Onca Kitaba İnce Eleştiri

En son güncellendiği tarih: Oca 20

İntiharına bir başkaldırıdır bahar,

Çığlık çığlığa dalar kış denizlerine

çiçek gemileri

…Ve kırık kanatlı kuşlar…

Yazarken, tarih öncelerinde unuttuğum küçük hesaplarından arınmış, delikanlı, duru ve gür sesimi bulduğumu sanıyorum. Denk geldiğim aynalar, onurlu bir yüzle gülümsüyor mu, ne?

Ne var ki, öyle çok bahara yoğunlaşınca aklıma gelenlerden içim üşüyor.

12 Eylül öncesinde kışkırtılarak, ateşe sürülen sonra da günah keçisi ilan edilip, yaşı büyütülerek çarmıha gerilen arkadaşlarımı, bayramken kıyıma dönen 1 Mayısları, koca ellerimizle çocuk Denizleri boğazlayışımızı, seçimle geleni seçimle göndermez, iple alırız,… gibi demokrasi kazalarımızı, bir öğretiden çare uman, ama özgürlük de isteyen gençlerin tanklarla ezildiği Prag Baharı’nı… Bombalarla çocukları, kadınları, savunmasız insanları öldüren; din, siyaset, özgürlük, demokrasi, savaş bezirganlarını… Dünyanın yaşadığı yığınla acıyı, erken açan ve yanan baharları düşündüm.

Bahar da bitti, şiir de yoruldu,

Kardelene fısıldayan mı var:

Altı üstü bir metre kar…

Sapla kalbine hayatı ve aşkı,

Çık!

Üstü güneş, üstü bahar…

diyorum. Kardelene akıl vermek bana düştü ya, kaçırır mıyım?

Boş versene, direnmeye yeminli bademin, güneşi genlerinde taşıyan kardelenin akla ihtiyacı yok, sana da… Sen becer de kendi bahçende dal ol, diyor aklım.

Akıl ya...

Yazanın bahçesi bu kadarcık; onun kardeleni, bahar savaşçısı kitapları, düşünceleri, değil mi?.. nereden bilsin,fukara.

Ne oluyorsa?.. Güzel güzel ayhali sancılarından muzdaripken, birden ateşli bir savaşçıya dönme hali ne oluyorsa? Bu şizofren med-cezir ne?.. Oysa basit: İşte buna EDEBİYAT diyorlar.

Şiir ve has edebiyat sihirli bir jargondur… diye söze başlasam diyorum, diyorum da mart kedisi gibi bir ayakkabı eskisi yiyeceğim de geliyor aklıma. Öyle ya, edebiyatın, sanatın zamanı mı? Tek bir güzellik gören mi var? Ya gözlerimiz bozuldu ya da ruhumuz… Dünyanın çivisi çıktı, derdi eskiler, daha da beteri var sanki. Kapıda bekliyor.

Varsa cesaretin aç bak...

Böyle giderse yazın mayonu zor giyersin diyor içim. Niye mi?

Her şeyi de diyeceksin... Dışarıdaki karı görmüyor musun? Ya mevsim ne?

Edebiyat, sanat böyle zamanda yapılır mı? Siz, birkaç Don Kişot kalkın, cebinizdeki son birikimleri tüketerek iş, ekmek, gelecek kaygısı içinde boğulan, ama her biri on ekmek ederi yabancı sigaraları, dilini döndürüp de adını diyemediği içkileri içmekten, son model arabaları kullanmaktan vazgeçemeyen bu ülkede edebiyat yapın.

Gülerler buna… Ama başka yerden…

Gene de umudu öldürme. Tarih hep örnektir.

12. , 13. Yüzyıl, Anadolu’nun, Moğol istilaları, iç kargaşalar, yerel isyanlarla delirdiği bir zamandır. Selçuklu yönetimi uyruğu Türkmenleri adam etmek için Moğollardan askeri yardım ister; hatırlarsınız vezir Sadettin Köpek’i... Yaşam kaygısı içindeki insanlar çaresiz, korku içindedir. Gariptir, en büyük mutasavvıflar, günümüze kadar hükmünü sürdüren kimi düşünür ve şairler de aynı dönemde ortaya çıkar, örneğin Yunus Emre bu çağdandır. 15. Yüzyılda Şeyh Bedrettin’i de yaratan Fetret devrinin karanlığı değil midir? Zor, aklı çalıştırır derler.

Ondandır her karanlık GÜNEŞİ doğurur…

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

31 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
1/2

hala

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA