CUMHUR'un EVİNDE


Bursa'dan Gemlik, İstanbul yönünde yarım saattir.


Bir tepeyi aşınca bozkır, Orhan Veli'nin "...gemliğe doğru denizi göreceksin sakın şaşırma..."dediği gibi hiç beklenmedik biçimde bir sırtın üstünde biter. Hemen her mevsim yemyeşil tepelerle çevrili dar körfez ve uysal deniz aşağılarda bozkıra eklemesi zor, uyumsuz, zarif, romantik bir kartpostal gibi uzanır . Şaşırtan da herhalde budur.


Oradan bakınca denizin sol yanında Mudanya'ya değin uzayan dantelalı kıyıyı, karşıda ise Armutlu yarımadasına kıvrılan yamaçları, belki biraz gayret etseniz bir zamanlar Demokrat Parti hükümetinin Cumhurbaşkanı da dahil hapis yattığı açıktaki Yassıada'yı bile görürsünüz.


Dirsek yapıp yüksek bir eğimle kıyıyı izleyen yol, aşağıda çatallanır. Ana yol Gemlik'in artık içinde kalan kavşaktan geçip Yalova'ya, İznik'e devam ederken, bir damarı da batı konumlu kente döner. O kavşaktan ayrılan virajlı, dik, ama kısa bir asfaltla da doğu yamacına yerleşmiş şimdi mahalle olan Umurbey köyüne varılır.


Türkiye'nin üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar, zeytin ağaçlarıyla kaplı bu köyde, 93 Harbi nedeniyle Balkanlardan göçen bir ailenin üç çocuğundan biri olarak 1883'te doğmuş. Savaş, görev, politika derken zaman zaman uzak kalsa da yaşamının her döneminde köyüyle bağını sürdürmüş. 1970'lerde kendi olanaklarıyla bir müze de kurmuş orada. 1986'da 103 yaşında İstanbul'da vefat eden Bayar, devlet töreniyle getirilip bu köyde gömülmüş. Şimdi ana yoldan rahatlıkla görülen, sur duvarı gibi yükselen yapı, tek değil, devlet tarafından yaptırılan anıt mezar , müzesi ve kütüphanesini içeren bir yapılar bütünü.


Türkiye'nin asker kökenli olmayan ilk cumhurbaşkanı hakkında çok şey okudum. Gerek Cumhuriyet öncesi İttihat ve Terakki'de Bursa ve İzmir'deki hizmetlerini, İzmir Kız Lisesinin, Altay'ın kuruluşuna katkılarını, gerekse Kurtuluş Savaşı yıllarında Galip Hoca adıyla İzmir'in işgalinde efelerle birlikte elde silah katıldığı mücadeleyi, Cumhuriyet döneminde vekilliğini, bakanlığını, Atatürk'ün isteğiyle kurduğu İş Bankasını, yine Atatürk'ün isteğiyle İnönü'nün yerine üstlendiği başbakanlık görevini biliyorum.


Onun Mustafa Kemal Paşa'nın direktifleriyle Yeşil Ordu ve resmi Türkiye Komünist Fırkası'nın yöneticileri arasında yer aldığını ancak ilgili olan bilir.


İyi bir Atatürkçü ve laik olduğunu, ancak Atatürk'ün ölümünden sonra İnönü'nün en güçlü olduğu dönemde parti içinde onunla çatıştığını, kendi partisinin hükumetine güvenoyu vermeyen birkaç milletvekilinden biri olduğunu, bu nedenlerle partiden ihraç edildiğini ve DP'yi kurduğunu, beş yıl sonra da ezici bir üstünlükle kazandığı seçimle önce başbakan ardından İnönü'nün yerine Cumhurbaşkanı olduğunu ilgili herkes bilir.


O cumhurbaşkanlığı da 1960 ta ki darbeye kadar sürmüş, ardından yargılanıp önce idama sonra da hapse mahkum edilmiş, 1964'te tereddütle af edilmiş, sonraki dönemde de aktif olmasa da bir anlayışın duayeni olarak siyasette varlığı ölünceye değin hep hissedilmiş biri Bayar.


BAYAR'ın yaşamı bütünüyle ülke tarihi bir roman, her yönüyle öğretici ve ilginç.


Öğrenirken aklıma en çok İnönü gibi, Bayar gibi şaka değil, gerçeğinde her biri ulusal bir kahraman olan bu dev insanlar keşke siyasete hiç girmeselerdi, bir grubun, bir partinin değil, hepimizin kahramanı olarak kalsalardı, şimdi ne kadar sağlam bir ulus olacaktık gelir. Siyasetçi her yerde bulunur, ama kahraman... nerde?


Bu siyaset ne iğrenç bir değirmen, nefretle, düşmanlıkla, ötekileştirmeyle, kardeşlerin kanıyla dönüyor... diye düşünsem de çok takılmamam gerektiğini öğrendim artık, insan bu; o yanı da var, bu yanı da... Yeter ki kendince haklı haksız bir menfaat görmesin, aklını karartıp tüm gücüyle karşısındakine yüklenen, bazen de yok eden ya da yok olan, yeni dünyanın kahramanı oluyor.

Kaybederse üzülmesin gün gelir, onu beğenenler bir gün iktidar olur, iadei itibar gelir. Yanlış mı bu; hem de boydan boya; ama o öyle olacak ki, sen de böyle olasın... O yüzden belki yeterince kullanıldığım ilkgençliğim hariç, bir partinin kulu olmayı reddettim, aktif siyasetten uzak durmayı seçtim. Ne var ki kabul ediyorum, ben Bayar, İnönü değilim, ülke sevgimi savaş alanlarında kurşunla test etmedim. Biz olsak olsak rastlantısal yurtseveriz. Onları anlamak kolay değil.


Ne var ki, Bayar'ın bir eylemini yine de garipserim, bu kadar bilge ve deneyimli bir adam bu çelişkiye neden izin verdi diye düşünürüm.

İnönü'yle sistemin liberalleşmesi, tek adam yönetiminin sona ermesi, cumhurbaşkanının partiler üstü olması gerektiği, aynı zamanda parti başkanı olmasının doğru olmadığı gibi tezlerle haklı olarak çatışan BAYAR, ilginçtir kendi cumhurbaşkanlığı döneminde bu konuyu düzeltme yönünde bir girişimde bulunmamış, aksine meşhur DP amblemli bastonuyla partinin bilfiil lideri olarak hareket etmiş, hatta son dönemlerde Menderes hükumetinin muhalefeti baskılayan tavrında da etkin rol oynamıştır.


İktidar ne garip şey, aklın düşünme yeteneğini bozuyor sanki...


Yamacı tırmanarak köy sokaklarından anıt mezara doğru giderken bunları düşünüyorum. Yetmiş yaşında herkesin kahramanıyken elde ettiği iktidarı, en üst mertebede, üstüne üstlük mutlak güç haline geldiği yerde acıklı bir biçimde 80 yaşında yitirip, iktidarsız, bir grubun siyasi menfaatleriyle taptığı olarak, büyük bir azimle de sonraki siyasetin gündeminden hiç eksik olmadan 103 yaşına kadar 22 yıl daha dik duran efsane cumhurun evini şimdi daha çok merak ediyorum. En çok da bu istek ve enerjiyi nasıl sağladığını?




DEVAMINI, CELAL BAYAR'IN müzeEVİNİ


ve


ANITmezarı RESİMLERİYLE GÖRMEK İSTERSENİZ

TIKLAYIN

*

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA