Kimliksiz Kimlikler


Dünya gezegeninde henüz dünyalı kavramına ulaşmış bir kimlik tanımıyoruz. Bu nedenle, herkesin doğup yetiştiği bir ailesi, ait olduğu bir toplum ve o toplumun kendine verdiği bir kimlik var. Kimliğimizin değerlerini artılarıyla eksileriyle benimseriz. Bu benimseme olumsuzluklarını akıl süzgecinden geçirmeden olduğu gibi kabul etme anlamında değil.


Gücüne ve olanaklarına bakmadan emperyalizme kafa tutmuş bir ülkenin çocuğu olmak, dahası bu savaştan utkuyla çıkmak bu kimliği övünerek taşımayı getirmişti cumhuriyet insanına. “Kendi ulusuna yararı olmayanın kimseye yararı olmaz.” derler. Çünkü insan önce varlığının nedeni olan ailesine sonra da tüm insanlığa karşı sorumlu ve borçludur. Yaşam koşulları, yaşam biçimlerinin de belirleyicilerinden biridir. Ulusal kimliklerin bu boyutunun korunması renkliliğin de bir göstergesidir.


Cumhuriyet dönemi yazarlarımızın yapıtları, batılılığı yanlış anlayanların yergisi, bilimsel dünya görüşünün savunusu ile doludur. Osmanlının yok ettiği Türklük bilincinin kurulmasına yöneliktir yapıtlar. Zorluk çekmez yazarlarımız, çünkü ulus olarak kendimizle övünüyorduk. Geçen yıllarda ne değişti de bu kimliği övgüyle kullanmak bir yana, bu kimlikten utanır olduk. Kuşkusuz çok şey değişmiştir, değişen pek çok olumsuzluk olmuştur, sıralayacağımız. Bazılarının içeriğini boşalttığı, pek çok anlamsızlık yüklediği bu kimliği bazılarının yanlış yapması nedeniyle taşımak niye artık gurur kaynağı olmaktan çıksın ki?


Ulus kimliği emperyalizmin kullandığı ümmetçilik görüşü ile törpülenerek erimeye başladı. Özgüven duygusuyla araç gereçleri bile kendi yaparak okulun yakınındaki ırmaktan elektrik üreten Köy Enstitülü öğretmenler; yurt dışı eğitiminden sonra, kendisine Paris’te nitelikli bir hastanenin başhekimliği önerisini reddederek Anadolu’nun köylerinde eşek sırtında, bitle, uyuzla uğraşan doktorlarımız yok artık. Ne değişti: Çok şey. Önce tek şey. Sonra her şey. Önce tam bağımsızlık ilkemiz, “küçük Amerika” olma ile yer değiştirdi. Bu değişme ile yörüngemiz değişti. Şu an savaşım veren kitlenin ilerlemiş yaşlarına karşın, cumhuriyetin kurucu kadrolarından ve onların yetiştirdiği sınırlı sayıda insandan gelmesi tesadüf değil. Yurt ve ulus bilincinin yerini kişisel çıkarların aldığı işbirlikçiler yaratıldı.


Sanatçı bir yere kadar toplumun içinde, yaşadığı toplumun değerleriyle biçimlenmiş bir kimliktir. Ancak bir yere kadar. Sıradan insandan ayrımı bu yüzdenin az olduğu, belirleyici ise hiç olmadığıdır. Toplumun önünde olan söylemleriyle ilerici dönüşümleri gerçekleştirenler bu kimliği edinebilir. Mütareke basının egemen olduğu yıllarda nasıl sanatçımız yoktuysa, şimdi de sömürgeleşmenin getirdiği eziklikle sanatçımız yok. Olanların seslerini duyurabildiği alanlar da her geçen gün daralmakta.


Devşirme yazarlara, Tanrı yürü ya kulum demekte, ödül almakta, anlatım bozuklukları ile dolu yapıtlarının Nobel’e aday olacağı söylenmekte.

Kimliklerinden utanan, kimliklerini satanlara uluslarının zaten gereksinmesi yok. Ancak yapılması gereken bu kimliği kullanamayacaklarsa, bunu uygun bir biçimde geri vermektir. Satacak bir kimliğin olmadığı zaman bakalım yine oturtuldukları o koltukta oturabilecekler mi? Çünkü bulundukları konumu, değerine değil, değersizliğine borçludurlar… Vatan haini olmak sadece savaş yıllarına mı özgüdür? Yurdunun çıkarlarını kişisel çıkarlarıyla değişen herkes vatan hainidir.


Önemli başka bir sorunumuz da eskilerin “edip” dediği söylemi, yetkinliği karşılayan yazarlar yetiştiremiyoruz. Yazınımızın ulusal kimlikten yoksun olmasının bir başka nedenidir bu. Yetkin kimlikleri yerdiğinde büyüyeceğini sanan küçük insanlar, insanlara güvensizliği telkin edecek uzaktan kumandalı yazdırılmış komplocu, kurgusal yapıtlar ile kimliksizlik sürecini yoğun biçimde yaşatıyor yazınımıza. Ne olduğunu sorusunu bilmeyen, ne olacağını da bilemez. Geçmişini bilmeyen boşluktadır; oysa gelecek sağlam bir toprakta, zeminde biçimlenir. Bunu da ulusuna, ülkesine karşı kendisini borçlu hissedenler yapacaktır, ülkesine ihanet edenler değil. Hainler, ihanetlerine sanatı alet etmesinler.

*


ÖNEMLİ:

maviADA'nın BÜTÜN SAYILARINI,YAZI ve YAZARLARINI GÖRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN

*


*

6 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Son Pasta

Su Çürüdü

1/2

hala

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA