"Bilgi Güçtüɾ" Diyen Düşünür Francis BACON

Francis Bacon'ın Yeni Atlantis (Nova Atlantis) Ütopyası

Bacon’un, bilim üzerine kurulu ütopik devlet tasarımı, her şeyin din üzerine kurulu olduğu Ortaçağ’ın Hıristiyan devlet tasarımına bir alternatif sunması bakımından anlamlıdır.

Nova Organum'da belirtilenlerin olgun ve toplumcu biçimi. Yeni Atlantis (The New Atlantis) Bacon'ının düşüncelerindeki ideal toplum düzenini yansıttığı eseridir. Felsefi, ütopyacı roman geleneğinin en güzel örneklerinden biri olduğu gibi, eser Bacon'ının özellikle Novum Organum'da belirttiği yöntemlerin sonuçlarının kurgulanışı olarak da ele alınabilir. Güney Yarım Kürede Büyük Okyanusun ortalarında yer alan Ben Salem isimli bir adada kurulmuş olan bu düşsel devlet dış dünyadan kopuk bir yaşam sürdürmekte, sadece on iki yılda bir dış ülkelere bir gemi göndererek oralardaki bilimsel gelişmeleri ve yenilikleri izlemektedir. Bu heyet incelemelerini kimseye belli etmeden yürütür. Okyanusta yolunu kaybeden yabancı bir gemi bu adaya düşünce adalılar bir yetkili adanın toplum ve devlet yapısını bu yabancılara anlatır. Adada dikkati çeken en temel nokta, bilimsel bilimsel ve teknik gelişmenin ulaştığı yüksek düzey ve buna bağlı olarak her yönüyle gelişkin bir toplum yetiştirilmiş olmasıdır. Ülkeyi bir bilim kurulu yönetmektedir. Süleyman Evi denilen yerde çalışmalarını sürdüren ve Bilimler Haznesi adıyla anılan bu kurulunun görevi, olayların sebepleri ve gizli nedenleri üzerine bilgi edinmek, mümkün olan her şeyi yapabilmek için insanın doğa üzerine egemenliğinin sınırlarını genişletmektir.


Kurul 36 kişiden oluşur ve üyelerinin her biri bilimin belli bir alanında derin bir uzmanlığa sahiptir. Bunların çalışmaları gizlidir, sadece kendilerinden sonra gelecek olanları yetiştirirler. Işık Toplayıcıları adı verilen 12 kişilik grup gizlice yabancı ülkelere giderek son bilimsel gelişmeleri ülkeye taşırlar. Geri kalanlarsa bilimsel araştırma ve incelemenin tüm farklı veçhelerini gerçekleştirerek bilimsel gelişmeyi ileriye taşımaya çalışırlar. Bunlar üçer kişiden oluşan on iki gruba ayrılırlar ve gruplar yaptıkları işlere göre adlar alırlar. Örneğin üç üye bütün kitaplarda buldukları denemeleri topladıkları için bunlara ‘yağmacılar’ denmektedir. Geri kalan gruplar ise ‘sır adamları,’ ‘madenciler,’ ‘toplayıcılar,’ ‘drahomacılar,’ ‘lambalar,’ ‘aşçılar’ ve ‘doğa yorumcuları’ adlarıyla anılırlar. Ben Salem’in bilim kurulunun asli görevi olayların sebepleri ve gizli nedenlerini öğrenmek ve insanın doğa üzerindeki egemenliğinin sınırlarını genişletmektir. Süleyman Evinin bilginleri evreni aydınlatacak ışığı yakalamışlardır. Kurumun çalışma araçları ya da ortamları 21 grupta toplanmaktadır: Derin mağaralar, yüksek kuleler, yapma kaynaklar, yapma doğa evleri, sağlık odaları, hamamlar, bahçeler ve tüm geri kalanlar bilimsel araştırmaların sonuçları olan kazanımlar ya da yeni inceleme ve araştırma alanlarıdır. Bilimsel gelişmenin en üst düzeyini ve evrensel ışığı yakalamış olmak bu toplumun tüm bireylerini aydınlanmış ve erdemli kılmıştır ve bu yüzden mutlu bir yaşam sürdürmektedirler. Bilimin sağladığı nimetlere böylesine katıksız bir inanç, uzun yüzyıllar boyunca her şeyin dinle açıklandığı ve halen de açıklanmaya devam edildiği bir dönemde dinsel kurumlara meydan okuma ve bir alternatif sunma olarak anlamlıydı hiç kuşkusuz.


Bilimsel ilerleme ve buluşların yarattığı güven ortamı ve iyimser hava her türlü güçlüğü bilimin çözeceğine olan inancı pekiştiriyordu. Bacon’un bu bilim toplumu ütopyası, dönemindeki gelişmelerin bir yansıması olarak kabul edilebilir. Aynı ideal Campanella’da da bulunmaktaydı. Ne var ki günümüzde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yol açtığı çevre felaketleri bu konu üzerinde yeniden düşünmeyi ve öz eleştiri yapmayı gerektirmektedir.

Francis Bacon, İngiltere kraliçesi I. Elizabeth döneminin adalet bakanı olan Nicholas Bacon’un oğlu olarak 1561 yılında dünyaya gelir. On iki yaşına geldiğinde Cambridge Trinity College’e giren Bacon, skolastik felsefeyle ilk kez tanışır ve karşıt görüşlerinin temelleri burada atılmaya başlar.


1576 yılında hukuk eğitimi almaya başlayan Bacon, Fransa’daki İngiliz elçisinin yanında çalışma teklifi alarak Fransa’ya gider. 1579 yılında babasının vefatının ardından İngiltere’ye dönen Bacon, yarıda bıraktığı hukuk eğitimine devam eder.


Hukuk öğrenimini tamamladıktan sonra avukatlık yapmaya başlayan Bacon, avukatlığın yanı sıra siyasi kariyer edinmek için de çalışır ve bunun sonucu olarak İngiliz Parlamentosuna seçilir. Kraliçe I. Elizabeth’e olan bağlılığı sayesinde kariyerinin en parlak dönemlerini yaşar. Kraliçe I. Elizabeth’in ardından tahta geçen I. James döneminde de çok önemli görevler üstlenir. Sir unvanı da alan Bacon İngiltere baş yargıçlığına kadar yükselir.


1621 yılında rüşvet suçlamasıyla karşı karşıya kalan Bacon, bu suçlamadan dolayı yargılanarak mahkum olur ve böylece de kariyerinin sonuna gelir. Bundan sonɾa ne paɾlamentoda ne de heɾhangi biɾ politik konumda bulunma imkânı kalmayan Bacon, siyasetten koparak hayatının geɾi kalan yıllaɾını felsefi düşünceleɾe adar ve 1626 yılında zatürreye yakalanarak hayata veda eder.


Francis Bacon’ın en önemli eseri olan Essays yani Denemeler, kendisini edebiyat alanında da üne kavuşturur. İnsanoğluna yalnızca doğanın gizlerini değil, yaşamın güçlüklerini de açıklamayı amaçlayan Bacon, ortaya koyduğu yeni mantığı, insan ilişkilerini de kapsayacak biçimde tasarlar. Bu yüzden Essayes’de tutku, ikiyüzlülük, kin ve sevgi gibi yalın yaradılışları irdelemeye çalışır.


Tarihten ve kendi gözlemlerinden çıkardığı deneyimlere dayanarak davranış ve güdüleri inceler ve genellemelere varır. Bu yoldan insanoğlunun yaptıklarını ve yapması gerekenleri ortaya koyar. Gerçekçiliğin ve ahlaksal ideallerin bir karışımı olan bu denemeler, dünyevi bir bilgelik taşır.


Yazılarına yansıyan kişiliği son derece berrak ve canlı olan Bacon’un anlatımı insanı sıkmayan zengin imgelerle doludur. Okuyucusunu kolayca avucuna alarak zihnindeki akışa katar ve böylece düşüncelerini harekete geçiren duygu dünyasına taşır. Gerçek bir iletişim ustası olarak titizlikle işlenmiş dengeli cümleler kurar; düşüncelerini sunuş biçimi sağlam bir yapı gösterir.


Bacon yapıtlarıyla bilimin ve felsefenin gelişme yolunu göstermiş, doğa ile us arasında bir bütünlük kurulabileceği inancını yerleştirmiştir.


Denemelerinde Makyavelist bir ahlakî görüşü savunan Bacon, Hristiyan ahlak yapısından uzak bir görüş ortaya koyar. Buradan yola çıkarak ortaya koyduğu anlayışa en yakın yönetim biçimi olarak da Otokrası’yi önerir. Otokrasi, bir hükümdar, küçük bir küme ya da tek bir siyasal partinin siyasal erki elinde bulundurduğu bir yönetim biçimidir.


Francis Bacon’ın bilimsel gelişme adına ortaya koyduğu rolün önemi hiçbir şekilde tartışılmaz. Bilimi bağnazlıktan sıyırmak adına savaşan önemli bir düşünürdür.


Bacon'ın felsefesinin odağı bilimdir. Ona göre bilim bir ilerleme, gelişme sürecidir. Tarih boyunca dinsel, siyasal ve düşünsel nedenlerle önem verilmeyen bilimin, insanları aydınlatma ve yönlendirme işlevini öne çıkarmak gerekir. Bilim, sözcüklerle oynama yerine, doğanın özünü kavramaya yönelmelidir. Doğaya egemen olmanın birinci koşulu, onu kendi bütünlüğü içinde bilmek. onu düzenleyen genel yasaları kavramaktır. Bunun yolu da deneyden geçer. Kesin bilgi. kuşkunun bittiği yerde başlar.


Bacon'ın belki de en önemli katkısı idola adım verdiği yanıltıcı düşüncelere ilişkin uyarısıdır. Ona göre idola, kişiyi doğru ve kesin bilgiye ulaşmaktan alıkoyan, deneyle bağlantısı olmayan önyargılardır. Bacon, Novum Organum da bu yanıltıcı düşüncelerine yer verir.

39 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA