top of page
1/1094

Öldürme Yaşat

Güncelleme tarihi: 27 May

Yusuf AKSOY

*

Her ülkenin yazılı olana rağmen kendine özgü yönetim sistemi oluyor. Bizim ülkemizde de yönetimler kendi ihtiyacına uygun davranışlar gösterebiliyor. Ülkemizde gündemin çok hızlı değiştiğinin hepimiz tanığıyız. Bu çok hızlı gündem değişimi çoklu olsa da bir ikisi daha da öne çıkmaktadır. Bu eksende, son bir haftada en öne çıkan günden ise ‘Sokak Hayvanları’ oldu. Hepimizin yakından takip ettiği ve büyük çoğunluğumuzun şok olmuş halde tepki gösterdiği Hayvan Koruma Kanun’undaki değişiklik ile ilgili yasa teklifi hazırlığıdır. İktidar partisi AKP, sokak hayvanları ile ilgili yeni düzenleme için değişikliğe hazırlanıyor.

Ülkemizin çözülmesi gereken birçok sorunu olduğu bilinen bir gerçektir. Bunlardan birisi de şüphesiz ki sokaklarda kendi kaderine terk edilmiş ya da barınaklara hapsedilmiş hayvan sorunudur. Sokaklarda itilip kakılan, dayak atılan, araçların altında ezilen kedi, köpekler. Tamamına yakında hayvanların eziyet, işkence gördüğü ölüm kampı olarak bilinen barınaklar sorunu vicdanları sızlatmaktadır.

 

Sabah gazetesinin Hayvan Koroma Kanunundaki yeni düzenleme taslağı ile ilgili haberi aşağıdaki gibidir:

“YENİ YASA TEKLİFİ TASLAĞINDA NELER VAR?

*Kontrollü hayvan tanımı kaldırılıyor, yerine sahipli-sahipsiz hayvan tanımı baştan yapılıyor.

*Hayvan bakımevleri süreli bir bakımı vurgulayacak şekilde düzenleniyor.

*"Güçten düşmüş hayvan", "Ona bakan" ve "Kontrollü hayvan" ifadelerinin kaldırılması.

*Denetim yetkisi bakanlıkta olacak bu yetki valiliklere devredilebilecek.

*Denetimleri belediye ve zabıta ekipleri yapacak.

*Toplatılan sahipsiz hayvanlar bakımevlerinde 1 ay içerisinde sahiplendirilmezse ötenazi uygulanması.

*Bir kişi bakım altında köpeğini ihmal ederse hayvana el konulacak ve yeniden hayvan edinmesi yasaklanacak.

*Hayvanını sokağa atana verilen ceza 2 bin TL'den 50 bin TL'ye çıkarılacak.

 

Herhangi bir eşya ya da çöpmüş gibi -toplatılan sokak hayvanlarının bir ay içerisinde sahibi çıkmazsa- öldürüleceğinden bahseden taslağa karşı başta Barolar Birliği ve Türk Veterinerler Birliği olmak üzere toplumun her kesiminden çok ciddi tepkiler ortaya çıkmıştır.  Sokaklarda insanlarla birlikte evcilleşmiş ve insanlara ihtiyacı olan hayvanları öldürmek değil, yaşatmak asli sorumluluk ve görev olmalıdır, diye tavizsiz bir şeklide düşünüyoruz. İnsan olabilmek, kendisi için istediğini diğer canlılar için de isteyebilmekle mümkün olabilir. İçinde yaşadığımız çağın eşit yaşamdan, eşit sevgiden yani adaletten yana olan bilinci ve taraflılığı ile dolu olan toplumları başka canlıları öldürmeye rıza göstermez. Bu biline. Başka ülkelerden kana bulanmış hiçbir örnek bu canların öldürülmesini haklı çıkaramaz. Bu yüzden bu yasa taslağı acilen geri çekilmelidir. Aşağıda toplumun hemen hemen tümünün görüş ve önerilerine denk açıklama yapan Barolar Birliğinin ve Türk Veterinerler Birliğinin konu ile ilgili özet açıklamalarını paylaşıyorum. Ayrıca 12 Aralık 2022 tarihinde hayvan Haklarıyla ilgili Ada Günlüklerinde yayınlanan ‘Yaşam Hakkı’ başlıklı yazımı da paylaşıyorum:


“Türkiye Barolar Birliği (TBB), AKP’nin “başıboş köpekler” sorununun çözümü için ‘sokak hayvanlarının uyutulması” maddesini de kapsayan yasa değişikliği teklifine tepki göstererek “Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir” dedi.

TBB’nin yaptığı yazılı açıklamanın tam metni şöyle:

Kamuoyunda bir süredir, tüm sokak hayvanlarının toplanarak önce ilan yoluyla sahiplendirilmeye çalışılacağı, bu süreç sonunda sahiplendirilmeyen sokak hayvanlarının ‘uyutulma’ adı altında öldürülecekleri yönündeki yasal düzenleme için harekete geçildiğine dair haberler paylaşılmaktadır. Bahsi geçen yasa teklifinin meclisten geçmesi halinde ülkemiz tarihinde görülmemiş bir hayvan katliamının yaşanacağı aşikardır.Yüzyıllardır bu toprakların bir parçası olan sokak hayvanlarının; bizler gibi hissedebilen, acı çekebilen ve her fırsatta “can dost” oldukları vurgulanan varlıkların ölüm fermanını vermek yahut onları ölüm kampı barınaklarda tecrit etmek ne kültürel değerlerimizle ne de 20 yıl önce yürürlüğe giren ve 3 yıl önce kapsamlı değişikliğe uğrayan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun sistematiği ile bağdaşabilir.

İddia edildiği gibi sokak hayvanları popülasyonu bir problem teşkil ediyorsa bu sorunun çözümü yetkili tüm kurumların eş zamanlı olarak yürüteceği bir kısırlaştırma ve rehabilitasyon seferberliğidir. Bunun için semtlere ve özellikle kırsal bölgelere kısırlaştırma merkezlerinin kurulması gerekli ve yeterlidir. Kısırlaştırma ile birlikte mutlaka uygulanması gerekli bir başka husus da evcil hayvanların üretim ve satışına yasak getirilmesi ve sahiplendiği hayvanı sokağa terk edenlere ağır idari yaptırımlar uygulanmasıdır. İki veya üç yıl süresince uygulanacak bu yöntem ile sokak hayvanlarının üremesinin önüne geçilebilecek ve varlığı iddia edilen sorun büyük ölçüde çözüme ulaşacaktır. Açıklanan yöntemler, alanında uzman veteriner hekimler tarafından da en doğru yol olarak sunulmakta, pek çok bilimsel çalışma ile de desteklenmektedir.

Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir. Etik değerlere, toplumsal normlara ve sırf sezgisel olarak dahi fark edebildiğimiz hayvanın yaşam hakkına aykırı olan bu zihniyetin kurumsallaştırılarak yasal zemine taşınması, toplumun vicdanında da kabul görmeyecektir.

Sonuç olarak, Türkiye Barolar Birliği olarak yapılması planlanan yasal düzenlemeyi takip ettiğimizi ve bu toprakların bir parçası olan tüm canlıların ‘yaşam hakkı’nın korunması adına her türlü hukuksal mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğimizi kamuoyu ile saygıyla paylaşırız.


“Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak sahipsiz hayvanların itlafına sebep olacak her türlü uygulamanın karşısında olduğumuzu, bu uygulamaların hayvan refahı açısından kabul edilemez olduğunu kamuoyu ile paylaşma zorunluluğu hissediyoruz. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH), evcilleştirilmiş bir tür olan köpeklerin topluma bağımlı olduğunu, sahipsiz oldukları durumlarda dahi sağlık ve refahlarını sağlamanın etik bir sorumluluk olduğunu hatırlatmaktadır.

Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH) sahipsiz hayvan popülasyonun kontrolünde “yakala, kısırlaştır, aşılat ve yaşadığı bölgeye geri bırak” yaklaşımının sahipsiz hayvanların üremesinin kontrol edilmesine yönelik bir yaklaşım sağladığını ama bununla birlikte daha önce birçok kez meslek örgütü olarak vurguladığımız önlemlerin de birlikte alınması gerektiğini ifade etmektedir.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve meslek odaları olarak çözüm önerilerimiz;

§  Büyükşehir Belediyelerinde Veteriner Halk Sağlığı Daire Başkanlığı ve diğer belediyelerde Veteriner İşleri Müdürlüğü kurulmalıdır.

§  Veteriner Halk Sağlığı Daire Başkanlığı ve Veteriner İşleri Müdürlüklerinde nitelikli ve yeterli sayıda personel istihdamı sağlanmalıdır.

§  Geçici Bakımevi kapasitesini karşılar sayıda veteriner hekim, hayvan sağlığı yardımcı personeli ve işçi personel bulunmalıdır. Bu konuda standartlar oluşturulmalıdır. Geçici hayvan bakımevinde çalışan yardımcı personeller hijyen, hayvan davranışları, hayvan refahı ve bakımı, hayvanların tutulması ve yakalanması konusunda eğitim almalıdır.

§  İhtiyaç duyulan bölgelerde veteriner fakülteleri ve serbest veteriner hekimlerden kısırlaştırma çalışmalarında destek alınmalıdır.

§  Sahipli hayvanlar da dahil olmak üzere kontrolsüz üreme ve denetimsiz ticari satışların önüne geçilmeli, üretim yapılacaksa ilgili bakanlığın denetimi ve mutlaka veteriner hekimlerin denetimi ve onayıyla yapılmalıdır.

Sahipsiz kedi ve köpeklerin sokaktan sahiplenilmesi özendirilmeli, sahiplenilmesi halinde kimliklendirilmesi ile ilgili zorluklar ortadan kaldırılmalı, her yaştaki hayvan kimliklendirilebilmelidir.

§  Çevreye uyum gösteremeyen, yaşlı, zayıf, engelli vb. köpekler ve kediler sahiplendirilinceye kadar veya hayatları boyunca bakımevlerinde kalmalıdır

§  Hayvan sahiplenme şartları yeniden düzenlenmelidir.

§  Sokağa terkedilen hayvanlara ilişkin hayvan sahiplerine ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır

§  Önemli bir sokak hayvanı kaynağı olan kırsal yerleşim alanları ile tarım işletmelerindeki hayvanlar denetim altına alınmalıdır

§  Ayrıca, sahiplendirmenin özendirilmesi, devletin bu konuda destek vermesi, bireysel sahiplenmenin yanı sıra, ülkemizde bulunan çok sayıda şirketin ve kamu kurumlarının hayvanları sahiplenmesi sağlanmalıdır

§  Çözüm için başta meslek örgütleri olmak üzere sivil toplum örgütleri ve diğer gönüllülerden yardım alınmalı, destekleri istismar eden kişi ve kurumlar denetlenmelidir.

Son sözümüz şudur ki, bu yasa tasarısı son halini almadan önce, uygarlığın ilk zamanlarından beri birlikte yaşadığımız kedi ve köpekler ile  bütünleşik bir yaşamı en iyi bilen akademik meslek olarak görüşlerimizin alınması gerektiğini kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve Veteriner Hekim Odaları

 

 

YAŞAM HAKKI


Hak kavramı, genelde sadece insan haklarını ifade eden bir kavram olarak gündeme geliyor. Oysaki insan ile beraber tüm canlı türlerinin eşit yaşam hakkı söz konusu olmalıdır. Canlı türleri içinde daha gelişkin yetenekleri olan insan türü (homo sapiens), kendine uygun yaşam koşulları ve alanları oluşturup bunları sürekli geliştirebilirken diğer canlı türlerinin yaşam haklarına müdahale etmeyi de kendine hak sayabilmektedir. Bu asla bir hak değildir ve olması gereken doğal bir durum da değildir. Aksine, diğerinin haklarına saldırıdır. Erdemli insan olabilmek, kendi için hak gördüğünü başkaları ve başka canlı türleri için de hak görebilmektir.

İnsan türcülüğü politik bir tercihtir. Türcülüğe karşı türlerin eşitliği savunmak, yeni politik bir tutum almak insan olabilmenin en temel ve en önemli gereklerinden biridir. Bitki türleri kendi doğal ortamında özgürce varlığını sürdürebilmelidir. Doğa hakkı kapsamında yeşil canlı türleri olan ağaçlar, ormanlık alanlar vb. yerler keyfi ve ranta dönük olarak betonlaştırılmamalı, talan edilip yakılmamalıdır.


Bitkilerin hayvanlar gibi acı duygularının olmadığı bilinmektedir. Ancak hayvanların insanlar gibi duygularının olduğu, acı ve üzüntü duydukları, sevindikleri, heyecanlandıkları, korktukları  ağladıkları ve hatta küstükleri bile bilinmektedir.

Hayvan hakkı, İnsan hakkı kadar değerli ve vazgeçilmezdir. İnsanın doğada varlığı ve sürekliliği diğer canlı türleriyle eşit ve dengeli ilişkiler bütününe bağlıdır. Ancak, gelin görün ki hayatın pratiği çok farklı. Betonlaşan doğal alanlar, yakılan ormanlar, keyfi kesilen ağaçlar oralarda yaşayan hayvanları da tedirgin ve tehdit etmiştir, etmektedir. Yaban dediğimiz, insanın kirli eli değmemiş olduğu doğal alanlarda insan etkinlikleri dolayımı ile yaşama olanakları zorlaşan hayvanlar, doğal olarak insanlarca zapt edilen yerleşim yerlerinin çevresinde yaşamaya başlamışlardır. İnsan egemenliğindeki çevrede ağaçlar, kuşlar, kediler köpekler ve diğer hayvanlar için yaşam eziyetten başka bir şey değildir maalesef.

Dünya genelinde hayvanların yaşantısı ve hakları ile ilgili farklı yaklaşım, farklı tutum ve davranışlar mevcuttur. İnsan odaklı medeniyetin görece daha ileri olduğu Avrupa’da, Amerika’da ve Asya’nın ekonomik olarak gelişip zenginleştiği bölgelerde sokaklarda hayvana rastlayamazsınız. Neden acaba? Sadece insanı temiz tür sayan hastalıklı zihniyet hayvanları zehirleyerek, endüstriyel alanda ham madde olarak ve deney aracı olarak kullanarak soykırım yapmıştır. Günümüzde ise evlerde süs hayvanı olarak karne karşılığında bakılmasına izin veriliyor. Kontrollü üremeye izin verilenler ise deney malzemesi olarak ve kozmetik ve ilaç üretiminde ham madde ihtiyacı için planlanıyor. Kâr amacıyla tüm dünyada aşırı hayvansal gıda üretimi ve tüketimi yapılıyor. Tavuk, civciv ve balık gibi hayvanlara eziyet çektirilen kafesler içinde, zararlı hormon ilaçları verilerek çok hızlı üremeleri ve yumurtlamaları sağlanıyor. Kimyasal döllenmeyle yani bir şekilde istismar yoluyla inekler yavrulatılıyor. Yavrular anne sütünden mahrum bırakılıyor ve kimyasal yoldan beslenmeleri yapılıyor. Çünkü doğal süt bir meta aracıdır; yavrular için değil pazar için toplanmaktadır.  


Ülkemizde hayvanların yaşantısına baktığımızda da bir felaket manzarası ile karşı karşıya kalıyoruz. Doğal yaşam alanlarından insanların yaşadığı çevrelere mahkûm edilen ve insana muhtaç edilen sayısı belirsiz hayvan potansiyeli her gün ölümle yaşam arasında ince bir çizgide, sınırlı, eziyetli bir yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinden bu yana hayvanların dez avantajlı durumu içimizi yakmaktadır. Toplu köpek, at ve eşek katliamları hafızalarımızdan silinmiyor.

Yukarda da vurguladığım gibi insanın edimleri sonucu aynı çevresel alanlarda yaşamak zorunda kalan hayvanların büyük çoğunluğu eziyet örüyor. Bu eziyet ve işkence çok yönlü olarak bu canlara karşı uygulanıyor. Devletin sorumluluğunda olan Konya Barınağı’ndaki görüntü hayvan sever tüm toplumları şok etmiştir. Onlarca çalışanın seyrederek suça ortak olduğu ve bir çalışan tarafından kafasına kürekle vurularak öldürülen köpek ülkemizdeki hayvanlara karşı uygulanan resmi ve geleneksel tutumu gözler önüne tekrar sermiştir.

Devletin ve yerel yönetimlerin denetimlerindeki barınaklar işkence ve ölüm barınaklarına dönüştürülürse, sokaklardakilerin başına gelecek hallerini bir düşünelim. Dün sokak köpekleri ve kediler sokak ortasında zehirlenerek, vurularak, diri diri gömülerek yok ediliyordu, bugün değişen ne oldu acaba? Aynı katliam ve aynı cinayet yöntemlerine yenileri eklendi: Konya’da ve göremediğimiz başka birçok barınakta köpeklerin kafalarına kürekle vurarak öldürme, kedileri torbalara koyup torbaları hava alamayacak şekilde bağlayıp boğarak öldürme. Bunlar da yetmiyor kepçelerle kocaman çukurlar kazıp topluca gömerek öldürmeler…

2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanlara karşı işlenen suçları kabahatler sucu kapsamında değerlendiriyor. Bu suçlar para cezası yoluyla bir şekilde affediliyor. Hayvanı öldürme, ona şiddet uygulama ve tecavüz etme gibi kabul edilemez suçlara verilen cezalar asla caydırıcı olmuyor. Mevcut yasaya sonradan eklenen sözde tutuklama ve hapis cezaları gibi cezalar var gibi görünse de bunlar para cezası yoluyla ya da iyi hal gereği doğrudan affa dönüşüyor.

Hayvanların eşit yaşam hakkı için yapılması gerekenler için şu önerilerde bulunabiliriz:

·       Hayvan haklarını savunan hayvan sever örgütlenmeler ile birlikte kapsamlı yeni bir    Hayvanları Koruma Kanunu acil olarak hazırlanmalıdır.

·     Kanun kapsamında hayvanlara karşı suç işleyenler için kesinlikle caydırıcı ve hiçbir şartta affa uğramayacak ağır cezalar olmalıdır.

·       Hayvanlar barınaklarda değil bulundukları yerlerde yaşayabilmelidir. Bunun için bulundukları yerlerde aşılama gibi koruyucu erken tedavi süreçleri uygulanmalı ve kısırlaştırılmalıdırlar. Bu amaca uygun olarak tüm yerleşim birimlerini kapsayacak acil tedavi, bakım ve rehabilitasyon birimleri ve ihtiyaç bölgelerine de hayvan hastaneleri yapılmalıdır. Bu birimler ciddiyetle denetlenmelidir.

·       İlk ve ortaokullarda zorunlu Doğa ve Hayvan Sevgisi Dersleri konmalıdır.

·    Hayvanların eşit yaşam hakkı için toplumu bilinçlendirici çalışmalar medya ve sosyal medya araçları da dâhil edilerek sürekliği olan planlamalar kapsamında yapılmalıdır.

·     Hayvanların tutsak ve eziyet edilerek kirli paralar kazanıldığı yerler olan sirkler, hayvanat bahçeleri, yunus ve diğer balık türlerinin hapsedildiği akvaryumlar, kafeslerde ölümüne tutulan tavuk işletmeleri kapatılmalıdır. Atların ölümüne yarıştırılmasına derhal son verilmelidir. Köpek, horoz vb. canların kavga yarışları yasaklanmalıdır.

·     Bazı cins tür hayvan çeşitlerinin genetiği ile oynanma pahasına çoğaltılıp ticareti yapılması engellenmelidir.

·     Av cinayettir, yasaklanmalıdır. Av tüfeklerinin ruhsatları iptal edilmeli ve tüfekler toplanıp geri dönüşüme verilmelidir.

·      Savaşlardan ve orman yangınlarından en çok etkilenenlerden biri de hayvanlardır. Bu öngörüyle gerekli tedbirler alınmalıdır.

·     Hayvansal gıdalar yerine bitkisel beslenmenin önemi topluma çok yönlü olarak anlatılıp, benimsetilmelidir.

Toplumca ‘dünyanın yalnız bizim olmadığı’  bilincine pratikte de sahip olabildiğimizde erdemli insan olma ve uygarlaşma yolunda önemli bir adım atmış olabileceğiz. Köpeklerin, kedilerin ve bizimle aynı çevrede yaşayan diğer tüm hayvanların evimizin, mahallemizin, semtimizin ve kentimizin sakinleri olduğunu asla unutmayalım.

*

Yusuf AKSOY

 

49 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

BABAMA MEKTUP

Comments