler.

Şairin “ Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım. “ dediği kadınsınız. Kendiniz hakkında ne söylemek isterdiniz?

Zühal Tekkanat: Dört çocuklu bir ailenin ilk kızıydım! On sekiz yaşım dolmadan aile usulü askeri bir hâkimle evlendirildim. Yedi yıl evlilik ve bir kız çocuk… “Yaşadığım Yıllar “ kitabımda ayrıntılarını yazdım.

Gülgün ÇAKO: Cemal Süreya ile nasıl tanıştınız? “ Yeri geldiğinde düşünürüm. “ dediğiniz evlilik teklifine “ Evet “ demenize giden süreçte neydi yaşadıklarınız?

Zühal Tekkanat: Yelken Dergisi’nde yönetmen olarak çalıştığım bir yıl içinde Cemal Süreya ile ilk orada karşılaştık. Fotoğraf çektirdi. O gün Yelken Dergilerinin eksik sayılarını alıp gitti. Zaman içinde daha çok görüşür, karşılaşır olduk.

Hiç ummadığım bir zamanda Cemal Süreya’dan evlenme teklifi geldi. Olumlu bakmadım. Zamanla yakınlık doğuyor ve sonrası bildiğiniz gibi oldu, evlendik.

Gülgün ÇAKO: Bir şair kimliğiniz vardı öncesinde de. “ Gibi “ adlı bir şiir kitabınız yayımlanmıştı 1965’te. Sonraki altı kitabınız Acıben, İçimizdeki Günler, Yakamı Bırakmayan Şiirler, Şiir Buluşması, Dikine Sarkan Çiçek ve Son Kanadım Tek, Elif Sorgun adıyla yayımlandı. Yani Cemal SÜREYA’nın size taktığı adla, evliliğiniz sürecine denk düşüyor demek ki bunlar.

Zühal Tekkanat: Evet. 1967’de evlendik. Yıldızı parlak bir şairdi Süreya, o zamanlar. Sonuçta kitaplarımın çıkması bile beni gölgede kalmaktan kurtarmadı. Benim o parlaklığı yakalamam kuşkusuz zordu, zaman isterdi. Ayrıca aynı evde iki parlak yıldız, zor iştir… Buna karşın Cemal beni seçip yıldırım evliliği yaptı. Devlet memuru olmam yazmamda kitaplarımdan telif almamda engeldi. Çözüm ararken Karacaoğlan’dan Elif’i, Yozgat ilinden Sorgun ilçesini alıp “Elif Sorgun “ şair adımı koydu. “

Gülgün ÇAKO: Dikkatimizi çeken bir konu var. İlk evliliğinde evde “ gibi “ sözcüğünün kullanılmasını yasaklayan Cemal Süreya görünen, ilk şiir kitabının adı “ Gibi “ olan bir şaireyi yaşamına eş olarak seçti. Bu sözcüğün bir sihri var mı ilişkinizde?

Zühal Tekkanat: “Gibi “ adlı kitabıma olumsuz bir tepki göstermedi. Çünkü 1965’te çıkmıştı. Cemal sahaflardan “Gibi “yi bulmuş bana armağan etmişti! Ben ayrıca her sözcüğün bir anlamdan daha çok basamağı olduğuna inanırım. Bu şarkılarda bile böyle değil midir? An gelir sevmediğiniz şarkı biriyle ya da bir yerde pelesenk olur dilinize, şaşarsınız.

Gülgün ÇAKO: “Cemal Süreya’nın kendisi için “büyük şair” değil, “cins şair” tanımını uygun görmüştü:“Sözgelimi Baudelaire benim için cins şairdir, Victor Hugo ise büyük şairdir. Büyük şair, galiba kitlelerin duygularını veya onların isteklerini yansıtmış, büyük temalara yönelmiş kişidir. Cins şairler ise hayatı, dünyayı daha çok kendi imbiklerinden geçirmişlerdir. Abdülhak Hamit büyük şairdir, Yahya Kemal hem cins hem büyük şair. Nazım Hikmet de öyle, hem cins hem büyük şair.” Cemal Süreya, şiirini ise “Güneşten yırtılan caz, kavaldan akan gökyüzü” diye tanımlıyordu.”

Zühal Tekkanat: Dünya edebiyatından etkilenmiştir mutlaka. Cemal Süreya kendisi “Ben iyi bir şairim ama öldükten sonra , “büyük şair,” diyecekler, demiştir. O şüphesiz özel bir şairdir. Hiçbir şaire benzemediğine birlikteliğimizdeki bazı şiirsel davranışlarını örnek gösterebilirim.

Her gün internette, gazetelerde, TV. de özellikle dergilerde şiirleri gündemde. Ben bu derece bir şairin anlatıldığını Nazım Hikmet’’tee bile görmedim.

Gülgün ÇAKO: “Aklıma babanlarda geçirdiğimiz son gecenin sabahı geliyor; ben kanepede yatmışım. Sabahleyin kanepeden inerken, ( sen beş on dakika uyuyasın diye haber bile vermeden, çıt çıkarmadan inmek istiyordum ) birden ayağımı tuttun, anlatılmaz bir muhabbetle tuttun. Bu jest bizim hayatımızı özetler; sessizdir, güvenlidir, mutludur. Seni iki gündür beş kat daha seviyorum dersem anla işte.”

Size “yumuşak başlı kedi” diyor, “akkavak kızı “, “İncelikler güldestesi “ diyor. Telefonda sizinle ilk konuşmamızda hayretle şairin size “ipekböceği sesli “ demesinin haklılığını dile getirdiğimizde ilginçtir: “Size öyle gelmiştir,“ dediniz. Oysa doğruydu, alçakgönüllüsünüz. Sizin onun için kullandığınız bir sıfat var mıydı? Ya da yazdığınız bir şiir?

Zühal Tekkanat: Yorumunuz güzel. Bazı zamanları unutmuş olabilirim. On Üç Günün Mektupları’ndan olsa gerek bu dediğiniz. Onlardan söz etmek apayrı duygular, düşünceler yaratıyor bende.

Bana ne söylediğinden daha çok yazdığı şiirler, mektuplar önemli. Bir de yaşantımız.

Onun “ Dört Mevsim “ adlı şiirine karşılık benim de “ Beşinci Mevsim “ adlı bir şiirim var. Her şey onunla başladı ve sona erdi.

Gülgün ÇAKO: Bilinen, Cemal Süreya, “Beni Öp Sonra Doğur Beni,” kitabını, Elif Sorgun adıyla size ithaf etti. Sizde aradığı ve bulduğu neydi?

Zühal Tekkanat: “ Beni Öp Sonra Doğur Beni” adlı kitabını Elif Sorgun’a ithaf etti. Bunun nedenini tam bilemem, ancak yanıtı o bilir tam olarak… Ama ben onun yıldırım evlenmesiyle seçtiği, döneminin genç, güzel ve edebiyatsever biri olarak beklentilerine; aile edinmesi, çocuğu olması ve anne özlemini annesinin ölümünden sonra benimle sağlıklı bir şekilde yaşaması gibi… Aradıklarına yeteceğimi düşünmüş, bulmuş olmalı. Hem eş hem anne…

Gülgün ÇAKO:“ Sana rastlamak mutluluktu; sana sahip olmak başka bir şey, başka bir ad bulmak gerek: “ İçine taşınması gibi bir şey insanın ,“ diyor da şair. Hastalığınız döneminde size yazılan on üç günün mektubundan oluşan yayımlanmasında söz sahibi olduğunuz bir de kitap var. Siz ne diyorsunuz? Pişmanlıklarınız, “keşke”leriniz var mı?

Zühal Tekkanat: Her evlilikte sorunlar oluyor, bizde de oldu. Cemal söylediğim gibi dönemin en çok adı edilen şairi, şiir gibi konuşan yazan bir adam, papirüs’ü çıkarıyor, doğal olarak kadınların büyük ilgisi var. Ben kaygılıyım, olmam mı? Hastaneye yatmadan önce felç olma riskine karşı ayrılmamızı istemiştim, kim bilir belki bu düşüncelerle. Beni hemen bırakır diye düşünmüş olmalıyım. Ne var ki o umduğumdan başka bir şey yapmıştı. Bana yattığım sürece on üç gün mektup yazmış, başucumdaki çekmeceye bırakmıştı. İşte buradadır o keşke. Keşke ayrılmayı istemeseydim, diyebilirim!

Gülgün ÇAKO: Cemal Süraya ‘nın Oğlu Memo‘ya düşkünlüğünü biliniyor. Onu şöyle tanıtıyor ilk çocukluğunda:“ Memo kimdir? Atamdır, Momo’mdur, kırmızı beresiyle o küçücük çobandır. Muhammedler’in en proleteri ve en uzun donlusudur. Ve boynu kısa pençe elli bir İsa’dır. Çetin bir Musa. Kısacası benim Bünyaminim “

Ne güzel, bundan güzel övülebilir mi bir çocuk?…

Aralarındaki ilişkide neydi en çok dikkatinizi çeken?

Zühal Tekkanat: Cemal Süreya ile evliliğimizin ikinci yılında Memo Emrah doğdu. Onu çok sevdi Cemal. Memo da onu. Hatta Memo ağlarken “ Anne, anne! .. “ diye değil de “ Baba baba!.. “ diye ağlardı. Ben işten dönmeme yakın oğlumuz Memo Emrah Seber’i bakan kadından alıp eve getiriyordu. Bu arada sıkıntıdan ola gerek, bir evde iki şair olmaz, dedi. Şaşırmıştım. Uzun süre şiir yazamadım. Cemal’le yaşarken şairliğimi unutup, evlilik düzenini düşündüm. İtiraf edeyim ki o süreçte onun iyi bir şair olduğunun farkında da olamadım!..

Memo büyüdü. Önce annem baktı, sonra Beykoz evine taşınınca da bir bakıcı. Anaokulu, ilkokul, Atatürk Ortaokulu, Haydarpaşa Lisesi, sonra terk... Öğrenimini bıraktı. Yeni heveslere girdi. Biz de bu aralar ayrı yaşıyorduk. Bende kalıyordu Memo, babasına da gidip geliyordu.

Memo Emrah Seber 190 cm boyunda,130 kilo ağırlığında güzel bir dağ görünümünde, kara gözlü aslan oğlumuzdu. Halter çalışırdı. Arkadaş canlısıydı. Sinek öldürmeyi sevmezdi. Ama onu yirmi bir yaşında dünyaya kurban ettiler.

Gülgün ÇAKO: Önce Cemal Süreya ve çok kısa bir zaman sonra oğlunuz Memo Emrah’ı yitirmenize karşın ayakta kalmayı başarmanızla da takdire şayan bir insansınız.

Zühal Tekkanat: Yaşıyorum doğru, ama nasıl? Ama onu ve oğlumu unutmadım.Hâlâ onlarlayım!.. Rüyalarım dahil.

Belki ondan bütün enerjimi onları yaşatacak işlere verdim. Kitaplarının yayınlanması için çalışıyorum. Papirüs’ten Baş Yazılar, Dostlarını Kaleminden Cemal Süreya, On Üç günün Mektupları, Papirüs Şiirleri Antolojisi, Cemal Süreya ve Sonrası, Cemal Süreya 20 Yaşında adlı kitaplar yayınlandı.

Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği ‘ni 2003 ‘te gerçekleştirdik. Hem kurucusu hem de yönetimde olarak beş yıl görev yaptım. Bu gün onursal başkanıyım. Cemal SÜREYA nın tüm kitaplarını Yapı Kredi’den yayınlanmasına katkım oldu. TYS’de bir Süreya belgeseli hazırlanmasında katkım oldu, şaire anıt mezarı yaptırdım. Yedi tane şiir kitabım, bir yedi daha düzenleme düzyazılarım toplamı şu an on dört kitabım bulunmaktadır. 2011 Temmuz ayında çıkan son kitabım ses verdi. Gündemde değerlendirildi. Özellikle “Tutkulu Patiler” 2. kitabım sokak hayvanları barınaktakiler üzerine çalışmaktayım. Fotoğraflı bir çalışmayı yayına hazırlıyorum.

Gülgün ÇAKO: Yayın yönetmenimiz Sayın Şenol Yazıcı ‘nın dosya konusuna dikkat çekmek için geliştirdiği “ Bazen ŞİİR aşkı, bazen de aşk ŞAİRİ yaratır. “ söylemi var. Bu söylemin sizde çağrıştırdıkları nedir?

Zühal Tekkanat: Şenol Yazıcı incelikle benim Cemal SÜREYA’nın önce şiirine âşık olduğumu, şimdi de emek verdiğimi yani aşkımla onu yaşattığımı söylemiş, teşekkür ediyorum. Her şeyden önce bu benim eş olarak, anne olarak görevim. Ama biz unutmaya yatkın bir milletiz. Her gün yeni bir kültür yaratır ertesi gün yok ederiz. Değerlerimiz için birileri bir şey yapması gerek. Ben bir şair ve yazar olarak Fuzuli’yi anlattığım gibi eşimi, aşkımı anlatmayı seçmişim. Herkes bilir ki, sanatta dayatmayla kimseyi yaşatamazsınız, Cemal zaten yaşıyordu, ama dağınık, disiplinsiz, yitip gitmeye aday… Dokununca hemen can buldu, ayağa kalktı, dipdiri, görüldü ki şiiri bugünü de aşmış bir şair Süreya. O zaman Cemal emeği hak etmiş bir şair, iyi ki de ona aşkla emek vermişim.

Dostluk dayanışma gereği eskiyi yeni eder, Şenol Yazıcı ‘da anımsar. El elden üstün derler ya benim ellerim hep küçüktür!..

Gülgün ÇAKO: Kitaplarınız ve CEMAL SÜREYA için gerçekleştirdikleriniz dışında da duyulmayan yaptıklarınız var bildiğimiz, değinmeden geçmeyelim. Ortak paydaları eşleri için her türlü fedakârlığı yapan, yani sizinle aynı kaderi paylaşan kadınlardan söz eden iki kitapta yer aldınız, destek verdiniz.


Söyleşimizi bağlayacak son söz olarak neler söylemek isterdiniz?

Zühal Tekkanat: Gerek şiir için gerekse birileri için, gerekse yaşadığım hayata insan olarak duyduğum sorumlulukla güzel bir şey yapabilmişsem ne mutlu. Aslında, hep gölgede kalmak istemişimdir, ama yaşam bırakmıyor, bazen öne itiyor sizi. Ne sıcak ne soğuk benim işim değildir. Bir şiir gibi ılıman, bir gün gibi aydınlık ve cesur… Burcumun özelliği…

maviADA'YA Teşekkürler.


maviADA: Cemal Süreya dosyamıza katkınız için maviADA olarak biz teşekkür ederiz.▲

/

maviADA Dergisi Bahar 2012

*

*

*

Zühal Tekkanat Cemal Süreya Etkinliğinde...

70 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör