Çağımdan Tiksiniyor muyum?


Saint-Exupéry ölmeden önce "çağımdan tiksiniyorum" demiş!.. Camus ise benimsemediği bu düşünce için "Bu somurtkan, bir deri bir kemik dünyadan kaçmak da insanı sarabilir zaman zaman. Ama bu çağ bizim çağımızdır. Kendi kendimizden tiksinerek de yaşayamayız. Bu derece aşağıya düşmesi, değerlerini aşırılığa götürmesinden olduğu kadar kusurlarının yüceliğindendir de. Biz bu değerlerin en köklüsü için savaşacağız."


Oktay Akbal'sa "Bu çağ bizim çağımızdır, oysa bu çağdan tiksiniyoruz!.." diyerek Saint - Exupery'nin sözü ile Camus'unkini birleştirmeyi tercih ediyor... Oktay Akbal (Konumuz Edebiyat Çağın Tiksintisi)


Çağımızla ilgili bu düşünceler doğrultusunda elbette bizim de diyeceklerimiz var. Bu bir tür bırakıp gitme isteği ya da kaçma isteği değildir.Arkana bakmadan bu çağdan uzaklaşma beklentisi hiç değildir. Şu olabilir mi?Başka çağlarda varolma isteği gibi. Bu daha çok ilerisi için mi yoksa; geriye, çocukluğumuza dönmek gibi mi? Derin iç sıkıntımızın kaynağı , bulunduğumuz durumdan hoşnut olmama, daha iyisini isteme hakkı mıdır? Hızla değişen dünyaya ayak uyduramama sancısı mıdır? Ne o, nebu? Şu an yaşadığımız toplum düzeni aslında bir’ ‘‘insan icadı, tasarımı’ değil midir? İktidar savaşları, yolsuzluklar, şiddet, duyarsızlıkların yer aldığı bu ortam bizlerin iç sıkıntılarının kaynağıdır.


Bakın ne diyor : Henry Miller-‘’Yengeç Dönencesi’ ’adlı eserinde. ‘’ Akıntıya kapılmış, dümensiz bir gemi. Anahtarı olmayan bir delik. Haz, hüzün, hezeyan. Zamanın çarkında, medeniyetin kokuşmuş sularında sürüklenen, çivisi çıkmış bir dünya burası. Birileri tüller, kadifeler içindeyken diğerleri balçıklara gömülmüş debelenmekte. Zaman geçip gidiyor. Ne dün var ne yarın.’’Yine karamsar bir tablo.


Her gün doğumunda nahoş olan haberler, olaylar zorla bilincimize dikte ettiriliyorsa ruh sağlığımızı nasıl koruyabilirdik? Uyumsuzluk burada başlıyor. Oysa insan mutlu olmayı ne çok ister! Kendini kaybetmiş, kendini arayan amaçsız bir toplum olduk. Her şeyi kabullenen bir toplum.

Sadece yaşadığımız çağın insanlarının tasarımı hayat.


Peki, bu tasarımı beğenmedik değiştirelim diyemez miyiz?

Sevmek, ne güzel bir sözcük! Sevgi çiçekleri ekelim çölleşen yüreklere. Temmuzda kar zemheride nar gerçek olamaz mı? Her şeye, tüm kirliliğe karşın, çağımızı sevmek, daha güzele taşımak elimizdedir.


‘’Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, dünyanın değişmeyeceğine inandığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.’’ der Jean Paul Sartre. Her durumda, her koşulda değişime uğrayabileceğimiz gerçeğinden korkmamalıyız, ürkmemeliyiz. Yeter ki, ne istediğimizi bilelim. Neyi değiştirmek istediğimizden emin olalım. Nelerden hoşlanıyoruz. Uğraşlarımızın dışında hobilerimiz var mı? Arkadaşlarımızla bir araya geliyor muyuz? Doğayla baş başa kalıyor muyuz? Hayata nasıl bakıyorsak yansıması da o yöndedir. Yaşama sevinci tıpırtılarını alabilecek o kadar çok şey var ki... Yeter ki görmesini bilelim. Sevelim, sevilelim, çok olalım. Kusurların olması daha iyi bir gelecek için duyumsamamızı ve düşünmemizi sağlar. Değişim için bundan iyi sebep mi olur?

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Su Çürüdü

1/2
139992850_952654755565089_78653909127180

çiçekler

açsa da

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA